2 Haziran 2010 Çarşamba

rafa!


Allahın manyağı, ilk 3 oyunu verip yüreğimi ağzıma getirdikten sonra coşup maçı kazndı, set vermeden. Aldığı sayıları görün derim, wimbledon için şimdiden fikir sahibi olmak adına!

Backhand'inin sırrına mazhar olamadığım kardeşim, üstadı Federer'in yokluğunda bankom bir kez daha Roland Garros'da. Yarı finalde rakip 29 yaşındaki, istediğini bir türlü alamamış, bu kez ilk ve muhtemelen son grand slam'ini almak isteyen Jurgen Melzer.

Büyük Mustafa


Denizli bıraktı, as per ntvspor..

Sağlık sorunları nedeniyle bıraktığı safsatasını bir kenara bırakalım, adam kalp ameliyatı sonrası da devam etmişti görevine. Bend'i getireceksen delikanlı ol be adam, ne 2 senedir bu kulübe kartal gibi hizmet veren Mustafa'ya kelek at, ne de arkanda bağıran milyonlara.. 1 değil vukuatın 2 değil!

Bend gelirse onu ayrı tartışacağız..

1 Haziran 2010 Salı

Bursa yazısı


Bir çok okuyucu, arkadaş, izinli blog yazarı vs'den aldığımız geri bildirim, "bir Bursa yazısı yazmadınız" oldu. Olaya açıklık getirmek adına bu yazıyı şu anda kaleme alıyorum.

Aslında bu yazının çok önceden trapano'dan gelmesi gerekirdi, zira fener hakkında en iddialı yazıları kaleme alan insanlardan biriydi Ercan Saatçi'yle birlikte kendisi. Ancak olmadı.

Mesele şudur ki efendiler, tuttuğum takım olan Beşiktaş geçen sene şampiyon olduğunda, bambaşka bir konu olan "İzmir ve Taso'nun düğünü" teması üzerine yazdığım yazıya 2 satır enjekte ederek geçiştirmiştim. Çünkü bu konu hem hakim medyada hem de futbol bloglarında zaten yüzlerce kez yazılacak, temiz ve kirli cümleler havada uçuşacak, holigan tavırlar kaçınılmaz sergilenecekti. Biz de burada "belgesel-caz" (Cem Yılmaz tabiriyle) blogu tutmuyoruz sonuçta, ancak olayımız taraftarlık değil, gözlemcilik. Bu zemini mümkün olduğunca kaybetmemeye çalışıyoruz. Bu nedenle mazur görünüz, kim olsa şampiyon, aynısı olurdu, kimseye garezimiz yoktur.

Düşünceme gelirsek, hakikaten önemli bir spor olayıdır. Türkiye'nin daha iyi bir futbol ülkesi olması adına da bence pozitif bir gelişmedir. Ancak, kimilerine göre dalga geçilecek bir açıklama da olsa, "tekrarlanmayan başatı tesadüftür". Ve kanımca tekrarlanması da epeyce zor olacaktır. Her ne kadar epeydir iyi sezonlar geçiremese de, Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe bayrağı bir şekilde geri alacaktır. Neticede "futbol kültürü" dediğimiz şey değil midir Almanya İtalya gibi ülkelerin kötü oynadığı turnuvalarda bile kupa kazanabilmesinin sırrı.

Toplar

2010 dünya kupası resmi topu "Jabulani"ye tepkiler hızla artadursun, biladerim lazinyo, içeriğe çokça ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde sağolsun desteğini esirgememiş.. Hepimizin duygusal dönemleri oluyor, ve güzel cümleler de çoğu zaman bu dönemlerde çıkıyor ağzımızdan. Lazinyo da futbol toplarının hayatımız üzerindeki, çocukluğumuzdan başlayıp bugüne kadar gelen etkisinde kalmış durumda bu ara çok belli ki. Önce Kames, şimdi bu meşin yuvarlaklar. Daha önce muhakkak geçmiştir bloglarda bu toplar, ama bizde de bulunsun, kendi cümlelerimizle koyalım maksat.
Lazinyonun favori topu Questra (1994), benimki ise Tricolore (1998). Bu da demek oluyor ki insanlar genelde 14-15 yaşlarında kullanılan topları en çok beğeniyor. Buradan da bize yeni bir SPSS araştırma konusu çıkar! Siz de yazın favorilerinizi, ben bi araştırıvereyim.


2010 - Jabulani


2006- Teamgeist


2002 - FeverNova

1998 - Tricolore



1994 - Questra






1990 - Etrusco Unico





1986 - Azteca





1982 - Tango Espana









1978 - Tango




1970 / 1974 - Telstar

Her zamanki gibi “çok yoğun” geçen bir nöbetimde rast geldiğim ve gördükçe her biri tüylerimi ürperten topları haklarında çok bilgi vermeden derlemek istedim. Haklarında epey bilgi nette mevcut. Hikâyelerinden tutun da yapımlarında kullanılan malzeme ve tekniklere kadar. Tabi ki hepsini hatırlamamız olanaksız ancak 20 sene sonra benzer bir konu tüylerimi eminim ki çok daha fazla ürpertecek. 50 yaşımızda… PES oynayacağız, Wining oynayacağız, top seçeceğiz, gözlerimiz dolacak…
Lazinyo

Waltz with bashir


Politik yazı yazmak adetimiz değil. Ama dün gece anlam ve öneme uygun olsun diye Waltz with bashir seyrettik. Çok da anlamlı oldu. Savaş çığırtkanlığı yapanlara sesleniyoruz, yaşasın halkların kardeşliği!

18 Mayıs 2010 Salı

kepazelik

inanılır gibi değil. galatasaray yönetiminin son rezaleti basketbol takımının en iyi yerli oyuncusunu elinde tutamamak olmuş. Şu anda kesinlikle türkiye’nin en iyi dış oyuncusu olduğuna inandığım, oyunu oynarken kafasını çalıştıran aynı zamanda parkeye yüreğini koyan ve her şeyden önemlisi fazlasıyla gelecek vadeden bu genç adam gelecek sezondan itibaren trabzonspor’da oynayacak. Jo alves’in cebine 1,5 milyon euro alem parası koyup, gariban mehmet topal’a transferine izin vermek için 1 milyon dolarlık alacaklarından feragat etmesini şart koşan, kaptanını trübündeki çapsızlara ıslıklatıp sadece aşık olduğu takıma değil futbola küstüren yönetime yakışan bir icraat olmuş. galatasaray'da neler olduğuyla ilgili ayrıntılı bir yazımız olacak yakın zamanda ama şu anda kesin olan tek şey; üst üste saçmalıklarla yönetimin iyice mide bulandırmaya başladığı..
***

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Vint!*


Barsa 20. şampiyonluğunu aldı, söke söke, zorlanarak da olsa.

Dün akşam uzunca süren Benelux tatili dönüşü (bir iki gün içinde yazacağım) eve dönüşüm 20:10'u bulunca koştur koştur açtım Ntv-Ntv Spor ikilisini. İki takım da epey kötü futbol oynuyordu, garip bir şampiyonluk paniği içerisinde. Barsa rakibin kendi kalesine atmasından sonra (ki diğer bir bakışla Pedro'nun banttan ince görmesi de diyebiliriz) klasik gevşekliğine döndü, bulduklarını attı ve heyecan yaratmadan kapattı defteri.

99 puan, kantarın topuzunun kaçtığının göstergesi. Madrid'le bu sene topladıkları toplam puan, bol mücadeleli bir senede ilk 3'ün aldığı toplam puana yaklaşıyor olabilir (mi?).

Bu düzeni, Barsa'nın sinir bozucu koşusunu bozmak isteyen Madrid muhakkak yeni sezona çirkef, karizmatik ve başarılı bir hoca getirecek (zaten aday sayısı 2-3'e iniyor). Bir de içeriden transfer yapabilirlerse kolay çökertirler. Ama sürpriz olur Messi-Xavi-Iniesta-Puyol iskeletinden birinin gitmesine pek ihtimal vermiyorum.

Hasılı, Primera Division'da güzel bi sezon olmadı, Katalanlar haricinde çok fazla sevinen çıkmadı. Umuyorum, sıklıkla belirtildiği gibi "makas" açılmaya devam etmez, sevilla'ların Valencia'ların şampiyonluğu zorladığı sezonları tekrar görürüz.

*katalan dilinde "yirmi"

15 Mayıs 2010 Cumartesi

delonte west ve lebron'un annesi

link burda, http://wcwpsports.blogspot.com/2010/05/west-sleeping-with-lebrons-mom-reason.html haber çok ilginç..güya lebron'un annesi gloria james'in (ilgilenenler için yukarıdaki fotoda sağ taraftaki abla) takım arkadaşı delonte west ile ilişkisi varmış, lebron boston serisinin 4.maçından önce bunu bir şekilde öğrenmiş ve takıma küsmüş..gerçekle alakası var mı yok mu bilmiyorum ama bu konu lebron'un transferi sözkonusuyken gündem yaratabilir..bu arada lebron'un transferi şu anda konferans finalleri kadar önemli gündem maddesi..bakalım new york belediye başkanı şehrin anahtarlarını kral'a teslim edecek mi?
***

14 Mayıs 2010 Cuma

mike brown'un eseri

kim ne derse desin, playoff'larda konferans yarı finalleri gelip çattığında celtics-cavs serisinin en büyük favorisi cavs idi ama malesef herkesin şaşırdığı büyük bir süpriz yaşandı ve boston seriyi 4-2 kazanıp konferans finaline yükseldi. peki cavs adına bu hezimetin sorumlusu kim? otoritelere bakılırsa başsorumlu lebron ama benim fikrim pek de öyle değil. celtics serisinin başrol oyuncusu bence koç mike brown..peki brown ne yaptı? öncelikle, pota altını varejao - hickson ikilisi ağırlıklı oynatması gerekirken shaq - jamison'da gereksiz ısrar etti brown. gerçekten merak ediyorum rondo'ya mo will'i vererek ne düşünüyordu ya da özellikle serinin 4. maçında garnett jamison'ı ezerken acaba ne geçiyordu aklından? shaq bi metreden ısrarla kaçırmaya devam ederken beynine oksijen gidiyor muydu brown'un? ulan adam mı kalmadı kaç maç shaq üzerinden oynadın? koy hickson'ı ayakları çabuk atletik adam garnett ne kadar baş edebilecekti ki hickson ile? jamison tamam oynamalı ama en azından garnett'in kenarda olduğu zamanlarda değerlendirmesi gerekiyordu jamison'ı. neden deli west savunmadı rondo'yu seri boyunca? ki west'in hücum yönünden de -en azından playofflarda- mo'dan aşağı kalır yanı yoktu? al işte rondo kahraman oldu..gerçekten anlayamadım koç brown'u, geçen sene orlando serisinde de eli kolun bağlı kalmıştı bu adamın..hatalardan hiç mi ders çıkarılmaz..şimdi gel barizzio'nun laflarıyla, dalga geçmeleriyle uğraş..hayır clevalend'ı da sevsem bi şey demiyecem. serinin müsebbibi ben değil, koç brown sevgili barizzio..ona göre..
***

5 Mayıs 2010 Çarşamba

fenerbahçe türkiye kupasına renk katıyor...

madem alamayacaksın her sene her sene finale kadar niye çıkarsın kardeşim? fenerbahçe'nin olayı başlıkta da belirttiğim gibi kupaya renk katmaktır..trt'in maç yayınlarını özlemişiz, maç öncesi belediye başkanı, emniyet müdürü ve vali ile ropörtajlar ufak çapta "ne oluyor lan" dedirtti. maçı da kupayı da golü yedikten sonra beraberliği panik dakikaları gelmeden bulan trabzonspor hak etti..colman'ı ve özellikle selçuk inan'ı ayrı bi yere koymak gerekiyor. tranzonspor adına farkı onlar yarattı..fenerbahçe'nin urfa'daki varlığı alex'in varolduğu ölçüdeydi. kaptan da yapacağını yaptı zaten, golü yoktan yarattı adeta..2-1'den sonra ömer üründül'ün semih ve gökhan'ı almıyor diye daum'a saydırması ayrı bir konudur, geçelim..gap arena'da kolbastı bu ülkenin güzel bi fotoğrafı oldu, not düşmek lazım..trabzonspor başkanı ben olsam takımı bu akşam trabzona götürmem, sıragecesi-ciğköfte olayına girer, galibiyetin keyfini çıkarırdım..bu arada kupa töreninde song'un üstündeki formada yazan "rasimcan" ismi ne demektir, biri biliyorsa yazsın şuraya..neticede song gibi kaptana yakıştı kupa kaldırmak..
***

4 Mayıs 2010 Salı

This is how we do!


Wasted'a cevabı erken geldi yaşlılar konseyinin. NBA'in Milan'ı da diyebiliriz onlara. Rondo bu durumda Pato mu olur? 19 asist 1 maçta nasıl yapılır?
Sadece haberini okumak bile "fincanı taştan oyarlar" diye bağırmama yetti. Şimdi onlar düşünsün..

3 Mayıs 2010 Pazartesi

kobe-lebron

Lebron’un mvp ödülünü kaptığı günün gecesinde kobe’nin surat ifadesi nasıl olabilirdi ki? Rakipler için bu adamı sinirlenmesinden daha büyük bir felaket olamaz. Kobe dün gece bütün hıncını utah’dan aldı. Son 5 dakikadaki 12 sayı ve muhteşem oyun lakers’a elinden kayıp giden maçı geri getirdi. Aslında dün geceki maç 2010 playofflarında sıkça tekrarlanan bir senaryonun bir daha sahneye konmasıydı. Süper bir maç başlangıcı sonra hafif rehavet ve rakibin geri dönüşü.. boozer’ın ne kadar önemli bir adam olduğunu tartışmayacam ama dün gece skor 95-96 iken kobe’nin girmeyen şutunda ribound’u odom’ın ellerine bırakarak utah’ın seriye yenik başlamasına neden oldu. Serinin akıbetinin ne olacağı aslında çok açık. En basitinden Jazz’da pota altında bynum-gasol’la mücadele edebilecek bir güç yok. Yakışıklılığı ve şutu dışında bir becerisi olduğuna inanmadığım kyle korver’la, tek başına yırtınan deron’la batı finali çok zor görünüyor..Batıda diğer finalistin hangi takım olacağı konusunda net bir tahminde bulunmak çok zor ama doğuda cavs’in boston’u rahatça geçip hatta süpürüp finale çıkacağını düşünüyorum. Magic-hawks eşleşmesi de süprize açık ama elbette favori magic..hawks’i süpürseler bile lebron’un onlara iki yıl üst üste nba finali oynama şansı vereceğini düşünmüyorum..

***

Helal Twente


Sezon boyunca bir kaç arkadaşımın "mutlaka seyret, çok iyi takım" dediği Twente'yi hep hor gördüm, ciddiye almamıştım doğrusu. Bu haftasonu izledim maçlarını, fena kapak oldu bana Twente'nin şampiyonluğu ve güzel futbolu.

Her ne kadar önemli ölçüde Ajax ve PSV'nin yarattığı otorite boşluğunun etkisi olduğunu ısrarla düşünsem de, benim futbol takip ettiğim dönemde Hollanda'dan 5. şampiyon çıktı. Tabi bu durum da biz nötr seyircilerin çok hoşuna gitti.

Bakarsınız dünyanın farklı ülkelerinde (?) şampiyonluk kovalayan "anadolu" takımlarına örnek olur bu durum! Olsun demiyorum, aman yanlış anlaşılmasın..

30 Nisan 2010 Cuma

liverpool-atletico madrid

ertem şener fenomen adam, bu akşam da glen johnson'ın acıklı hayat hikayesini anlattı..maçı izlerken arkadaşım aradı, "bu adam bir gün maç anlatırken bir futbolcu için futbolcu olmadan önce oruspu çocuğuydu" diyecek dedi..normal karşılarız.. bi de sormak istiyorum; "galiptir bu yolda mağlup" oturdu mu şimdi konsepte sevgili ertem? fulham'ın finaldeki rakibi liverpool olsa finalin almanya'da olmasının bir anlamı kalmazdı..ali sami yen'de galatasaray'ı karanlığa gömen forlan anfield'da liverpool'un da fişini çekti..barcelona'dan sonra liverpool da elendi. bu iki kupanın finali için de türkiyedeki raytingleri dibe vurdurur. bu hafta iki maçı da yayınlayarak gözlerimizi yaşartan star tv, "papatyam" varken inter-bayern, atletico-fulham maçlarını yayınlarsa kesin zarar eder (!) bu arada atletico şampiyon olursa kupayı önce hakemler kaldırsın...özlemişim post girmeyi..

türkiye kupası finali afrikada oynansın, acımız hafifler

28 Nisan 2010 Çarşamba

Katalanlar da ağlar!


Zor da olsa kabul etmek lazım. Her takım yenik düşer. Barsa bile!

Mourinho fenomeni hakkında söylenecek çok şey var. Taktik deha. Değme çirkef. Dev şovmen. Ama illa ki çok büyük hoca. 10 kişi kalmayı avantajına bile çevirdi belki. Bugün Inter'in yaptığı savunmaya çirkin futbol, kalleşçe oyun gibi eleştirmek, memleketin en büyük kahramanlık öyküsü olan Çanakkale'yi görmezden gelmek olur bence. Çok güzel savundular, hattı müdafaayı bi kenara bırakıp, sathı müdaafayı benimsediler. O satıh, kendi yarı alanlarıydı.

Bugün bir futbol resitali seyretmedik. Şartlar elvermedi. Ama çok heyecanlı bir akşamdı, özellikle ilk ve son yarım saatleri akılda kalacak nitelikteydi.

Cambiasso çok dev oyuncu, acayip oyuncu. Allah her takıma nasip etsin.

Pique yine 3-4 gol pozisyonu buldu. Bu kez bir tanesini çok güzel bi gole çevirdi. Şahsen ben Fener forvetinde oynar diye düşünüyorum.

Messi'nin kolay durdurulan bir futbolcu olduğu safsatadır. Maradonanın önüne 2 adamlık 2 şer sıra olmak üzere 4 oyuncu dizilmedi hiç. Kendini kandırma İlker Yasin. Bir de rica edicem Barsa'nın sisteminin sağdan soldan ortalara Ibra'nın kafa vurması olduğunu iddia etme. Hakan Şükür-Galatasaray dönemine gidiyor olsa gerek aklın!

Barsa'nın sonunda kaybetmesine 1 milyar insan sevinmiştir. Ama çok net, Madrid taraftarları, Interlilerden bile fazla sevinmiştir. Bunu yaşamayı hiçkimse istemez, haklılar. Olmadı da..

Pis final olacak. Çok az insan benim gibi düşünüyor, ama Van Gaal'i tanıyoruz. Mourinho'dan aşağı kalır bir yönü olmadığını da çok iyi biliyoruz. Keyif olsun diye Bayern'e oynuyorum final iddiamı.. 22 Mayıs akşamı en yakın futbol barında benle izleyecek arkadaşlara sesleniyorum!!

Uzadı. Inter'e helal olsun. Olmaz olanı oldurdular. Muhteşem bi seri geçirdiler. Bu akşam bir Burger Menü, çokça da mutluluğa mal oldu bana Inter'in haklı sevinci.

27 Nisan 2010 Salı

Kames bulundu!


Evet, yanlış duymadınız.

Yıllarca anlattık birbirimize. Türkiye'nin dört bir yanından arkadaş, hepimizin çocukluk aşkıydı. Dandik plastik toplardan futbol topuna geçişin en büyük adımıydı. Hepimiz o efsaneyi öldü sandık, artık sadece zar zor bulunan bir iki fotoğrafı kalmıştı hafızalarımızda. Ama sonunda, abim Lazinyo, Adana'ya olan 23 Nisan ziyaretinde Kames buldu. Bulur bulmaz fotoğrafını benimle paylaştı. Hala var olduğunu bilmek bile mutlu etti beni.

İsteyen arkadaşlara makul bir ücret karşılığında temin edilir(!)(kazara ciddiye alan olur falan söyliim, edilmez)..

ps. topun üzerindeki web sitesine girmeye çalıştım, ancak galiba yok öyle bir site, ümitlenmeyiniz fazla..

22 Nisan 2010 Perşembe

Az kalmıştı


Bir çok Galatasaraylı arkadaşımı yıkan haber geldi. Aslında sene başında olanlar sonrası hemen hiçkimsenin, Galatasaray Cafe Crown'ın buraya kadar gelebileceğine inancı yoktu. Ama sene içinde öyle maçlar aldılar, öyle maçlar çevirdiler ki, çoğu basketbolsever kendilerini Play-offlarda görmek ister olmuştu. Ama olmadı. NBA Play-offları yazısını ise üstat wasted'a paslıyor, allahtan bir kez daha (blogun ilk günlerinde yaşadığımız gibi) Barizzio Celtics - Wasted Lakers finali niyaz ediyorum!
Tayyip bizi askere götür!!

21 Nisan 2010 Çarşamba

Milano'da garip gece


Barsa'yı son 3 sezonda bu kadar etkisizleştirebilen kaç takım gördük?

%68 top kullanma oranıyla oynadı yine somon renkliler (bkz. Ross'un gömleği), boru değil. Ama çoğunluğu hazırlık pasları ve her zamanki orta saha döngüsüydü. Dün akşam topun orta 3lüden ileri 3lüye akışını neredeyse bloke etti Inter. Otobüs geyiğine girmek istemiyorum, ama onca yorgunluğun üzerine 990 KM yolculuk da Xavi'nin onca pas hatası yapmasını kısmen açıklar bence (illa ki biraz taraftar gözü oldu bu cümlede).

Messi bu sene 3. kez Inter tarafından istop edildi, Mourinho zamanında Ronaldinho'yu durduramamıştı, bu sefer daha beter çalışmış dersine. Çok yerinde bir sertlikle bezdirdiler, inanılmaz bir direnç gösterdiler ona karşı.

Bir not da Pique için. Adam bir santrforun toplamda 2 maçta anca gireceği sayıda pozisyona girdi, ama neler yaptı orada! Katalanların Sabri'si yorumuma geri dönmek durumunda kaldım tekrardan.

Epey kolayladı Inter, ama herkes gibi onlar da dünyanın en pis deplasmanına gittiklerinin, dünyanın en büyük takımlarının orada ne hallere düştüğünün farkındalar. Bu nedenle halen temkinsiz açıklamalarda bulunmuyorlar. Yine de tur geçme iddaası olsa parayı Inter'e yatırırım gibi. En son ne zaman bir İngiliz-İspanyol harici takım aldı sahi CL'i?

flaş flaş flaş


evet bu flaş haberler sıktı, ancak bu seferki kaynak bana çok yakın, flaş haber verme isteğinin genetik olduğunun kanıtı adeta... flaş haberimizin kaynağı don trapano, senaryoyu yaşanan diyalog halinde veriyorum:
t-trapano
dt- don trapano

t- adnan polat azizi bu sene transferleriyle sinirlendirdi ha
dt- öylemi, ozaman seneye bomba transferler yapar
t-evet
dt-ardayı alacak, adnanı sinirlendirmek için
t- yok ya istemem ardayı ben
dt- ardayı alacak!! görürsün, tribündeki ajanlarına gs forması giydirip, adamın aleyhine tezahurat yaptırdı, aziz yıldırım bu .... (anasının gözü kıvamında bir tabir) oglum, gslıların gözünde ardayı sıfır yaptırdı. sonra suçu eski gslılar aracılıgıyla gs yönetimine attı.
t- ezelin son bölümünü izlemedim
dt- güzeldi, peki adnan polat başlamadımı seneye satacam diye bu ardayı, hazırlıklar başladı... dikkat et ardayı savunan kim? rıdvan,acun,emre. eleştiren kim,yıldız olmadıgını söyleyen kim?tanju.
t-kafamı karıştırma şimdi dayı( yok yok baba dedim tabi)
dt-aziz yıldırım bu ... (aynı tabir)
t-iyi de ardayı sevmem ben
dt-yeter artık şu amatörlükten çık, öğrenci değilsin artık! arda da biliyor bu durumu, boşuna mı attı o yumruğu, bunun kız arkadası daha öncede ünlü değilmiydi, niye şimdi çok dikkat çekiyor, herkese batmaya başladı, aziz yıldırım yazdırıyor bunu, arda iyice gözden düşsün diye!
t-ozaman avrupaya gider
dt-aziz onu avrupa üzerinden alacak oğlum çıldırtma beni!
t- vala ne diyim izleyip görecez.
...

flaş haber trapanoların kanında var alışın...

19 Nisan 2010 Pazartesi

alex de souza

buaralar herkes messiyi konuşuyor, çok şanslıyız ki izledik, uzaylımı falan filan, ama ben oğluma alexi anlatacağım. benim ve oğlum için en iyisinin alex olduğunu bilecek. belki youtubeta messiyi izleyip en iyisinin messi oldugunu söyleyebilir ama ozaman da yer tokadı köpek, alır anasını yanına gider anneannesinin evine... ister messi ister ronaldo ya da bir başkası farketmez. benim için en iyisi sensin kaptanımsın...

Çöllerde su gibi


Al lee ve Cyrex askere gittiler geçen hafta.

Nasıl anlatılır bilmem. Baya sessiz ve boş bi yer İstanbul onlarsız. Tabi avuntumuz 5 aylık bi süreç olacak. Wasted'la sözümüz var sözde, Sencer dönene kadar boş bırakmayacaz blogu ama, inşallah yalan etmeyiz.

Çabuk dönün biladerinhos, özlüyoruz sizleri..

10 Nisan 2010 Cumartesi

kuru temizlemeci..

Bu resmi aşağıdaki yazıyı yazan kuzenim Uganda'da çekmişti geçtiğimiz ay içerisinde. Ben bakınca memleketimi, Galatasaray'ı, futbol federasyonunu, TSK'yı ve daha pek çok farklı şeyi görüyorum, bilmiyorum size ne ifade eder..

8 Nisan 2010 Perşembe

tesekkurler sarı melekler..




Bayan voleybol İndesit sampiyonlar liginde final four muthis mucadeleye sahne oldu. Final foura ayni ulkeden iki takimin katilmasi durumunda kural geregi birbirleri ile karsilasmasi sonucu, İtalyan ekipler Volley Bergamo ile Asystel Novara birbirleri ile karsilasirken, Fenerbahce Acibadem' in ilk tur rakibi ev sahibi Cannes oldu. Final fourda bu sene son 15 yilda Fransa ligine damgasini vuran ve 14 Sampiyonluk, 13 Fransa Kupasinin yaninda iki de İndesit Sampiyonlar Ligi kupasi ekleyen ev sahibi Cannes, gecen sene de dahil olmak uzere son 5 yilda 3 kez sampiyonlar ligini kazanan son sampiyon Italyan Volley Bergamo, gecen sene Cev kupasini kazanan Italyan Asystel Novara ile bu sezon oynadigi 22 lig, 10 Sampiyonlar Ligi, 5 Turkiye kupasi, 1 Super kupa mucadelesinin tamamindan galip ayrilan temsilcimiz Fenerbahce Acibadem mucadele etti. Fenerbahce Acibadem takimi yeni kurulmus bir ekip olmasina ragmen (bu sene takima Gamova, Osmokrovic, Dirickx, Alice Blom, Nihan, Naz, Ipek, Songul ve genc Cemre dahil oldu) bu sene gosterdigi performans ile sampiyonlugun iddiali ekibi idi. Turnuva oncesi Fenerbahce Acibadem' in handikaplari diger takimlarin oturmus kadrolari dusunulunce yeni bir takim olmalari, bireysel olarak cok tecrubeli oyunculara sahip olmasina karsin bu kupada takim olarak tecrubesiz olmalari (Fenerbahce ilk defa sampiyonlar ligine katildi) ve zaman zaman yasanilan manset hatalari ( bunda gecen sezon pasor caprazi oynayan Seda' nin Gamova' nin gelisi ile 4 numara pozisyonunda oynamaya baslamasinin da - Seda mansetlerini ozellikle bu sene cok gelistirmis olsa da- etkisi var. Seda zaman zaman milli takimda da 4 numara oynuyordu ama esas mevkisi pasor caprazi oldugu icin mansetlerde sorunlar yasayabiliyor, bununla birlikte libero Nihan iyi savunma yapsa da servis karsilamasi ust duzey degil) olarak goruluyordu. Benim beklentim ( belki de umudum) finali Fenerbahce Acibadem ile Volley Bergamo' nun oynayacagi ve Volley Bergamo' nun bu turnuvalara alisik cok tecrubeli bir takim olmasina karsin, Fenerbahce Acibadem' in kaliteli kadrosu ile kupayi alacagi yonunde idi. Ne yazik ki tecrubesizligimizin kurbani olduk. Kupayi alan Volley Bergamo' nun da hakkini vermek lazim, muthis savunma yaptilar, cok mucadele ettiler, cok hizli hucum kurarak savunma yapmamizi zorlastirdilar, tecrubeleri ile kupayi kazanmayi bildiler. Her ne kadar sonucu istedigimiz kadar iyi bitmese de oynadigimiz iki mac da voleybol severle buyuk keyif verdi. Cannes macinda dorduncu set almamiz gereken bir set idi, servis hatalari oyuna girmemizi engelledi ve ev sahibi ekip de bu hatayi iyi degerlendirdi, ama macin besinci sete uzamasi finalin adini degistirmedi, sadece maca heyecan getirdi. Iki takim adina da gidip gelen macin kirilma ani, o ana kadar cok etkili oynayan Ravva' ya Nati' nin yaptigi blok oldu. 15' te bitecek tie break setinde 5 kez mac sayisi kullanan Cannes' i 23-21 ile gecmeyi basardik. Cannes macinda gercek performansimizi gosteremesek de, boyle bir turnuvaya ilk defa katilan takimin ev sahibini bu kadar stresli bir macta gecmesi takdire sayan. Cannes takimi da cok iyi bir oyun ortaya koydu, ozellikle turnuvada en iyi blokor secilen Ravva ile en iyi smacor secilen Centini cok etkili oynadilar. Asystel Novara' yi 3-0 ile gecerek turnuvanin da ucuncusu oldular. Final maci ise ust duzey voleybola sahne oldu, iki takim da gercekten cok iyi oynadi, zaman zaman uzayan rallyler oyunun heyecanini arttirdi, nuanslar ile 2-0 one gecen Volley Bergamo' yu maci birakmayarak yakalamayi basardik ama tie - break setinde bu sefer solugumuz yetmedi. Maci 3-0 kaybetseydik cok uzulurdum cunku oynadigimiz oyunun hakki degildi ama 3-2 ile kupayi kaybettikten sonra diyecek tek sey var: Tesekkurler SARI MELEKLER. Ilk kez mucadele ettigimiz Sampiyonlar ligi gibi ust duzey maclarda 12 macta 11 galibiyet ile Avrupa ikincisi olmayi basardik, turnuvanin tamaminda gosterdigimiz basari ile voleybolda adimizdan soz ettirmeyi basardik. Nati' nin turnuvanin en iyi servis atan oyuncusu secilmesi, Gamova' nin da en skorer oyuncu olmasi cok basarili maclar cikaran iki oyuncu adina teselli oldu. En iyi oyuncu odulunu Volley Bergamo' dan Piccinini aldi. Kupayi biz alsaydik bu isim bence Nati olurdu, iki macta da, ozellikle finalde muthis oynadi. Gerek zor toplarda aldigi sayilar, gerek bloklardaki etkinligi ( Ravva gibi tecrubeli bir oyuncuyu Cannes macinda tekli blokta durdurarak finale cikmamizi sagladi), gerek savunmada basarili performansi ile en iyi oyuncu odulunu haketse de kupayi kazanan takimin oyuncusuna verildi odul, Piccinini' nin de hakkini verelim, cok etkili oynadi ve kupanin kazanilmasinda onemli etmen oldu. Bu basaridan sonra vurgulamak lazim:

Oncelikle takimin kurulmasinda en buyuk pay sahibi olan Mehmet Ali Aydinlar' a tesekkur ediyorum, bu sene kurdugu takim ile Turkiye' de voleybolun daha cok izlenmesini sagladi, ben ilk defa bu sene bir voleybol macinda 300-400 dolayinda taraftarin disarda kaldigini gordum ( Fenerbahce - Galatasaray maci), 3 senelik sponsorlugunun ilk senesinde maddi destek vererek disardan izleyen Mehmet Ali Aydinlar, ikinci seneden itibaren elini tasin altina koydu ve kadronun kurulmasinda da etkin rol oynayarak once gecen sene Turkiye liginde sampiyonluk, bu sene de simdilik super kupa ve Avrupa ikinciliginin kazanilmasini sagladi. Sene basinda hedefleri yuksek tutarak final fourda final oynamak icin ciddi yatirimlar yapti ( Gecen sezon Eda icin bonservis olarak 500 bin TL + 2 oyuncu, bu sene Naz icin 1 milyon TL odendi, bayan voleybol icin cok onemli rakamlar) Final four oncesi Fransa' da bilbordlarda Fenerbahce Acibadem resimleri ile Turk voleybolunun geldigi noktayi dunyaya tanitti ( Turk kadininin gucunu anlatti gibi edebiyatlar da yapilabilir). Verdigi demeclerden takip ettigim kadariyla Turk voleyboluna bir de voleybol sahasi armagan etmeyi dusunmesi de voleybola katkisinin gecici olmadiginin gostergesi. Umarim bu basari diger sponsorlara da ornek olur...

Bir tesekkur de Jan de Brandt' a, gecen sezon ortasinda geldigi goreve ilk sezonunda Turkiye sampiyonlugu yasadiktan sonra yeni kurulmus kadroyu kisa surede kaynastirarak ust duzey oyun oynatmayi basardi, Drickx - Naz elestrileriyle yipratilmaya calisilsa da (Drickx takimi daha iyi oynatirken, Naz' in oynamamasi sebebiyle Jan de Brandt' in elestirilmesi haksizliktir, hele hele vatandasini kayiriyor iddialari ayiptir), her maca takimi en iyi sekilde hazirladi ve yenilmezlik serisinin gelmesinde onemli pay sahibi oldu...

Bir sozum de Federasyon'a. Voleybol kuluplerimizin basarilari gerek yurticinde voleybolun izlenmesine katkida bulunup gerekse yurtdisinda ulkemizin tanitimina katkida bulunurken, 3+1 olan yabanci sayisinin 2+1 e indirilmesi kuluplerin Avrupa yolunda onunu kapatan bir etmen olur. 10 yabanci oyuncu ile mucadele eden Cannes' a karsi mucadele eden takimlarin elini kolunu baglamanin bir alemi yok, Turk voleybolunu geri goturecek, ligdeki takimlarin kalitesini dusurecek boyle bir uygulama ile Avrupa' da bu sene basarili bir sezon geciren kuluplerimize darbe vurmanin bir anlami yok. Bu sene Fenerbahce Acibadem Avrupa ikincisi olurken, Vakifbank Gunes Sigorta Turk Telekom Indesit sampiyonlar ligi 6li play-off maclarina cikti, Galatasaray CEV ucuncusu oldu. Bu kuluplerdeki Turk oyuncularin oynadiklari bu ust duzey maclarda tecrubelerinin arttigi asikar, Fenerbahce Acibadem takiminda Seda, Eda, Nihan, Naz, Songul, hatta İpek, Merve gibi oyuncular icin bu turnuvanin ne kadar onemli bir tecrube oldugunu ve oyuncularin gelisiminde cok onemli katkisi olacagini gormek lazim. Avrupa' da ileri gitmek ve daha cok mac oynamak icin yabanci oyunculara ihtiyacimiz var. Ayrica kulup takimlarinin Avrupa basarilarinin voleybola ilgiyi nasil arttirdiginin en iyi ispati Fenerbahce Acibadem' dir. Federasyonun yillarca yapamayacagi reklami yapti bu sene Fenerbahce Acibadem. Ayrica kaliteli yabancilarin Turk oyunculara kattigi cok sey oldugunu dusunuyorum, Nati, Gamova gibi yabancilarin Turk oyunculara ornek oldugu, gelisimlerine katkida bulunduklari asikar. Daha kesinlesmemis 2+1 yabanci kararini Federasyonun bir daha degerlendirecegini umuyorum.

Mehmet Ali Aydinlar onculugunde SARI MELEKLER Aziz Yildirim' i da yalanci cikarmamak icin ugrasiyorlar, Sampiyonlar Ligi' nde final oynamayi basardilar, simdi sirada uc sene ust uste sampiyonluk var. Yoksa siz Aziz Yildirim' in sozlerini futbol icin mi sanmistiniz???

ps: böyle sarı lacivert yazıyı benim yazmam beklenmezdi heralde. konuk yazar kuzenim Ali'ye teşekkürler..

7 Nisan 2010 Çarşamba

El dios del dios


Öğle yemeğinde 3 büyüklerle ilgili hararetli bir tartışma içinde olan iş arkadaşlarıma "dünkü maçı seyretmeden ne kadar boş bir şey tartıştığınızın farkına varmayacaksınız" dedim. Söylenecek fazla söz yok, burada bir kaydı bulunsun diye yazıyorum sadece, yazılabilecek , aklımdan geçen, mantık içeren her şeyi Aceto yazmış, isteyen oradan okusun.

Ben sadece şunu söylüyorum: Messi ile aynı dönemde yaşıyor olmaktan dolayı, erken ölüm vs yaşamazsak, futbol hayatının sonuna kadar kendisini seyredecek olmaktan dolayı çok şanslı hissediyorum.
edit: yazıyı yazdıktan sonra muhtelif bloglarda kadraj muhabbeti dikkatimi çekti. Naçiz tahminimi sunayım. HD yayınlar için 16-9 kamerayla çekim yapıldığı için biz ezikleri ununttular ve kameranın kenarlarına topu çok aldılar. Oysa ki bzizim için kadrajın daha ortalarında tutsalardı topu, biz de daha fazlasını seyredebilecektik maçın. Saygılarımla..

4 Nisan 2010 Pazar

Britanya'nın en büyük düdüğü..


Kesinlikle Türkiye'deki hakemlerin yetersizliğine ve hakem camiasında herşeyin lobiciliğe bağlı olduğuna katılıyorum. Ama dün İngiltere'de lideri değiştiren maçta hayatımda gördüğüm en kötü hakemliklerden birini gösteren Mike Dean'i izledikten sonra bu hatalar geçen hafta Galatasaray-Fenerbahçe maçında olsaydı neler olurdu diye düşünmeden edemedim. Maçtan sonra Alex Ferguson hakeme veryansın ederken galip Ancelotti ise hakem penaltı derse penaltıdır, ofsayt derse ofsayttır, sorgulamak benim işim değil diyor.

Maça bakarsak hakeden kesinlikle Chelsea idi ve henüz ilk yarıda Anelka'nın 100% penaltısı verilse maç daha önce kopardı zaten. Terim'in gidişinden dolayı uzun süre önyargılı olduğum Carlo ise gerek Milan'da gerekse de Chelsea'de oynatmış olduğu futbolla nasıl bir hoca olduğunu ortaya koyuyor her gün. Gerek ilk 11'ler gerekse de oyuncu değişikliklerine bakılırsa Fergie'yi resmen mat etti.

30 Mart 2010 Salı

17 Şubat 1984 - Derwall'in ilk sezonu..




yıllar pek çok şeyi değiştirdi, futbola ve büyük hocalara bakış açımız hariç..

not: arşiv çalışması için Milliyet'e teşekkürü borç bilirim..


benerci kendini öldürmesin..


dostlar dinlemedi beni benerci. benerci oğlum, küçücüğüm, büyüğüm, başında dolaşan bu mel'un düğüm çözülene kadar... bizim ah! demeğe hakkımız yok, onların taşlamağa hakkı var..

Nazım Hikmet


Vatana borcu ödemeden önce Ali Sami Yen'deki son maçımdı, kombinemi aldığım günden beridir beklediğim maçtı pazar günkü Galatasaray-Fenerbahçe maçı. Daha önce de benzer mağlubiyetler görmüştüm Ali Sami Yen'de. Misal ilk yarısında Fenerbahçe kalesini topa tutup, Appiah'ın rastgele uzaklaştırmasıyla ve Mondi'nin bugünkü Leo Franco hatasından daha vahim hatasını değerlendiren Nobre golüyle 1-0 yenildiğimiz maçta eski açıktaydım. O gün de arasında kardeşimin de bulunduğu deplasman tribünü bizimle "hakları olan" dalga geçmenin kralını yaşatmışlardı. Biz Fenerbahçe'ye yeniliriz. Orada da yeniliriz burada da yeniliriz. Her seferinde biz susarız, onların sesini duyarız. Arada yeneriz de, o zaman da biz söyleriz onlar dinler. Tribüne ne oldu diyenlere hatırlatmak için diyorum.

Madem yenilmek bu kadar normal, neden böyle heyecanla bekledim bu maçı? Her sene tekrar eden hayatımın en heyecanlı olaylarından birini kapalı tribünden izleyecektim ilk defa. İlk defa bu kadar yakın olacaktım herşeye. Hem de yıllardır Kapalı'nın müdavimi olan insanlarla sağımda solumda. Ben her sene kaybettiğimiz Fenerbahçe maçlarından çok daha değerli birşey kaybettim Ali Sami Yen'de. Ben taraftara ve tribüne olan inancımı kaybettim. Birlikte saf tuttuğum insanlara bakıp bulunduğum mekandan utandım. İlk defa maçı evde izlemiş olmak istedim. Zira maç boyu Fenerbahçe'yi yuhalamadığı kadar kendi kalecisini yuhalayan taraftarı gördüm. Maçın başından sonuna kadar Elano'sundan Rijkaard'ına lafını esirgemeyen itleri gördüm. Özellikle arkamda duran itler, sene başından beri küfrettikleri futbolculara bu mağlubiyetle daha da ileri gitmeye başladıklarında, sadece "yapmayın beyler, maç devam ediyor, bize yakışmaz" dediğimde kuduzdan köpürmüş ağızlarından akan salyaları gördüm.

Sene başında, ortasında devamlı yazdık. Biz burada olacağız, destek olmak için. Biz burada olacağız, şerefsiz basının oyuncağı olmamak için. Yine biz burada olacağız futbolcuları teker teker onore etmek ya da yermek yerine onlara takım olduklarını hatırlatmak için diye. Ama çoğunluk olamadık bir türlü. Maç başlamadan önce illa biri tribüne çağırılacaksa (ki bence çağırılmamalıdır) bu kişi ya Emre Güngör olmalıydı ya da Arda Turan. Ama Keita'yı çağırdı Kapalı. Bu bile nerede durduğumuzu göstermeye yetiyordu.

Maçtan önce tribünleri alkışlayarak geren, karakter zaafiyetleri hakkında ciddi şüphelerim olan Daum bile maçtan sonra "fazla pozisyon vermedik, iyi mücadele ettik, şansımız yaver gitti" derken, basın çıkıp bu Fenerbahçe yenilmez bir takım, Rijkaard ne yaptığını bilmiyor derse sen orada dik durmayı bileceksin. Guiza'ya, Kezman'a gülerken Leo'yu, Petre'yi ıslıklamayacaksın. O Petre ki bugün orta sahanda olsa Mehmet Topal'dan da Mustafa Sarp'tan da daha iyi bir futbolcu olduğunu görürdün.

Rijkaard gitsin, şu gelsin bu gelsin diyenler, küçücük zihinleriyle kirletmesinler ufkumuzu. Rijkaard, yönetim, futbolcular herkes hata yaptı bu sezon boyunca. Ama hiçbiri Fenerbahçe maçındaki Kapalı kadar mesnetsiz ve cibilliyetsiz değildi. Derwall'e gösterilen tahammül bugün de Rijkaard'a gösterilmelidir ve söz verilen 2 yıllık sözleşme yarından tezi yok sunulmalıdır önüne. Kuru iftiralara kanıp, harcanmamalıdır benerci.

Nazım'la başladık Nazım'la bitirelim:

O mavi gözlü bir devdi,

Minnacık bir kadın sevdi.

Kadının hayali minnacık bir evdi,

bahçesinde ebruliii hanımeli açan bir ev.

Bir dev gibi seviyordu dev,

Ve elleri öyle büyük işler için hazırlanmıştı ki devin,

yapamazdı yapısını, çalamazdı kapısını

bahçesinde ebruliiii hanımeli açan evin.

O mavi gözlü bir devdi,

Minnacık bir kadın sevdi.

Mini minnacıktı kadın.

Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda.

Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,

girdi zengin bir cücenin kolunda

bahçesinde ebruliii hanımeli açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,

Dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:

bahçesinde ebruliii hanımeli açan ev...


Bu yol, devin yolu olsun. Çıkalım yıllardır oturduğumuz bahçesinde ebrulii hanımeli açan evden..

28 Mart 2010 Pazar

flas haber

son günlerdeki gelişmeleri dışarıdan izliyorum, olabildiğince sakin olmaya çalışıyorum ancak wasted times, allee ve yaverleri köşelinin son derece kalitesiz yorumlarını görünce zaten beceremediğim yazarlığı bırakıyorum. artık oldugum gibi taraftar gibi yazacam. hatta balsamik sos bile yazılarımdan rahatsız olup bıydan bile atabilir bizi...umurumda değil çünkü nerden baksan benim 8tane kemik izleyicim vardır heralde, onlar yeter bana...

önce köşeliden başlayalım, belki farketmediniz ama bu genç son zamanlarda yorumlarda "yolladıgın maili yayınlayacam ha" diye kendince tehditlerde bulunuyor(kimsin lan sen çakal)... neyse olayı ayrıntılı anlatayım ben... şubat ayında şu gs taasubu insanın masasını bir fenerli olarak şereflendirme gafletinde bulundum. masada herzaman oldugu gibi futbol üzerine iddaalar havada uçuşuyordu. "söz uçar mail kalır" lafından hareketle bu iddaalarımızı mail atma kararı aldık. tuttugun takım senin karakterini zaten yansıtır, ben bir fenerbahçeli olarak sözümü tuttum maili yolladım gence.. aylar geçti bu gençten mail hala gelmedi, gslıdır diye spamleri bile kontrol ediyorum orda bile yok... mayıs ayında olacakları mailini sizlerle mayıs ayında ben paylaşacam...
bugun ayrıca allee ve wasted'a lafım olacaktı, onlara da yarın zafer sarhoşluguyla saldıracam.

çok sevilen artık bir fenomen olan önce skoru söylediğimiz flaş haberimizi de verelim. saatler ileri alınmasaydı 4 saat önce vermiş olacaktık gs:0 fb:1 gol:bilica

22 Mart 2010 Pazartesi

çiftliğinde koyunları var..

hani terbiye dedik, ahlak dedik. Ama en vahimi tribündeki kavgadan mütevellit Galatasaray ceza almadı diye futbol ahlakı ahkamı kesenlerin bir hakemi azarlayacak cesareti kendilerinde bulmalarıdır. Biz sadece Fenerbahçe Spor Kulübü'nü Aziz babanın çiftliği bilirdik, Kadıköy komple çiftlik olmuş haberimiz yok. Maçta hakemi azarlamak, mahkemede hakimi azarlamak gibi birşey. Memleketin çivisi çıkacak ki yapabileceksin bu hareketleri yoksa yer mi? Tarihe geçer bu olay aslında da yıllardır tarihi kim yazıyor kim tutuyor belli değil bu ülkede..

Keita'yla yol arkadaşlığı..

Dün Milan-Genoa maçını izlerken Mancini'yi görünce, dedim ki bizim Keita bu adamdan kat be kat iyi bir futbolcu. Dünyanın hemen her takımında oynayabilecek ve her takıma maç kazandırabilecek yetenekleri var Keita'nın bunda hemen herkes hemfikirdir eminim ki. Ama dün de önceki hafta da ondan önceki hafta da dediğimi tekrarladım: Keita bir takımın iskeletinde güvenilebilecek bir futbolcu değildir. Kendimce sebeplerim şöyledir:

- Keita, Ankaragücü maçında olduğu gibi takımı tek başına ileriye taşıyabilecek dripling yeteneğine ve vücut yapısına sahiptir ve bu özelliği maç kazandırabilir ama iyi bir kademe anlayışıyla alanı daraltılırsa ayağında top tutma hastalığı takımına zarar verir.

- Keita, taraftar gazıyla oynayan bir topçudur, misal bir Kewell gibi iş ahlakı nedeniyle yırtmaz kendini, ya taraftar gazıyla oynar, ya da Madrid'de kendisini izletmek için. Bu sebeple çoğu deplasmanda yoktur misal.

- Keita, Kasımpaşa, Fenerbahçe ve Beşiktaş maçlarında kırmızı görerek maçı satmak diye nitelendirilebilecek davranışlarda bulunmuştur. Bu satırların yazarı Erol Ersoy'a tekme salladığında Hagi'ye destek çıkmıştır. Ama Figo'ya dirsek atan Emre'yi de kınamıştır yeri gelince. Keita'nın hareketleri şerefsiz hakem yüzünden çıldıran Hagi'den ziyade Emre'ninki gibi kalleşliktir.

- Keita, Trabzonspor maçında su şişesi atıldığı pozisyonda hiçbir Galatasaraylı'nın tasvip edemeyeceği tavırlar sergilemiştir.

Benim hayalim, Galatasaray'ın yetenekli ve ahlaklı futbolculardan oluşan bir takım olmasıdır. Galatasaray'ı böyle bir takım yapacak olan yabancı futbolcular Cassio, Keita gibi süper yeteneklerden ziyade Neill, Kewell gibi yüksek iş ahlakına sahip insanlardır.
Öte yandan Keita, bu sene Dünya Kupası'nda yeteneklerini gösterdiği takdirde çok iyi bir değere sahip olacaktır. Yukarıda saydığım sebeplerden dolayı da Keita'nın çok iyi bir fiyata satılması ve Trabzonspor maçında da fizik gücünü üst düzeye taşırsa Messi etkisi yapabilecek (Messi'nin kramponunun çivisi etmez o ayrı) Gio'nun 3.5 mn Euro gibi bir bonservisle transfer edilmesi bence Galatasaray için en doğrusu olacaktır.