Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2010 Cuma

O an


O ana kadar takımının tek ismiydi Quaresma. Beşiktaş, sezonun en zor ilk yarısını oynuyordu. Sakatlanıp çıktıktan sonra umudum çok azaldı maça dair. İlk yarıda benim tahminim tuttu, ikinci yarıda Ram'ınki..

Q7'nin yerine giren Holosko, muhteşem sprinter özelliğiyle bi dolu pozisyon buldu, çoğunu bencilce harcadı. Tabi burda Holosko'nun, bu sezon eline sayılı fırsat geçeceğini bilmesi ve bu nedenle hazır pozisyon buluyorken ismini skorborda yazdırıp 11e yaklaşmaya çalışma paniğinin etkisi büyük.

Quaresma'nın sakatlığının önemli kısmının milli maç arasına denk gelecek olması şanstır.

Bir de sözüm hala bu adamın kötü oyuncu olduğunu söyleyenlere. Rica ediyorum soda için, bu kadar hazımsızlık pis reflü yapar!

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Finalmente!!



Yorum yapmak zor, mutluyuz...

23 Temmuz 2010 Cuma

Eski günlerdeki gibi


"Rakip kolay"

Mevzu bu değil. Mevzu, geçen sene büyük ümitlerle gelip istediğini bulamayan Nihat'ın, yuvasında tekrar kendini bulması. Beşiktaş, yetiştirip yolladığı Nihat'ın ikinci baharından nemalanmak istiyor. Nihat da bunu çok istiyor ve bu sezona iyi başladı. Sevimsiz bulduğum bu gol sevincini de özlememişim desem yalan olur! Bu sezon santrfor transferi muhtemelen yap(a)mayacak olan Beşiktaş'ın kutup(Faroe adaları)ta yaz gibi aradığı forvettir.

Yazının başındaki tırnak içinden sıyrılıp, Quaresma'ya dair 2. bir not daha yazmak istiyorum. Hala gol atamadı, dünyaları kaçırıyor, ama tüm rakip defansı da üstünde tutuyor. Çok önemli silah, tartışmayacağım kısmı budur.

16 Temmuz 2010 Cuma

Vikingur Maçı


Aslında sene başlarında Beşiktaş'ın kebap avrupa maçlarına gitmeyi çok severim. Tribünler rahat olduğu için 90 dakika şov yapar, stres azır, tam bana göredir bu maçlar. Ama bu kez iyiden tembelliğe vurup evde seyrettim maçı.

Beşiktaş hazır takım görüntüsü tabii ki vermedi. Nasıl versin, daha en flaş transfer forma giymemiş, herkesin aklında "acaba beni mi kesecek" sorusu var, bi dolu rotasyon fikri, yabancı sınırı derken kimsenin aklı tam olarak dünkü maçta değildi. Ama senenin başında önemli ipuçları verdi dün Beşiktaş.

Öncelikle 5 adamla hücum edeceğini gösterdi. Van Hoojdonk dönemi 4-1-5'ine benzer bir görünümle. Gariban Aurelio'nun bu takıma yansıması ise tabii ki Ernst olacak. Ama Mehmet'in çektiği kadar yük çeker mi, kefil olamıyorum.

İkincisi, takım "pas kültürü"ne alışacak, alışmaya çalışacak. Hücum setlerinde ve savunmadan çıkışlarda Schuster etkisi hemen gözlemlenebiliyor. Takım bir oyuncuyu bulup onun 47 metre deparıyla değil, çapraz paslarla ileri doğru yöneliyor, önü tıkandığında arka çaprazdaki oyunculardan tekrar rota çizmeyi akıl edebiliyor artık. Beşiktaşlıların görmeye çok alışkın olduğu bir husus değildir.

Quaresma'nın, ilk maç gazı olmadığı varsayımıyla, takıma çok şey katacağı ortada. Takımın topu atıp rahatlayabileceği bir adamın sol kanatta durması da alışılmadık bir durum. Topu her aldığında, çok güçlü bir direnç görmemiş de olsa, takımın rakip kaleye ölümcül bir pozisyon yaratma ihtimali doğuyor.

Dediğim gibi, Hilbert ve Guti de eklemlenince muhtemelen her maç alakasız bir 11 göreceğiz, Ağustos ortasına kadar doğruyu bulmak için epey bi puzzle çözecek gibi görünüyor Schuster.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Guti Beşiktaş'ta


José María Gutiérrez Hernández

Bugün itibariyle Beşiktaş'ta. Vikingur maçını tribünden seyredecek. Çok konuşulacak, birçokları yaşlı diyecek, işe yaramaz diyecek. Bence kim ne derse desin, büyük iştir, çok da işe yarayacaktır. Hala kafamda kestiremediğim Beşiktaş orta sahasını iyice belirsiz hale getirdi kafamda tabi bu transfer. İyi bi fikri olan varsa lütfen yazıversin, biz de önümüzü görelim.

2 Haziran 2010 Çarşamba

Büyük Mustafa


Denizli bıraktı, as per ntvspor..

Sağlık sorunları nedeniyle bıraktığı safsatasını bir kenara bırakalım, adam kalp ameliyatı sonrası da devam etmişti görevine. Bend'i getireceksen delikanlı ol be adam, ne 2 senedir bu kulübe kartal gibi hizmet veren Mustafa'ya kelek at, ne de arkanda bağıran milyonlara.. 1 değil vukuatın 2 değil!

Bend gelirse onu ayrı tartışacağız..

25 Kasım 2009 Çarşamba

İnter'i gören?


Barsa çok eksikti, inter yaklaşık tam kadro. Geçen ünlü bir blogda yorum kısmına, "reallilere hayırlı olsun, Messi ve İbra olmazsa en azından çekişmeli bir maç izleriz" demiştim. Dün akşamki maç gösterdi ki, çekişme olmayabilir bile. Dün akşam Rıdvan'ın aşırı abartı yorumları bile rahatsız etmedi beni. Bu kadar bütünleşmiş, bu kadar "total"leşmiş bir takım ben daha görmedim 90ların başından beri takip ettiğim futbol dünyasında. Rubin Kazan maçlarını seyretmedim, merak içerisindeyim, nasıl bir şey yapıp bu adamlara 2 maçta sadece 1 puan verdiğine rus ekibinin.

Bu akşam Old Trafford'da Beşiktaş cehennemi yaşayacak. Moraller yerinde, ama ne "yeeteeerrr" diyen taraftarları olacak yanlarında, ne kazım olacak forvette, ne de önder turacı defansta, işler o kadar kolay olmayacak.. Tarihi fark olmaz, tek taraflı geçen maç 2-0 ManU leyhine biter tahmini benden gelsin.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Sen neymişsin be kartal!


Avrupanın an itibariyle en az gol yiyen takımı.

Son 6 yılın en iyi beşiktaşı.

Hayat ne garip, 1.5 ay önce neler söylendi, neler oldu şimdi. "Tükaka"cılar erkenden saf değiştirdi. Bir de sene sonunu görelim, kim ne demiş, ne olmuş, istişare ederiz.
matteo ferrari - enzo ferrari - enzo schifo - şifo mehmet - mehmet topuz.. anladın sen..

13 Eylül 2009 Pazar

galatasaray-beşiktaş, kısa kısa...

iki kupanın rehaveti, teknik direktör yanlışlarıyla birleşince Beşiktaş ligin başında havlu atacak duruma geldi.
***
servet-emre aşık gibi fizik gücü sağlam savunmacıların arasına hazır olmayan, güçsüz nihat’ı atmak kenarda nobre dururken mantıklı değil ama Mustafa denizli yapıyor bunları.
***
arda’yı bugün kitleyen neden, denizli’nin ekremle yaptırdığı çağdışı adam markajı değildir tabi ki…
***
sabri’ye benim söyleyeceklerim önemli değil, en doğrusunu rijkaard maç sonrasında söylemiş zaten; taraftar yeniden bizim yanımızdaydı, 90 dakika desteklediler. en çok haz aldığım anlar sabri’ye bağırdıkları anlardı. sabri, sırtına motor takılmış gibi oynadı, 90 dakika koştu..
***
kaç maçtır iyi oynayan hakan arıkan’ın yerine oynatılan rüştü, korneri izleyerek ve üstüne gelen topu sektirerek derbinin kaderiyle oynadı...
***
50 dakika boyunca galatasaray’ın hızını ve pas trafiğini kesen rakip değil, organizasyon kabiliyetleri kısıtlı sarp-topal ikilisi oldu.
***
İkinci yarı başındaki tabata-fink değişikliği orta sahada zaten topa sahip olabilen takım için anlamsız, gereksiz bir değişiklik oldu. denizli diyorum...
***
Serdar Özkan ve bugün yaptıkları kesinlikle takdir edilmeli. İlk yarıda boş kaldığı kulvarında yeterince top alabilse galatasaray’ın başını çok ağrıtabilirdi. Maç boyunca da Beşiktaşın en iyi oyuncusuydu. Denizli nihat’ın arkasında durduğu kadar onu da korumalı…
***
Harry kewell hakkında not yazmasam allee kafamı kıracak; kewell seni sevmeyen ölsün…
***
Sokağa atılan milyon dolarlar önemli değil, güzel futbol iyi oyuncularla oynanır..bir takımda tabata fink’le değişirken, diğerinde arda çıkıyor elano giriyor...
***
Hala “Galatasaray şişecek, henüz güçlü bir takımla oynamadı” diyen arkadaşlara selam eder, gelecek haftaki Kasımpaşa maçını izleyin derim...
***

7 Eylül 2009 Pazartesi

Yine eleştirmen rolünde


Medya kehanetlerinin gazına geldiğim sanılmasın lütfen, öylesine bir sinaps oluştu kafamda.

En son bundan 1 sene küsür zaman önce, Mustafa Denizli, Beşiktaş maçlarının değişmez yorumcusu haline gelmiş; Beşiktaş bu takıma 10 çekmeliydi, şu takımı sahadan silmeliydi gibi ilginç yorumlarla Ertuğrul'a hafiften sallamıştı. Bir yandan da göreve talip olduğuna dair zarf atmıştı kimilerine göre.

Bugün okuyorum ki, Bosna'yı haşat etmeliymişiz Denizli Hoca'ya göre. Hadi hayırlısı...

26 Ağustos 2009 Çarşamba

sergen; beşiktaş'ın guardiola'sı..

mustafa hoca leş kargalarının saldırılarından sağ çıkmazsa yerine getirilecek adam resimdeki delikanlıdır..yenilgiyle başlamış olsa bile sergen, guardiola-barcelona hikayesinin daha giriş bölümünde..hayırlısı olsun..
sema adlı sevgilin varsa, hediye olarak semaver almalısın :)

23 Ağustos 2009 Pazar

Son 5 yılın en kötü başlangıcı (!?)


Beşiktaş, lige son 5 senenin en kötü başlangıcını yaptı, diyor NTV SPOR. Türk spor basınının yüz akı dediğimiz, bağrımıza bastığımız, çok sevdiğimiz spor kuruluşu. 3 hafta, alınan puan sayısı 5, mağlubiyet falan yok ortada, 1 gol görmüş takım kalesinde, vesaire..

Beşiktaş'ın güzel top oynadığını, bu sene şampiyonluğun en güçlü adaylarından olduğunu söylemek fazlaca iyimser olur, doğru. Ancak, bir takımın 3 haftadaki performansını, hele ki ortada sadece kalede görülmüş bir gol varken ve takım mağlubiyet görmemişken, geçmiş senelerle (ki bu senelerde iyi başlamış olmasının buna yol açmış olabileceği ihtimali düşünülmemiş bile!) kıyaslayıp ortaya böyle bir istatistik çıkarmak bana çok anlamlı gelmiyor.

Ne anlama geliyor mesela bu istatistik? Buna dair bir çıkarımınız var mı? Ham datanın altı zorlama ve ezbere doldurulmaya çalışılmış bir haber daha sadece.

İnanın duygusal bir yazı değil bu. Derdim sporla ilgili fikirlerini görmeyi beklediğim medya kuruluşlarının da zaten sayıca fazla olan kalitesiz meslektaşlarına uymaya başlayıp, spor takibini artık tamamen futbol bloglarından yapmaya başlamak. Haber kaynağı olarak kullanılabilecek kalitede ulusal medya aygıtının kalmamaya başlaması bir diğer deyişle!

21 Ağustos 2009 Cuma

Tekrar Hoşgeldin


Daha İspanyolca'yı tam sökemediydin oğlum, neyse geç otur bakalım... Yuvana hoşgeldin.

Hiçbir zaman süper bir topçu olmadı, ama Beşiktaş taraftarının gönlünde hep yeri vardı. Hele ki Beşiktaş savunmasında her zaman yeri var! Doyamadan yitirmişti Beşiktaş onu, ben sevindim dönmesine.

19 Temmuz 2009 Pazar

Matteo @Kickette


Yaşasın!.. Artık Beşiktaş'ın da bir "celebrity" futbolcusu var! Kickette Yayınlamış geçen günlerde, tebessüm ettim görünce.

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Beşiktaş 2009-2010





Daha önce de söylemiştim, Umbro'dan sıkıldım diye, Adidas görmek güzel formada. Ama tasarımlar biraz radikal olmuş, şimdilik mesafeliyim yeni formalara karşı. Klasik çubuklu yine favorim. Zaten forma reklamı değişene kadar yeni forma almam, o ne öyle!!

23 Haziran 2009 Salı

Forma tevatürü




Resmi bir açıklama yok, ama Kartalizma adlı blogda gördüm, kardeşime haber vermeden arakladım, affetsin beni! Forza Beşiktaş'tan Deniz Sabuncu isimli arkadaşımızın tasarladığı formalar. Olur mu ne sanki. Artık biz çok sıkılmıştık Umbro'dan, Adidas yakışır.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Hasretle beklerken


Cumartesi gecesi Barcelona'nın kupa alışını seyrettim canlı olarak. Seyircilerin, oyuncuların şampiyonluk hasreti muhteşemdi. Barcelona iki senedir şiir gibi top oynayıp kazanamazken şampiyonluğu, bu sene artık futbol tanrıları izin vermedi başka bir takımın kendilerine yaklaşmasına bile.
Bizler de bu kupa törenini, o sevinci, kendimizi de o şekilde hayal ederek seyrettik. Tabii ki Beşiktaş şampiyonluğu kazanırsa o kadar hak ederek, ezerek kazanmayacak. Ama bir düşünün, yakın futbol tarihinde hangi takım, şans yardım etmeksizin almıştır şampiyonluğu? Bir Denizli değildir herhalde şanslı olan.

Guiza'nın sonradan açılışını "Yusuf Yusuf"a bağlayabiliriz.
Alanzinho'nun yine aynı golü atması enteresandır.
Newcastle United küme düştü, Konya düşmüş ne gam!
O değil de, bi Furkan Baştan vardı, ne oldu ona?
yora@ yıldız kampüsü salı gece 21:00, var mı gelen?

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Varan 1


Bir önceki postta ettiğimiz serzenişler bir yana, Denizli'nin "2 kupa" hedefinin ilk ayağı olan kupa, kazanıldı. Önemli not, Fenerbahçe'ye karşı, ve hak edilerek alınmış bir kupanın tadı ayrı oluyor. 10 gün önce kendi çöplüğünde ezerek yendiyse bir de adamlar seni...

İkinci yarıların takımı Beşiktaş, yine coştu ikinci yarıda. Bünyamin Gezer'in hediyesi penaltı da olmasaydı, pek görkemli bir skorla bitirmiş olacaktı Beşiktaş.

İlginç bir not da, Nobre'nin karısının maç boyunca en çok zoomlanan kişi olmasıydı. Tamam yenge güzel allahı var da, bu kadarı biraz fazla kaçtı.
burkit ve lazinyo kardeşlerime sabır diliyorum. 26 bekleyen 30 da bekler..

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Söylenecek söz bırakmamış


Güntekin onay, bence türk spor basınının yüz akıdır, en sevdiğim spor insanlarından biridir Türkiye'de. Bugün Beşiktaş ile ilgili yazdığı yazıda da, bence son noktayı koymuş bu konuda söylenebileceklere. Ben, Burkay kardeşimin Ankara'dan 200 km/saat hızla sürüşüne rağmen maçın 2. yarısına yetiştim ancak. Aklımda kalan semihin güzel golü ve Filip Holosko denen adamın bizim lige 3-4 gömlek fazla olduğunu ispatlayan gol var maça dair, bir de radyodan duyup özetini izlediğim Emrah aşırtması.

Yine mi kursağımızda kalacak peki?

Buyrun, Sayın Onay'ın yazısı:

Tartışılacak bir şey yok; Beşiktaş'ı şampiyonluk yarışında bu noktaya Mustafa Denizli getirdi.
Ancak Beşiktaş, hem Bursaspor maçında hem de Fenerbahçe derbisinde ayağına kadar gelen büyük fırsatları da Denizli'nin yanlış tercihleri yüzünden tepti.
Peki neydi bu yanlışlar ?

1- DELGADO TAKINTISI
Beşiktaş kendisini şampiyonluk yarışındaki en güçlü aday yapan ivmeyi 2009 yılında oynadığı maçlarda elde etti.
Bunda Denizli'nin payı tabii ki çok büyük. Puan olarak rakiplerinden gerideyken futbolcuların özgüvenini yeniden kazanmasını sağladı. Ancak Mustafa hocanın sakatlıktan kurtulduktan sonra yeniden takıma giren Delgado’dan bir türlü vazgeçmemesi ve ısrar etmesi takımın dengelerini de bozdu.
Yabancı kontenjanı yüzünden takımın dengeleri değişti, bazen Delgado’ya formayı vermek Cisse’den vazgeçmek anlamına geldi. Peki bakalım Mustafa hocanın çok güvendiği Delgado kendisine ısrarla güvenen hocası için ne yapmış ligin ikinci yarısında...
Kaptan Delgado, Beşiktaş’ın şampiyonluk yürüyüşünde ne katkı yapmış dikkatlice mercek altına alalım:
Beşiktaş-Antalyaspor 1-0 (Delgado yok.)
Beşiktaş-Denizlispor 1-0 (Delgado yok)
Konyaspor-Beşiktaş 0-0 (Delgado yok)
Beşiktaş-Trabzonspor 1-1 (2.yarı girmiş 45 dakika oynamış, gol veya asisti yok)
Gaziantepspor-Beşiktaş 0-3 (Delgado yok)
Beşiktaş – İBB 2-1 (ilk 11’de oynamış, 60 dakika oyunda kalmış, maç 0-0 iken çıkmış.)
Hacettepe-Beşiktaş 2-3 (İlk 11’de başlamış, 76 dakika oynamış, 1 gol atmış)
Beşiktaş-Gençlerbirliği 3-0 (İlk 11’de başlamış, 59 dakika oynamış, 0-0 iken oyundan alınmış)
Sivasspor-Beşiktaş 1-1 ( son 23 dakika 1-1 iken girmiş)
Beşiktaş-Kayserispor 1-0 (Delgado yok)
Kocaelispor-Beşiktaş 1-3 ( Son 13 dakika 1-1 iken girmiş, gol veya asisti yok)
Beşiktaş-Bursaspor 0-0 ( İlk 11’de başlamış, 58’inci dakikada oyundan alınmış)
Eskişehirspor- Beşiktaş 0-2 ( İlk 11’de başlamış 90 dakika oynamış, gol veya asisti yok.)
Beşiktaş-Fenerbahçe 1-2 (İlk 11’de başlamış, 45 dakika oynamış 0-1 iken çıkmış)
Böyle bir oyuncudan ne beklersiniz? Gol atmasını veya attırmasını. Koşan, mücadele eden, top kazanan bir oyuncu zaten değil. Ancak Beşiktaş’ın şu ivmesinde küme düşen Hacettepe karşısında attığı gol dışında Delgado skora hemen hemen hiç katkı yapmamış. Gol pası vermemiş. İlk 11’de oynadığı tüm maçlarda Eskişehirspor maçı hariç hep hayal kırıklığı yaratıp oyundan alınmış. Peki bu oyuncunun katkı yapmadığı bu kadar aşikar iken bu ısrar neden? Geldiği günden beri tek bir derbi maça damgasını vuramamış Delgado. Tek bir büyük maç kazandırmamış. Zor anlarda elini taşın altına sokmamış, sorumluluk almamış. Mustafa Hoca bu oyuncuyu kazanabilmek uğruna puanlar kaybetmiş, maçlar yitirmiş. Orta saha direncinden olmuş. Formda Yusuf’u küstürmüş.
2-CİSSE TAKINTISI
Cisse 2007-08 sezonunda Beşiktaş’ın ortasaha oyuncuları içinde en çok top kazanan oyuncusu. Ayrıca ikili mücadelelerde de en çok top çalan oyuncusu. 2008-09 sezonunda da öyle. Defansif bir ortasaha oyuncusundan beklenen en önemli şeylerden birisi top kazanması. Cisse top kazanan bir oyuncu. Kendini yerden yere atmadığı için çok sert oynamadığı için belki bir çok kişi beğenmiyor ancak yıllarca üst düzey futbol oynamış deneyimli bir oyuncu. Oyun bilgisi üst seviyede, pozisyon almasını bilen bir oyuncu. Yani uzun lafın kısası nerede duracağını biliyor.
Cisse boş bir oyuncu değil. 2004’de Monaco orta sahasında Şampiyonlar Liginde final oynadı. İlk 11’de. Monaco, Zidane’lı, Figo’lu, Raul’lu, Cambiasso’lu, Ronaldo’lu, Beckham’lı, Roberto Carlos’lu Real Madrid’i çeyrek finalde elerken yine 2 maçta da ilk 11’de sahadaydı. Önünde Makalele ve Vieira gibi oyuncular olduğu için A milli olmadı ama 15 kez Fransa ümit milli takımı forması giydi. İngiltere Premier Ligi'nde West Ham Utd’da 1 yıl forma giydi, 26 maç oynadı. Hiç bir kulüpte yedek kalmadı, 25-26 maç ortalamayla oynadı.
Özellikle Ersnt takıma katıldıktan sonra yıllarca üst düzey futbol oynamış bu ikili orta alanda olumlu bir görüntü ortaya koydular. Beşiktaş bu 2 oyuncu birlikte oynarken orta saha kontrolünü hep ele geçirdi. Oyunu elinde tuttu. Bursaspor maçında 10 kişi kalan takım bile Cisse – Ernst birlikte oynamaya başladıktan sonra oyunun kontrolünü eline aldı. Eskişehir’de de böyle oldu. Gaziantep deplasmanında da... Trabzonspor maçında Beşiktaş rakibi baskı altına alıp boğarken de... Bu ikili birlikte Mustafa Denizli’yi hiç üzmedi...
Ancak Denizli bu ikiliyi her fırsatta bozdu. Sivok’u Cisse’nin bölgesine çekip, Gökhan Zan’ı savunmaya yerleştirdi. Sivok iyi bir oyuncu, ancak bir savunma oyuncusu. Orta saha değil. Top rakipteyken orta alanda baskı yapacağına genellikle hep kendi cezasahasına kadar gelip stoperlerin arasına giriyor. Bursaspor maçında ilk yarı böyle oldu ve Beşiktaş pres yapamayıp orta alanın kontrolünü rakibe verdi. Orta sahada iyi pas yapamadı. Mustafa Denizli gibi tecrübeli bir isim bile Bursaspor maçının ilk yarısındaki o kötü tablodan ders almamış ki Fenerbahçe maçına da aynı tertip ile çıktı ve Bursapor maçındaki ilk yarının bir benzeri oynandı...
Sivok’un orta saha oynadığı hiç bir maçta Beşiktaş zengin bir görüntü ortaya koyamadı. Ayrıca da savunmada açıklar verdi. Çünkü Sivok bir orta saha oyuncusu değil. İyi bir stoper. Yani neticede tüm taşlar yerinden oynadı ve savunmadaki uyum da bir türlü sağlanamadı.
3- GÖKHAN ZAN TAKINTISI
Gökhan yıllardır Beşiktaş forması giyen, beklentilerin çok olduğu bir oyuncu. Ancak üst düzey maçlarda ve derbilerde Beşiktaş onunla hep kaybetti. Sürekli pozisyon hatası yaptı. Savunma derinliğini, hattı, ofsaytı bozdu. Kezman, Guiza gibi isimler derbilerde hep Toraman - Zan ikilisinin arkasına sarkarak benzer goller attılar. Aslında Gökhan hiçbir zaman topu oyuna iyi sokan bir oyuncu da olmadı. Uzun boyuna ve hava hakimiyetine rağmen bu üstünlüğünü çok fazla sahaya yansıtamadı. Sürekli geçirdiği sakatlıklar form grafiğini olumsuz etkiledi. Ancak özellikle Hem Gökhan Zan , hem Toraman hem de Üzülmez, Beşiktaş’ın yıllardır kaybettiği derbilerde ya kart görerek ya da pozisyon hataları yaparak Beşiktaşın şampiyonluk yarışında hep gerilerde kalmasını sağladı. Mustafa Denizli belki yabancı kontenjanına takıldığı için Beşiktaş’ta yıllardır sancılı olan bu bölgede yine 4 yerli oyuncuya sarıldı ve tablo böyle oldu. Bir takımın kötü sonuçlarını 1-2 oyuncuya yüklemek belki yanlış olabilir ama yıllar ve oynanan maçlar maalesef bu tabloyu ortaya koydu.
Sonuçta Beşiktaş yine de şampiyonluğa ulaşabilir.. Ancak ipler elinde değil.Sürekli kazanması, Sivasspor’un da hata yapması lazım. Sivasspor 2 kez bu fırsatı Beşiktaş’a verdi ancak Beşiktaş Bursaspor ve Fenerbahçe maçlarında bu şansı hem de İnönü’de kullanmadı.. Şaşırtıcı olan Mustafa Denizli gibi tecrübeli bir teknik adam bu iki maça da aynı kadroyla çıkarak aynı yanlışlarda ısrar etti...
follow the white rabbit, whatever the speed

4 Mart 2009 Çarşamba

Beşiktaş'a ne oldu?


Ben ne zaman ağzımı açsam bu hayatta, Beşiktaş'a nazar değdirdim. Ne zaman heveslensem, kursağımda kaldı. Bu yüzden istemiyorum bu şampiyonluğu, inadım inat.

Amacım ne övmek burada Beşiktaş'ı ne de yermek. Tek söylemek istediğim, 2 ayı aşkın süredir başka bir takım görmeye başladık. Ernst'in eklenişinin çok büyük etkisi olduğu çok açık, takım direnci en eksik yönlerden biriydi, onu tek başına 2'ye katladı adam.

Özetçiyim yine, çok detaylı izlemedim ama, Delgado ve Holosko'yu beğendim. Beşiktaş, aradığı hücum zenginliğini kazanmaya başlamış gibi geldi bana. Bunun yanında daha özgüven sahibi, kazanmaya adanmış bir takım haline geldi Beşiktaş.

Başta da söyledim ya, ağzımı açmam yeter genelde, muhtemelen düşüşe geçer bu haftayla birlikte Beşiktaş. O değil de, Beşiktaş Fener finali tadından yenmez bence. Bülent Uygun'un medya önünde saçmalamaya başlamasıyla birlikte Sivas sempatimi yitirdim, bu yüzden finale kalmalarını istemiyorum. Her şeye rağmen finale kalacak takım olarak favorim Sivas.
akşama basket maçıııı!! eski power forward'lardan kim kaldı beeee..