18 Eylül 2008 Perşembe

Denk güçlerin mücadelesi


Aşağıdaki yazı Al lee tarafından kaleme alınmıştır


Bir şampiyonada son 4’e kalmak demek, o şampiyonanın en başarılı 4 takımından biri olduğunuzu gösterir ama en güçlü 4 takımından biri olduğunuzu göstermez. Bu yüzden Şampiyonlar Ligi’nde yarı final hedefleyen Fenerbahçe’nin illa Real Madrid-Chelsea gibi takımlardan daha güçlü olmasına gerek yok. Geçen seneki başarı elbette Fenerbahçe’nin siklet atlamasına faydalı oldu. Ama bu sıçrama CSKA Moskova,Shaktar Donetsk gibi takımların sikletinden, Porto sikletine yükselmesini sağladı. Dünkü maç da bunu doğrular nitelikteydi. Porto, benim favorilerimden olan kaptan Lucho Gonzalez’in liderliğinde maça hızlı başladı. Fenerbahçe adam paylaşımlarında sürekli hata yapınca, önde oynayan Selçuk-Maldonado-Emre 3’lüsü hem pres hem de oyun kurma yönünden 1 Aurelio etmeyince, daha ilk 20 dakikada yarı sahasına hapsolmuş ve 2 tane gol yemiş Fenerbahçe çıktı ortaya. Golleri takiben, Porto geçen sene Fenerbahçe’nin avı olan diğer Avrupa takımlarıyla aynı tuzağa düştü. Hızlı futbol karşısında bocalayan Fenerbahçe’nin en sevdiği ağır tempolu oyuna dönüş, Fenerbahçe’nin eski kimliğine bürünmesine yardımcı oldu. Ama ileride Guiza’nın insanüstü çabası 1 golden fazlasına da yetmiyordu. İleride topa basan, sağa sola deplase olan Guiza, TFL’deki kapalı defanslardan çok, denk kuvette hatta daha güçlü takımlarla mücadele edilen Şampiyonlar Ligi’nde etkili olacağını gösterdi. Zaten Mallorca gibi bir takımda gol kralı olmak, her pozisyonda gol bulabilen “Mario Jardel” tarzı bir golcüden çok geniş alan ve kontratak futboluna yatkınlığın bir başka ispatıydı.

Aslında geniş alanlara hakim ama disiplin yoksunu rapstar Kazım Kazım, belki de bu maça en uygun oyunculardan biriydi. Ama huysuz ihtiyar geçen maçlardaki disiplinsizliğinin bedelini ondan çok Emre’ye ödetmeye kararlıydı. İlk defa sağ kanatta gördüğüm Emre sürekli içeri kaçarak oyun kurmaya çalışınca, arkasındaki Gökhan Gönül Lucescu’lu Beşiktaş’ın İbrahim Üzülmez’i gibi hücumda 3-5-2, defansta 4-4-2 oyuncusu olarak oynamak durumunda kaldı. Karşısındaki de Rodriguez olunca Fenerbahçe’nin sağ kanadının kırılması işten bile olmadı. Emre de ileride buluşamadığı topları almak için defansın önüne gelip bir de çalım atma sevdasına tutulunca, oyun kurma özürlü Yasin ile birlikte Porto’nun sürpriz ataklar bulmasına neden oldular. Yasin’e ayrı bir parantez açmak gerekirse, bu çocuk top kapmayı biliyor, sürati boyu posu yerinde. Ama pek çok akranı gibi defans kurgusundan bihaber, kademe anlayışı zayıf, topu oyuna sokması rezil. Ne yazık ki bu leş özelliklere rağmen milli savunmacılarımız Gökhan Zan, Servet Çetin ve İbrahim Toraman’dan tek eksiği tecrübe biraz da fizik. Zaten yıllardır bu çocukları yetiştiren sistem, bir Popescu, bir Meira hatta Ronaldo yaratamıyor, ya dışarıdan tonlarca paraya ithal etmek durumunda kalıyor ya da önlerine oyun kursun gedikleri kapatsın diye bir orta saha oyuncusunu assign etmek durumunda kalıyor.

2. yarıda Fenerbahçe daha istekliydi, 7 dakikalık Josico çok fikir vermedi ama Burak değişikliğiyle wing-back’li 5-3-2’ye dönüldü. Roberto Carlos ve Gökhan Gönül hücuma daha çok katılırken Maldonado, Cüneyt Tanman’a dönüştü. Burak – Emre- Alex – Carlos gibi iyi şut çeken adamlara rağmen kale uzaktan fazla yoklanamadı. Nihayetinde maç dönebilirdi, daha farklı da bitebilirdi. Fenerbahçe’nin bu maçtan çıkarması gereken derslere bakılırsa özellikle Aurelio’nun yokluğunda defanstan oyun kurulmasında ve takım savunması kurgusunda Fenerbahçe’nin biraz daha uğraşması gerektiği ortaya çıktı. Yüksek tempolu takımlara karşı oyunu dar alana sıkıştırıp takım halinde pres yapmanın da karaktere yerleştirilmesi gerekiyor. Siz yine de bugün batan Fenerbahçe şarkılarına çok kulak vermeyin. Zira takımda bir değişiklik olmasa da Fenerbahçe kendi sahasında 7 puanı alır, UEFA’ya kalır. Ama Aragones bir şekilde bu sorunları aşarsa, Fenerbahçe yanlış transfer politikası ve kötü Şampiyonlar Ligi başlangıcına rağmen iyi bir kura çekimiyle geçen seneki başarıyı tekrarlayabilir.


Al lee babanın çiftliği

5 yorum:

kiki (kazım kazım) dedi ki...

"Dede beni üzüyor dün akşam olmam gereken yerde değildim."

Her teknik direktör sahip olduğu oyunculara uygun takım stratejisi yaratabilmeli

Chelsea ya da Utd'ın taktiği ile sahaya çıkmak başarıyı getirmez başarıyı elindeki oyuncuların performansını arttıracak oyun sistemini kurarak elde edebilirsin

Dün akşam Rıdvan'ın yapmış olduğu yorumlar fenerin durumunu çok güzel yansıtıyor

Bana kalırsa Aziz kardeşimiz dede ve şeytanın haftada bir gün birlikte kahve içmelerini sağlamalı ...

Zerox dedi ki...

W.Times'ın temmuz ayında Fenerbahçe vs Fenerbahçe Oftaş ve Aynı Nakarat başlıklı olduğu iki yazısı var.

Adam bunu 2 ay önce belirtmiş insan ister istemez düşünüyor tabi kanaryanın yöneticilerinin ne işle meşgul olduğunu ...

mehmet erdem perek dedi ki...

aceto geçen gün carlos'la ilgili postu yayınladıktan sonra, maçı önyargıyla izledim malesef.

ama carlos da aynı yazıyı okumuş olmalı ki!! (daha doğrusu hacettepe maçından sonra kendi muhakemesini kurmuş olmalı) dün kademelerin ve geri dönüşlerin çoğunda başarılıydı.

başarısız olansa giderek düşen gökhan gönül. 'bu çocuğa ne oluyor' edebiyatını bir kenara bırakırsak, 'bundan sonra ne yapmalı?' sorusunu gündeme getirmeliyiz.

tabi ki yenilgiyi iki futbolcu nezdinde değerlendiremeyiz. fenerbahçenin transfer poltikası ve teknik direktör tercihi sorgulanmalı ki wasted bunu harika bir biçimde yapmıştı.

son söz: fenerbahçe'nin başı daha çok ağrır bu gidişle. ben inanmıyorum da bu düzen ve anlayışla 7 puan alacaklarına.

Adsız dedi ki...

olsun, daha hiç bi şey bitmedi ama avrupa biterse türkiye liginde şampiyon oluruz biz de! ölümüz bile porto'dan puan çıkartıyordu, dikkatinizi çekerim! aragones kadar saçma bir adam yoktur, neden kiki oynamadı ilk 11de?

crespo!

lazinyo dedi ki...

geçen seneden farklı olarak bu sene takımın hırs ve motivasyon kaybı çok belirgin. tabi ki kimse maldonadodan veya selçuktan bir aurellio performansı bekleyemez ama takımın geneline - ki bu sene gökhan başrolde - serpilmiş olan ölü toprağı çok üzücü. korkarım bu sene o sene değil...