09 Şubat 2010 Salı

uzay çağı

Formula 1’de 2010 sezonun başlmasına henüz 1 aydan fazla zaman var. Fakat bu sene takımların yeni arabalarında öyle enteresan yenilikler var ki bunları sizinle paylaşayım istedim.

Mclaren MP4-25

Sauber C29

Renault R30

Mercedes – W01

Virgin VR01
Yine konuk yazar Kemal'den geldiğini söylemeye gerek yok herhalde..








08 Şubat 2010 Pazartesi

bunu okuyan bunu da okudu..

"Tüm takımlarda yıldız futbolcular var. Bu tüm kulüplerin sorunu. Ellerindeki önemli yıldızlarının kaybolması ekonomik, psikolojik ve sosyal olarak da büyük bir yıkım getirmesine neden oluyor. Hakemlerimizin bu konuda dikkatli olmalarını, bu tür futbolcu diye geçinenlere taviz vermemeleri gerektiğini ve gerekli cezayı vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu anlamda onlara da buradan bir çağrıda bulunuyorum." Adnan Polat

"Ben takım çalıştırdığım dönemlerde de söylüyordum, hakemler maçta sertliğin dengesini iyi sağlamalılar. Oynamak isteyen takımla, oynatmamaya çalışan takımı iyi süzmeliler.Hakem maçta bu konuda zaafiyet gösterdi." Aykut Kocaman

07 Şubat 2010 Pazar

fenerbahce diyarbakir

oncelikle sunu soyleyim, erman torogludan sonra ligtvnin televole kadrosundan da kurtulmasi lazim, tarafsizlikla yorumsuzluk arasindaki farki anlayamayan bir ekip nasil basarili olsunki, melih gumusbicakin yanina vatan sasmazi koysalar farketmez. cunku yorumcu diye koydugu adamlarda tarafsiz olacaklar diye ancak devrearasinda " sagkanat etkisizdi, etkili olmali" diye yorumlarla idare ediyorlar...

ikinci konu macin hakemi: gsyin puan kaybettigi hafta fenerbahcenin de kaybinin cok buyuk olmayacagini dusunerek fenerbahcenin hizini iyi kesti. olmayan fouller caldi, olmayan kartlar gosterdi, enaz 5dk uzatma dedi, 2dk top oynatmadi, kisaca talimat uzerine yildizlari korudu...

fenerbahceye gelirsek; kotu oynadik, ama dis etkenler olmasa bu mactan 3puan cikarabilirdik, oyuncular artik bazen hakemleri de yenmeleri gerektigini anlayarak oynarlarsa rahat sampiyon oluruz... rakibimizin puan kaybettigi haftada kazanmaliydik olmadi...

FLAS!!!


ligin ikinci yarisi basladi; carlos yok, nonda yok, erman hoca yok...bunlar geri donmeyecek ama bir isim varki geri donmesi gereken, yoklugu cezayayinin dengesini iyice bozan, alleeye tekadamlik keyfi yasatan trapano bu aksam fenerbahce diyarbakir macindan sonra yeniden sizlerle...

Semih-Cem Sultan ve genç oyuncu fetişi..


Bir futbol takımının genel anlayış olarak altyapıya önem vermesi ve taraftarların buna destek olması elbette güzeldir. Ama Galatasaray taraftarlarının büyük çoğunluğu için durum farklı. Genç futbolcuları ilk 11'de görme isteği artık fetişe dönüşmüştür pek çoğu için. Bu noktada Galatasaray'ın altyapısını takip eden, paf-A2 takım maçlarını izleyen futbolseverleri bir kenara koymak istiyorum. Ama genelde şöyle olur. Bir paf takımı ya da genç milli takım maçından sonra bir gazetede şöyle haberlerden biri çıkar: "Teknik Direktör Ahmet, genç futbolcu Mehmet'i geleceğin Carlos'u olarak görüyor", "Paf liginin gol kralı Cavit gümbür gümbür"vs.. Bunu okuyan Galatasaray taraftarı önceki gün izlediği Barcelona maçında forvette Krkiç-Pedro, orta sahada Busquets görmüş olmanın heyecanıyla ilk 11'ler kurar Mehmet'i sol beke Cavit'i forvete yazar. Ondan sonra da neden bu gençler harcanıyor, dünyaca ünlü yıldızlar var altyapımızda forma vermiyoruz der. Gün olur bu gençler forma bile giyemeden Anadolu kulüplerine kiralanırlar. Büyük yetenekleri kendilerine orada bile ilk 11 şansı verilmesine yetmeyince aslında o kadar da büyük yetenek olmadıkları anlaşılır. 88' neslinden umut kesilir, 90' nesline odaklanılır.

Bu hikaye istisnalar haricinde böyle süregelmiştir. Galatasaray'da genellikle A takımda forma giyme kapasitesindeki oyunculara forma verilmiştir. Bunların bir kısmı kendini kanıtlamış bir kısmı da kanıtlayamamıştır. Altyapımız yıllardır kendi yaş gruplarında başarılar göstermesine rağmen üst gruplarda aynı etkiyi gösterememiştir ki altyapıdan çıkan oyuncunun A takıma tam anlamıyla hazır olması için bu tarz çalışmalara yıllarını vermiş Jan Derks göreve getirilmiştir.

Bu yazının çıkış noktası da Galatasaray'ın defanssız kaldığı günler Semih'e ilk 11 verilmesini isteyenler ile forvetsiz kaldığı bugünlerde Cem Sultan'ı ilk 11'de görmek isteyenlerin sayısıdır. Geçen sene Semih için Bülent Korkmaz, yetenekli ama nerede duracağını bile henüz bilmiyor, Harry Kewell gençliğinde aldığı eğitim sayesinde an itibariyle çok daha iyi defans bilgisine sahip demişti hatırlarsanız. Zaten Semih de ilk 11 oynadığı bir Ankaraspor maçında yer tutma yanlışlığıyla takımının 2 puanına mal olmuştu. Olsun elbet, canı sağolsun da demek ki Bülent Hoca da haklıymış bir yerde. Demek ki işkembeden sallamamak lazımmış henüz.

Şimdi Cem Sultan fırtınası esiyor aynı şekilde. Adını şimdi anımsayamadığım bir blog, Galatasaray Cafercan'ı geri getirsin demişti devre arasında, Konya Şekerspor'da attığı golleri ve oynadığı futbolu referans göstererek. Beşiktaş ile oynanan Türkiye Kupası maçında da iş olduğunu gösterdi az çok Cafercan kendinde. Bu mantıklı bir öneridir, ama uygun görülür görülmez o ayrı. Ama Cem Sultan'ı ben izlediğim hiçbir hazırlık karşılaşmasında öyle etkili falan görmedim. Benim aklımda kaldığı kadarıyla Cem Sultan'ı bugünkü Kayserispor maçında oynatsaydık Aydın Toscali ile her karşılaştığında gözleri dolardı sertlikten.Mutlaka yetenekli çocuk ama arzu edilen fizik güce sahip olsa zaten görür oynatır A takım teknik ekibi. Bu teknik ekibin Serdar Eylik, Emre Çolak gibi isimleri kazanmak için uğraştığı gözardı edilmemelidir.
Son 16 postu ben yazım, nerede blogun geri kalanı, nerede Ümit adlı eser?

06 Şubat 2010 Cumartesi

Çirkef'in tarlasında futbol


Maça başlamadan önce skor ne olursa olsun diyecek olduğumu söyleyim. Kayserispor yönetiminin dün yaptığı açıklama gerizekalılıktır. Bakın Kayserispor yönetimine gerizekalı demiyorum. Ya gerizekalılar ya da futboldan anlamıyorlar (bkz. Ahmet Çakar- Ali Sami Alkış). Adnan Polat'ın yerinde olsam dünkü açıklamayı okudukları yerleri acısın da bir daha üzerine oturamasınlar diye, Galatasaray paf takımının en kazma oyuncusunu ilk 11'de sürdürtür, ilk 15 dakikada Cangele ve Makukula'nın futbol hayatlarını bitirtirdim. Ondan sonra anlasınlar 3 senedir top yapmak isteyen her oyuncusu biçilen Galatasaray'ın feryadının yerinde olduğunu. Takımın yarısı darbeye bağlı sakatlanmış, Caner 3 maçtır öldürülmeye kalkılıyor, hakemler kasaplara dikkat etsin denmiş, denmelidir de. Ama kaptanının gemiyi terk edişini izlemek zorunda kalan, kazıklayacak adam bulamayınca hırsından deliren Recep, Süleyman ve tayfası deliriyor tabi hırsından. Densizlikleri meşhur olmasa basın sözcüleri önce çıkıp Ali Turan'ı sattık deyip sonra ben dalga geçtim diyebilir mi? Asıl sorun bizde ama, adam bunu dedikten sonra bir daha ne diye teklif veriyorsun ki? Bir daha değil masaya oturmak, yolda bile görsen selam vermeyeceksin bunlara.

Bu maçtan bağımsız apayrı bir konu ama dünden beri sanki Fenerbahçe derbisine çıkıyormuşçasına hırslanmamı ve bugünkü beraberliğe tahammülsüzlüğümü artıran etkenlerden biri elbette. Maçla ilgili uzun uzun analiz yapmayacağım. Öncelikle Galatasaray defansı Servetsiz olmasına rağmen maçın genelinde çok iyiydi. Özellikle Mehmet Topal'ın zaman zaman savunmanının içine girmesi oldukça faydalı oldu. Hakemin uydurması ile ceza sahası etrafında buldukları birkaç faul olmasa doğru dürüst pozisyonlarının olduğunu söylemek bile zor.

Galatasaray'ın hücum hattı ise yine az üretkendi, ama hiç değilse gollük sayılabilecek birkaç pozisyon yakaladı. Özellikle Elano veya Emre Çolak'ın pozisyonlarından biri gol olsa, bugün Galatasaray 2. bile olamaz diye bando takımını çalıştıran yorumcular, Galatasaray pozisyon bile vermeden maçı almayı bildi diyeceklerdi mecburen. Anlam veremediğim şekilde Elano, Keita ve Caner korkunç kötü paslar verdiler ve ortalar yaptılar. Elbette top kontrolünde korkunç zeminin ve dondurucu soğuğun etkisi vardı ama dağlara taşlara ortaların, orta sahadan anlamsız şutların mantığını çözemedim. Bu adamların formsuz olduğu anda yedek kulübesine baktığımda ise, tek bir tane hücumcu bile göremedim. Yapacak çok şey yok şu sıralarda, mecburen kısıtlı oyuncuların performansını artıracağız, formsuzluğa tahammül edilecek zamanlar değil bunlar. Takım kötü gitse de Arda iyi gidiyor şu sıralar. Allah nazardan saklasın diyelim.

Bir sözüm de sene başında ettiği sabır yeminine bağlı kalıp iki günde istifa çığlıkları atmayan Galatasaraylıları anlayamayan, göremediği kaos ortamından dolayı içi içini yiyen yorumcu, blogger, gazetecilere. Bu sene şampiyon olmak ya da olmamak değildir Rijkaard getirilirken hedef. Yoksa biz de bilirdik Luceleri, Denizlileri, Daumları alıp ilk 2'yi garantilemeyi. Derwall bile ilk senesinde şampiyon olamadı. Sabredeceğiz, ne kadar provoke etmek isteseniz de. O yüzden eleştirin oyunu şunu bunu da, dönüp neden Galatasaraylılar hala delirmiyor diye kendinizi paralamayın, zira komik oluyorsunuz..

05 Şubat 2010 Cuma

başsız ve kanatsız bir kartal ile varolmak üzerine..


Maça başlamadan önce üzerine çokça konuşulan Yıldırım Demirören ve protesto girişimleri hakkında iki kelam etmek isterim. Bu blogda da defalarca yazdık söyledik Tüpçü'den hazetmediğimizi, Beşiktaş'a yakışmadığını vesaire.. Ama hafta boyunca konuşulan maçın 15. dakikasında stadı terk etme fikri bana hiç cazip gelmedi. Bu takımın gerçek sahibi olduğunu ortaya koymak için var olmak zorundasın. Tüpçü olsa da olmasa da sen orada olacaksın ki var olasın. Yoksan, tribündeki boşluksundur en fazla. Bugün Beşiktaş başkanı yani kartalın başı bile yoktu anlı şanlı BJK tarihinde ilk kez olan 20-0'lık galibiyetine rağmen. Nedenini bilmiyorum ama bence korktu gelmekten. Beşiktaş başkanı ilk maçına gelemiyor, Beşiktaş'ı en çok sevenler ve orada olması gerekenler 15. dakikada gitmekten bahsediyor. Bu kime cezadır kime ödül biri anlatsın.

Maça dönersek Gençlerbirliği ile Beşiktaş arasındaki fark kaliteydi, kalite kazandırdı diyebilirim. Gençlerbirliği 2. gole kadar gayet dirençli top oynadı. Ama 3 kritik bölgedeki kazmaları İlhan-Burhan-Kahe maçın oyunun kaderini direkt olarak etkiledi. Sağ tarafı Orhan-Burhan, sol tarafı Aykut ile oyuna sonradan giren Hurşut iyi idare ediyorlardı halbuki. Mustafa da oyunu son bölgeye yıkmak için gayet iyi duvar görevi görüyordu maçın genelinde. Ama son noktayı koyacak kalite ve tecrübe yoktu anlaşılan.

Beşiktaş'ta ise Mustafa Denizli'nin yokluğunun en önemli etkisi 2. gol olana kadar Bobo'nun çoktan çıkmış olacağıydı. Ama Bobo gibi bir golcün varsa güveneceksin. Zira ceza sahası içerisinde topu sırtı dönük bu kadar iyi kontrol edip dönebilen kaç santrofor var Türkiye'de sorarım. Tabata ise başlı başına bir konu. Gaziantepspor'dayken abartılmaması gerektiğini savunurdum ısrarla. Beşiktaş'tayken ise ilk kez ciddi ciddi Galatasaray maçında görmüştüm. Faydası, oyun bilgisi bu kadar ortada olan bir adamı bu kadar tartışılır kılabilecek tek etken olabilirdi, o da satın alımı süreci. Aynı paraya alındığı Mehmet Topuz'dan çok daha yetenekli ve faydalı olduğunu düşündüğüm Tabata, satın alımı süreci ve artık mide bulandıran Demirören hamlelerinin kurbanı olmuştur ve her muhabbette futbol tanrılarına meze olarak sunulmuştur. Bugünkü maçın başından sonuna etkisini ortaya koydu. Beşiktaş kadrosuna laf edenler bilsin ki Ernst-Fink-Tabata 3'lüsü ligin tartışmasız en iyi orta 3'lüsü, Sivok-Ferrari ikilisi biraradayken de en iyi defans tandemidir açık ara. Sivok bugün oyun kuruşu, yer tutuşu ve hücuma katılışıyla kendini gösterdi yine. Ama gövde ve pençe tek başına uçurmaz kartalı. Kanat lazım uçmak için kanat.

Bir de başta Bariz ve Ram olmak üzere etrafımdaki Beşiktaşlı arkadaşlara teessüflerimi sunmak isterim buradan. Haftaboyunca maça gidelim dedim bir Galatasaraylı olarak, belki de sırf stada olan özlemimi gidermek için. Herkes suspus oldu. En son aklıma yine Galatasaraylı Wasted geldi, o da halk arasında Auditor hastalığı olarak bilinen fazla mesaiye kurban gitmiş. Sağlık olsun gideriz birarara. En azından biz varolalım bir yerlerde..
Sençlerbirliği

04 Şubat 2010 Perşembe

Spondilolistezis*


Böyle yenildigimiz maçlardan sonra yazi yazmak için sakinlesmeyi bekliyorum mütemadiyen. Dün maçi Wasted ve Bariz kardeslerimle birlikte izledim. Yillardir izledigim en kötü maçi denk getirmemiz talihsizlik olmus biraz. Sonra Ali Sami Yen'i ne kadar özledigimi fark ettim yine.
Ama tek özleyen ve ihtiyaç duyan ben degildim Ali Sami Yen'e. Transferler üzerine yazdigim yazida da söylemistim bu takimdan hemen bir uyum beklemek hayalciliktir diye. Herkesin yildiz kabul edildigi takimlarda da takim olgusunun oturmasi ciddi sikintidir. Burada bütünlestirici etkiyi önce teknik heyetten ama sonra ve daha önemlisi taraftardan edinmesi lazim takimin. Hücum futbolu oynamak isteyen ancak hücum hatti komple yenilendigi için bir türlü kordine olamayan bu takimin en büyük dezavantaji ardarda deplasman maçlarina çikacak olmasidir. Ali Sami Yen'deki ilk lig maçinin 25 Subat'ta oldugu göz önünde bulunduruldugunda bu da çok sikintili bir döneme girildiginin sinyallerini veriyor yeterince.
Dünkü maça gelirsek, Galatasaray'in sezonun en omurgasiz futbolunu oynadigini söyleyebiliriz. Topu oyuna degajdan baska bir sekilde sokamayan kaleci Ufuk'la basliyor omurgasizlik. Ufuk sisirince topu kim alacak orta sahada orasi bilinmiyor tabi. Bilinmeyince de elindeki topu tek kollu canavara atiyorsun kirazlar çiksin diye. Hadi diyelim ki vazgeçti Ufuk topu oyuna sokmasi için önündeki 4'lüye vermeye karar verdi. Oyun defanstan kurulacaksa, pasin verilmesi gereken oyuncu tandemdeki ikiliden biri degildir. Bekler iyice açilirlar top kalecideyken ve oyun kenardan baslatilir. Daha sonra yakinlasan orta saha oyunculariyla üçgenler kurulur. Hakan Balta ve Sabri varken bunu nispeten uygulayabilirdi takim belki. Ama ters bek oynamaya bir türlü alisamayan (bu seneki formuyla sag beke de alistigi söylenemez ya) Ugur kuramiyor orada oyunu. Emre Güngör ise uzun ve isabetli pas biliyor ama paslasarak çikmayi bilmiyor belli ki. Nerden bilsin ki daha önce pek oynamamis kanatlarda. Mecburen defansin ortasina veriliyor top. Defansin ortasinda iki adam var. Bunlardan Servet olani için bugün takip ettigim baska arkadaslar da yazmislar yeterince. Mevzu hatali pas vermesi degil sadece. Dogru sayilan paslarini bile öyle bir siddette ve zamanlamayla atiyor ki Servet, topu alan oyuncunun kontrol etmesi sikinti oluyor, karsi atak oluyor. Ayrica gereksiz top sürmelerini ve uzun ara pasi denemelerini saymiyorum bile. Neill'e gelirsek bir Pope, bir Marquez olmadigi çok açik. Eger takima uyum saglarsa Lugano olur en fazla ki bana o da yeter zaten. Neill öyle defansin ortasindan kuramiyor oyunu. Halbuki alisik oldugu yer olan defansin ortasinda oynasa belki basta da dedigim gibi oyunu daha rahat kuracak Galatasaray.
Kuracak dedik ama nasil kuracak. Takima katkisi tartisilamayacak bir Mustafa Sarp var dogru. Ama bu Sarp topu düzgün kontrol bile edemiyor. Ayrica defalarca söyledik defansa yaklasip oyunu açmaya çalismiyor. Eskiden Ayhan yapiyordu o isleri. Artik o da yapmiyor. Ne mücadele ediyor dogru düzgün ne de hücuma katki yapiyor. Oyunu iki yönlü oynuyor derdik artik iki yönünü de oynamiyor. Neden oynamiyor orasi arastirilmali iste. Niye bu kadar isteksiz Galatasaray orta sahasinin kalbi bunu yogunlasilmali biraz da. Defanstan orta sahaya aktarilamayinca bir türlü forvete de akamiyor ki top. Tek bir atagi bile olmadan bitirdi takim koca maçi.
Bir de bunlara sene basindaki hücum 4'lüsünün (Arda,Kewell,Baros,Keita) Keita haricinde 2. senelerine birlikte girdiklerini göz önünde bulundurmak lazim. Ikinci yari basindan beri ise yok artik böyle bir forvet düzeni. Ama Jo var, Gio var artik. Gio hakkinda konusmak için henüz erken. Messi mi olacak Ibrahim Akin mi görecegiz hep birlikte. Ama Jo, Baros'un boslugunu kapatabilir bu takimda. Hareketliligi, topu ayagina alir almaz içeri katetme istegi çok ümitlendirdi beni. Yaziyi kaptansiz bitirmemek lazim. Arda Turan iyi basladi ikinci yariya. Bu maçta da ne yaptigini bilen az adamdan biriydi. Golü ise harikaydi. Simdi ondan beklenen hücum setlerinde beraber oynayacagi arkadaslarinin uyumunu çabuklastirmasi. Kaptanin elini dümenden çekmemesi lazim bugünlerde..
*Omurlarda kayma

02 Şubat 2010 Salı

kutlu doğum haftası


30 Ocak - Arda Turan

2 Şubat - Metin Oktay

5 Şubat - Gheorghe Hagi

8 gün oldu gerçi ama 1 hafta sayılır bence..

30 Ocak 2010 Cumartesi

Londra'da arkadaşlıklar faniymiş be evlat..


Eidur Gudjohnsen ismini ne zaman duysam içimden bir ses "Eidur, put the ring on the fire*" diye bağırır. Ben oldum olası severim kendisini, bizim Barizzio da sever bilirim. Hem Chelsea'de hem de Barcelona'da oynamış adam nasıl sevmesin. Zola da Chelsea'deki takım arkadaşını pek severmiş ki West Ham'a getirmek için yoğun çaba gösterdi transfer döneminde. Gel gör ki Eidur Tottenham'a atınca imzayı, hayal kırıklığına uğradığını söylemiş dün İngiliz basınına. İşin ilginç yanı forvet öğütme değirmeni Tottenham, hala ellerindeki Pavlyuchenko gibi bir forveti göndermeye çalışırken neden yaşı kemale ermiş yaşlı İzlandalı'ya ihtiyaç duyar. Herhalde başkanı ilkokulda bir forvet güzelce benzetmiş, bu da o gün yemin etmiş bir gün hepinizden intikam alacam diye. Harcamadığı kaç tane kaldı ki şurda..

*bkz. Isildur,Yüzüklerin Efendisi-Yüzük Kardeşliği

28 Ocak 2010 Perşembe

günün sözü

"kupanın adının Ziraat olması sahanın tarla olmasını gerektirmez" Gökmen Özdemir

transferlerin düşündürdükleri..


Galatasarayin yillardan beridir gormedigi olcude hareketli bir devre arasi transfer donemi oldu. Isin ilginc yani Haldun Ustunelin bir de golcu arayisinda oldugu ayni zamanda leo ve nondaya fesih teklifi yapildigi iddialari. Galatasarayin devre arasinda zorunlu tek bir transfer ihtiyaci vardi bence. O da sezon boyunca bas bas bagiran defansi tecrubesiyle toparlayacak bir futbolcu. Gonul Marquez diledi, gelen Lucas Neill oldu, hayirli olsun dedik. Hesaplari bozan ise Milan Barosun donus tarihinin ertelenmesi oldu. Ligin ilkyarisinda sakat olmasaydi takima katabilecekleri ve Nondanin katamadiklari gozonunde bulunduruldugunda hic olmazsa uzun lig maratonunda forvete ihtiyac cikti ortaya. Burada kisa vadeli cozum olarak Jo Alves kiralandi. Goruldugu gibi bu transferlerin her ikisi de acil ihtiyactan makul kosullar icerisinde yapilmisti. Zaten bosluk olan noktalara yapildigi icin de oturmus bir takimin dengesinin bozulmasi gibi bir durum olmayacakti. Ama bu noktada baska bir transfer daha yapti Galatasaray. Almaguer'le agzimiz yanan, Marquez diye heveslendigimiz Meksika'dan çok genç ve yetenekli bir futbolcuyu, Giovanni dos Santos Ramirez'i opsiyonu Galatasaray'da olmak üzere kiraladi. Bu transferi kumar olarak degerlendirenler, maddi açidan herhangi bir yük getirmedigi gerçegini gözardi ediyorlar. Yani hangi transfer maddi açidan kumar degildir diye sorsan budur derim açik açik. Ama Gio transferinin maddiyatin ötesinde düsündürdükleri de var. Galatasaray diger transferlerinin aksine Gio'yu bir boslugu doldurmak için ihtiyaçtan yapmamistir. Sezon içerisinde takima uyumunu test edip gelecekte kadrosunun önemli elemanlarindan biri olmasi planlanmistir bu transferle. Ayni bölgede oynayabilecek Kader Keita, Elano, Arda, Caner Erkin, Aydin Yilmaz, Serdar Eylik ve en önemlisi Harry Kewell opsiyonlarina ragmen alinmistir. Burada sayilanlardan Caner'in bonservisinin 3.5 m Euro oldugunu, Keita ve Elano'nun Dünya Kupasi'nda gelecek tekliflere göre gidebilecegini ve Arda'nin yurtdisina transfer olma istegini gözönünde bulundurmak gerekir. Kisa vadede Gio'nun ilk 11 oyuncusu olmasini beklemiyorum zaten. Rijkaard da Ankaragücü maçindan sonra yetenekli oldugunu ve bir yerlere gelecegine inandigini söyledi. Altini çizmek gerek bir yerlere gelecek Gio, henüz gelemedi yani. Yukarida adini saydigim futbolculardan Aydin Yilmaz benim için ziyandir zaten defalarca yazmisimdir bu blogda. Serdar Eylik ise iyi giris yaptigi Netenyahu maçinda sakatlandiktan bir türlü geri dönemedi takima. Az süre buldugu maçlarda da etkisini ortaya koyamayinca Orduspor'a kiralandi.
Olayin bir de taktiksel ve sistemsel fetis boyutu var tabi. Frank Rijkaard sistemi överken ve Galatasaray'in sistemden taviz vermeyecegini söylerken kasti matematiksel degildi. Ama insanlar durumlari daha kolay algilayabilmek için 4-3-3, tek forvet, b plani gibi noktalara indirgediler durumu. Sistemli bir takim maç içerisinde kolaylikla dizilis degistirebilir ve bir dizilise bagli kalmak zorunda degildir, basta bunu anlayabilmek lazim. Türk futbol tarihinin en makine düzenindeki takimi 90'li yillarin sonundaki Fatih Terim takiminin en önemli özelligi de oyunculara bagli kalmadan, maç içerisinde farkli dizilisleri basariyla uygulayabilmelerinden kaynaklaniyordu. Frank Rijkaard sistem derken, pas futbolunu, futbolun temel ilkelerini kaybetmeden oynayan bir takimi kastediyordu süphesiz. Yani Kasimpasa maçinda forvetin ikilenmemesi taktiksel yorumdur orada sisteme bagli kalmak forvete geçeyim mi diyen Servet'e yerine dön demektir. Simdi bunlarin isiginda düsünürsek Gio 4-3-3'ün neresinde olacak, aman sistemden taviz mi verilecek safsatalarina gerek olmadigi ortadadir. Dizilis maça göre, oyuncu yapisina göre degisiklik gösterebilecektir.
Peki bu gelecek düsünülerek yapilan transferin takima ne zarari olabilir? Asil üzerinde düsünülmesi gereken bu bence. Galatasaray teknik kadrosu ve altyapisi tamamen yabanci hocalarin elinde. A takima gelen giden bir sürü oyuncu var. Bir de her zaman övünülen altyapidan çikan, 11 Türkle kazanilmis sampiyonluklar görmüs Arda, Sabri ve Ugur gibi takimin kendi degerleri var. Bu adamlardan kurulacak bir 11 sahada yardimlasmayi ve takim ruhunu 100% yansitabilecek mi? Yeni gelenlerin, teknik ekiple ya da futbolcularin bazilariyla daha önce birarada oynamis olmalari elbette ki uyum sürecini azaltacaktir. Ama bu bile her zaman övünülen Florya havasinin eksimesine engel olamayabilir. Bu noktada yine sözü taraftara getirecegim. Her insan performas düsüklügü yasayabilir. Her insan hayattaki ülküsünü dönem dönem yitirebilir. Takimin amacini ve hirsini kaybettigi anlarda sahada bir takim olarak var olduklarini ve bu takimin basarisinin milyonlara ne ifade ettigini onlara sürekli hatirlatmak lazim. Bunu yaparken mümkün oldugunca bireysel tezahürat ve tepkilerden kaçinmak lazim. Zira bu kadar üst düzey futbolculardan olusan bir takim basarisiz olursa bunun sebebi kendilerini takim degil birey olarak degerlendirmelerinden kaynaklanacaktir. Tepkilerin bireylere indirgenmesi bu durumu körükleyecektir.

27 Ocak 2010 Çarşamba

milli takım topçusu

Geleceği çok önceden duyurulmuştu zaten ben de önceki yazılarımdan birinde bahsetmiştim. Kimdir, ne yapmıştır çok daha dikkatli takip edenler analiz etti zaten. Aynılarını yinelemeyeceğim. Dikkatimi çeken nokta biraz farklı. Hagi, Kewell, Baros ve Elano ile ortak noktaları olan kariyerlerinin son yıllarında kulüp takımlarında başarısız olurken Milli takımlarında oynadıkları futbolla ülkeleri için çok değerli olmaları. Hayal kırıklığı sayılacak Real-Brescia-Barça serüvenleri sonrasında Hagi için ayyaş bile denmişti. Kewell, Liverpool'da sakatlığı yüzünden bir türlü devamlı ilk 11 oyuncusu olamazken, Avrupa Şampiyonası'nın büyük golcüsü Milan Baros Premier Lig'in bidonları arasına girmişti. Elano var ki halen Milli Takım'da asistlerini yapıyor ama Galatasaray dahil olmak üzere Shaktar sonrası serüveninde sorgulanmaktan kurtulamadı. Yeni transfer Giovanni dos Santos da Meksika Milli Takımı'nın en önemli futbolcusu şu anda. Bizim için Arda ne ise Meksika için de Gio o demek. Süratine ve tekniğine kendisini çok iyi tanıyan Rijkaard'ın katkısı eklenince çok faydalı olabilir yeter ki takımın uyumu sağlansın derim.

G.İ.O Jo

25 Ocak 2010 Pazartesi

Kewell'i beklerken..

Takımın %50'siydi dedi dün maçtan önce kaptan O'nun için.
Harry Kewell, 2. Kalli dönemiyle başlayan değişimin, yeni Galatasaray'ın simgesidir. 2000'li yılların savaşçı, mücadeleci ama bir o kadar itici, vefasız, ağlak ve profesyonellikten bihaber kadrosunun yerini alacak yeni Galatasaray'ın en önemli halkasıdır. Kalli ve Frank boşuna O'nun için takımla antrenmanlara katılması bile genç futbolcular için büyük fırsattır demiyor. Saha içindeki katkısına rağmen takımdan uzaklaştırılmaya çalışılan 2000 neslinin tam aksine. Harry, bu takımda doğmadı bu takımda büyümedi. Harry, Galatasaray için Fenerbahçe'nin bol sıfırlı tekliflerini elinin tersiyle itmedi. Genç oyuncular para alamıyor diye cebinden para verip evinde maklube günleri de düzenlemedi. Ama Harry; terbiyesiyle, ahlakıyla, duruşuyla ve elbette yetenekleriyle Ali Sami Bey'lerin, Ahmet Robenson'ların Galatasaray'ına en yakışan futbolculardan biridir. Büyük ihtimalle sözleşmesi dondurulacak ya da bitirilecek bugünlerde. Gönlüm razı olmuyor bu gidişe bir türlü. Derim ki, nasıl ki stopersizlikten binemedik geçen sene metrobüse, bu sefer de fazla vefa taş koysun yolumuza.

23 Ocak 2010 Cumartesi

Ezel'den beri Galatasaraylıyım..

Kurduğun şu cümle Behlül'e kapak olsun be.. Akşam 21.00'de Galatasaray TV'de. İzle Yeğen..

Merseyside'ın mavilerinden, Boğazın kırmızılarına







22 Ocak 2010 Cuma

sonradan kablo kesmek yok ama!!


Alın şu oyuncağı çocuğun elinden, sakatlayacak şimdi yeni topçuyu

Sağlık ekibinden son olarak sağlık kontrolünde sakatlama haberi bekliyorum. Sonra da zirvede bırakırlar artık..

21 Ocak 2010 Perşembe

Bi dahaki finale ikisi de THY ile uçacaklar..


THY, Manchester United'a da sponsor oldu. Göğsüm kabardı desem yeridir. Binince sormak lazım: "Burdan Santiago Bernabeu ne kadar tutar kaptan?"

Cimbom Jo


Galatasaray resmen Joao Alves de Assis Silva ile anlaştığını duyurdu en sonunda. Forumlarda ve envai sitede akşam geleceği uçağın saati bile biliniyordu halbuki. Transfer döneminin en sevilenleri "duyumculara" göre uçaktan Haldun Üstünel inmeyecek. Zira Haldun Üstünel takasta kullanıldı da deniyor Giovanni dos Santos yani kısaca Gio da. Jo-Gio işte farklı yazılıyor ama kulağa aynı geliyorlar.

Gio falan bir kenara bırakalım Jo'yu analiz edelim en iyisi. Ben Jo'yu ilk olarak FM'de duymuştum. İlk görüşüm Zico'lu Fenerbahçe ile aynı grupta oldukları sene Şampiyonlar Ligi'nde oldu. Wagner Love ile çok iyi iki forvet olmalarına rağmen iyi ikili olduklarını düşünmüyorum. İzlediğim kadarıyla uzun boyuna rağmen teknik bir oyuncu. Düzgün vuruş yapabiliyor ve top kontrolü de yerinde. Kolay adam geçiyor. Öte yandan uzun boyuna rağmen kafa vuruşları çok etkili değil, mücadeleci sayılmaz ve Everton'dayken kadro dışı kalmasına yol açmış bir Brezilya gezisi var. Ama aynı disiplinsizliği CSKA ve Man. City'de yapmadığı da başka bir gerçek. Baros'un yokluğunda ilaç olacaktır forvete ama UEFA hariç tabii ki. Atletico maçını geçebilirsek Baros dönecek zaten. Kilit Atletico maçı o açıdan. Ama özellikle lig için çok önemli bir transfer oldu. Zira şampiyon olmak şart bu sene. Seneye Seyrantepe var bir yandan, öte yandan şampiyon olan takımın Digipastadan alacağı pay zaten 50M civarında diyorlar.

Bir de devre arası transferlerinin başka bir boyutu var Wasted ile konuşup mütabık olduğumuz. Galatasaray yabancılarını yem yapmamaya yeminli bu sene. Kewell zaten güçlü bir karaker, kendini nasıl kabul ettirdiği ortadayken yanına kendisine bile kaptanlık yapan Neill'i getirdiler. Elano'nun durumu biraz daha karışık. Benim bile emin olamadığım "Arda, Elano'ya pas vermiyor mu" kaygılarına karşın önemli bir hamle. Ireland bile çete diyordu Elano - Jo ikilisi için. Bi de Robinho'yu kötü etkiliyorlardı ya hani. Skibbe'yi paketleyip yanına sezonun yıldızı Lincoln'ü ekleyebilenler için çerez olan durum ama biraz kabuklu oldu sadece. Sözüm Arda'ya değil burada. Oyumu kime vermeyeceğim belli diyenler Damatlarla iş birliğindeyken, küçükler her geçen gün daha da küçülürken, yedirmemek lazım bu takıma seviye atlatacak hiçbir oyuncuyu. Daha önce de söyledim yine de söylüyorum. Önce tribün akıllı olacak, küfretmeyecek futbolcusuna. Sonra protesto edecek aklına yatmayanı, misal Hürriyet almayacak, hurriyet.com.tr'ye girmeyecek. Onların sesi bizim duyduğumuz kadardır, bu böyle biline..

Bizim için laylaylooo, CimbomJooo CimbomJooo

20 Ocak 2010 Çarşamba

Toulousain


Bu da L'equippe'in transfere dair başlığı. "O artık Tuluz'lu". Bazen olur, oyuncu iyidir, ama takımla maya tutmaz bi türlü. Bence o misal Kazım da, Ligue 1'de iş yapacağına inanıyorum ben gönülden. Şimdi asıl soru geçen devre 13-14 oynatılacak adamı olan Fenerbahçe'nin 2-3 adamının daha eksiliyor oluşunun etkisi ne olacak? Kadro derinliğini geçtik, olası sakatlık ceza vs durumlarında saçma sapan 11lere yönelmek durumunda kalacak Herr Daum. Kendilerine kolaylık diliyorum, ve çok büyük bir katkı yapılmazsa sezon şampiyonunu şimdiden ilan ettiklerini düşünüyorum.

Eyvallah Marsel


Marsel 2. turda set alamadan kaybetti, 11 nolu seribaşına. Özetini seyrettim maçın, tabii çok bi şey anlaşılmıyor oradan, ancak şunu söylemeye yetecek kadar bilgim var "gururumuzsun marsel!!".
Ross'un maymunu vardı friendste marcel diye..

19 Ocak 2010 Salı

Geriatrik Galactico


Guardian'ın yorumu. Muhteşem, çok güldüm. Allah akıl fikir versin, sonsuz bütçen var madem, bi scout tut kendine, makul yaşta oyuncular bulmaya çalış desem?

16 Ocak 2010 Cumartesi

Al Gutierrez ver Gökhan kampanyası


trabzonspor Gutierrez'i aldı. Sık gol pozisyonuna girip çok gol atamayan bir takım için, Güney Amerika istatistikleri bu denli kuvvetli bir oyuncu güzel bir ek oldu. Bunun karşılığında Gökhan Ünal'ı Fener'e vermiş olmak ne kadar zayıflatır kadroyu, en azından kulübede bu kalitede oyuncu bulundurmak faydalı olmaz mıydı gibi sorular geliyor aklıma. Ama bu işten karlı çıkan Trabzon olur benim kanımca. 2. yarının yükselişte olacağını düşündüğüm takımıdır kendileri.

11 Ocak 2010 Pazartesi

yo, african people, unite!


Allah sizi bildiği gibi yapsın. Dünyada bilumum emperyalist güç, politik baskı unsuru varken git, senin gibi ezilen sınıftan kardeşine taş at. Öldürmeye yelten. Sen bu kafada gidersen kıtanı daha çok s...ler. Güney Afrika'nın da şanı fena değil, inşallah bi sıkıntı çıkarmaz bizim vuvuzelacılar da milletin eline "kupalar avrupada oynansın" kozu geçmez yine.
O değil de, ne olacak bu sigara fiyatlarının hali?

08 Ocak 2010 Cuma

Play for life


Futbolun ruhani sloganlarla bütünleştirilmesi taraftarı değilimdir. Üstüne Puma, benim için Adidas, Nike ve hatta Reebok'tan çok daha az marka değerine sahiptir.

Tüm bunlara rağmen, bugüne kadar yapılmış açık ara en iyi forma olduğunu düşünüyorum bunun. Daha iyisi yapılana kadar en iyisi bu! Bir de hollandanın 2010 forması var, görünce farkı daha da iyi anlayacaksınız. Linki aşağıda.


07 Ocak 2010 Perşembe

I didn't sign up for this


Mealen, "bunu yapmak için çalışmıyorum" ya da "orduya girerken bunu yapacağım söylenmemişti" vs..

Son yıllarda izlediğim belki de en iyi iki film Dark Night ve Avatar; ikisinde de bu replik geçiyordu. O sahneleri kafamda tekrar çekerken bu repliği duyduğum diğer bi sürü filmi anımsamaya çalıştım, aklınıza gelen varsa destek atın lütfen, her filme bir bira, erkek sözü.
Ben de şu anda finansal yılı daha tam kapatamadan, finallerine çalışmakta olan bi master öğrencisi olarak, "i didn't sign up for this" diye bağırmak istiyorum. Futbol dolu geceler ve haftasonlarına, güzelim blog postlarına çook ara verdik, bir dahaki yoğun periyoda kadar döndüm inşallah. Yarın akşam itibariyle "tell the girls that i am back in town".

Fotoğraf için King kardeşime bol teşekkür ediyorum. Esen kalın.

04 Ocak 2010 Pazartesi

güzel güzel de..


kadıköyde sarı lacivert renkler dışında formalarla gezilmesine karşıyım. beşiktaş çarşısında aynı şekilde saygı gösteririm. 2011de seyrantepede de dikkatli olur, saygıda kusur etmeyiz. ancak anlamadığım nokta şu, fb melodisi ile çalan telefonun kapatılmasını emreden ardaya sorarım:

- arayan cevap verilmesine rağmen melodi devam mı ediyordu? arayan kişi gslı olabilirmiydi?

gslı olduğunu ispatlayacan diye - ne bakıyosun lan? - bakarım lan kavgalarına gerek yok be çocuk! sahada kavga edecegine, fb melodilerini susturmaya çalışacagına, kendini geliştirmeye çalış yetiyorsa... son 2yılda bir tek özgüven gelişti, ne şut, ne hız ne vücut... konusturtma beni, blog karışacak...

03 Ocak 2010 Pazar

o formayı çıkarmadan önce bir düşün...

semih ve ilk 11 sevdasıyla ilgili düşüncelerimi daha önce paylaşmıştım. performansından memnun olduğunu göstermek için uzatma opsiyonunu kullananan yönetime rest çekmiş. bunları görünce alex dışında hiçbir futbolcuya özel tezahurat yapmama kararı aldım...

27 Aralık 2009 Pazar

efsane forma feneriumlarda


bu formaların satışa çıkarılması, feneriumun neden bu kadar başarılı olduğunu gösteriyor. lefter ile alexin buluşmasından sonra birçok fenerlinin "forma budur, keşke bu şekilde üretilse..." feryatlarını dikkate almışlar, aynı kumaştan birebir aynısı üreterek satışa sunmuşlar, hediye eden olmazsa alacaz...