wasted times etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
wasted times etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2013 Çarşamba

geri döndük..


şikeyi, dopingi, cas’ı, cas’ın kararlarını, aslı çakır alptekin’i, hidayet türkoğlu’nu, rıza kayaalp’ı, ali gürbüz’ü, volkan şen’i ağlatanları, aziz yıldırım’ı, drogba’ya muz sallayanları, demirören’i kısacası sporumuzdaki/futbolumuzdaki bitmek bilmeyen kaos’u anlatmanın, olanlara, yaşananlara karşı bu taaa içimizden kopup gelen avazı çıktığı kadar bağırma isteğini göstermenin 140 karaktere sığacak durumu kalmadı artık malesef...bu yüzden bloğa geri dönüyoruz. hem de yanımıza sevdiğimiz, çok değerli, has fenerbahçeli bir abimizi de alarak. vira bismillah diyelim..

7 Mart 2012 Çarşamba

bir daha doğmak (!)

şiiri ümit yaşar oğuzcan yazmış...barizzio'nun sabahki mailinden buraya copy paste...

ne zamandır düşünüyorduk da, bloga geri dönüşümüzün böyle olacağını da tahmin etmezdik. resim ne alaka, niye bunu seçtim ben de bilmiyorum. formsuzluk diyelim...yine de nerden baksanız blogspot'a girmeyi, yazı için görsel aramayı filan felaket özlemişim, onu farkettim...

o yaşamak kadar güzel kadın
bana ölümü hatırlatıyor
onu her gördüğümde
''ya ölürsem'' diyordum
ya ölürsem bu kadın benim için ağlarsa

bilsem bana acımayacağını
beni unutacağını bilsem
bu kadar ölümü düşünmezdim
o yaşadıkça ölüme inanasım geliyor

we are the best nott' forest :(

8 Ekim 2010 Cuma

8 Eylül 2010 Çarşamba

büyüksün scola!

en kritik 7-8 hucümda topu eline alıp skor üret, üstelik bunların 4 tanesi el üstünden olsun, 39 dakika sahada kal, 37 sayı at, 9 ribound al, kritik asistler yap, takımı oyunda tut, derslik savunmalar yap...scola bugün sinan erdem'de basketbol tarihine geçecek bir bireysel performans sergiledi. dünkü pero cameron (son maçı olması hasebiyle) ve gözümde en süperstardan daha süperstar olan kevin durant'dan sonra bu adamı izleyebilmek büyük keyif.
***

7 Eylül 2010 Salı

iguodala'nın dertleri


anlaşılan andre iguodala da türkiye'deki internet sansüründen rahatsız olmuş. twitter'ındaki mesajın meali; "burada youtube çekmiyor". iguodala'nın twitter adresine bakılırsa mcdonals'ın pahalılığından ve istanbuldaki taksicilerden de şikayetçi olduğu görülebilir."adam haklı beyler" demekten başka diyecek bir şey yok...bu arada iguodala demişken not düşmek isterim; bugün salona iki saat erken girdim ve girdiğimde iguodala ısınmaya başlamıştı bile. bir maçtan önce bu kadar uzun süre ısınan başka oyuncu da görmedim şimdiye kadar. son 20 dakika kala soyunma odasından zorla çağırdılar adamı, ilginç..
***

5 Eylül 2010 Pazar

aman diyim!


kafka(s)

hazırlık maçı dediysek mahalle maçı değil. tolunay hoca bu akşam serdar kurtuluş'u 11'de başlattı, sonra oyundan aldı, ikinci yarıda bir daha oyuna aldı?!
***

23 Ağustos 2010 Pazartesi

kalite farkı

Sonuç bir yana her iki takımın teknik direktörü arasındaki kalite farkı bakımından turnusol kağıdı maçıydı. Şenol Güneş özellikle ikinci yarıdaki doğru taktik hamlesiyle, garip oyuncu tercihleriyle ne yapmak istediği çok anlaşılamayan Aykut Kocaman’ı mat etti. İki teknik adam arasındaki vizyon farkı için de zaten uzağa değil Perşembe akşamki maçlardan sonraki demeçlerine bakmak yeterli. Aykut Selanik’te 1-0 için iyi sonuç derken, Şenol hoca’nın liverpool’daki demeci “1-0 kötü sonuç” olmuştu. Birinin rakibi Liverpool, diğerinin Paok... Bütün bunlarla beraber Aykut Kocaman’ın ve dolayısıyla resimdeki terazinin akıbeti konusunda da -kaçan şampiyonlar ligi biletine rağmen- beklemek gerektiği düşüncesindeyim.
***
Bu arada ikinci haftanın sonunda, üç büyüklerden yenilmeyen takım kalmadı. Anlaşılan o ki, üç büyük takımın da yönetimlerindeki cıvıklıklar bitmediği müddetçe anadoludaki ihtilal devrime dönüşecek gibi duruyor. umarım yanılırım…
***

18 Ağustos 2010 Çarşamba

bu adam ne iş yapar?

Resimdeki adam tam anlamıyla, Galatasaray’ın artık yavaş yavaş kronikleşen organizasyonsuzluğunun, futbol yönetiminindeki çarpıklığınının başka bir ifadesidir. Bu adamın aktif futbol hayatında -bırakın Galatasaray kalesini- çıkıp oynadığı yüz tane resmi maç var mıdır acaba? Kaç Avrupa kupası maçı oynadı, uluslar arası tecrübesi nedir ki bu adamın? Ya da geçmişini bırakalım, "iyi antrenör olmak için illa iyi oyuncu olmak gerekmez" diyelim; nezihi beş yıldır bu takımdaysa hangi kaleciye ne kattı şimdiye kadar? Hadi Aykut’un kalecilik adına çözümü olmayan temel sorunları var diyelim, geçen yıl çok büyük umutlarla alınan, geleceğin kalecisi olacak denen Ufuk’a ne oldu peki? Ufuk ne öğrendi nezihi hocadan? Onu da bırakalım, Beşiktaş’ta Rüştü yönetime genç kaleci tavsiye edip aldırıyorken, Nezihi acaba anadolu’da altyapıları araştırıp, alt ligleri didikleyip yönetime kaç tane kaleci tavsiye etti şimdiye kadar. Kocaman bir hiç, zarar ziyandan başka bir şey değil. Yukarıda da belittiğim gibi, Galatasaray’daki anlamsızlıklardan sadece biridir Nezihi Hoca. 20 milyon taraftarı olan Galatasaray’da hiçbir şey yapmadan yıllarca görevde kalabilmek bu kadar kolay olabiliyor işte. Bu takım yıllardır aldığı şansların hiçbirini kullanamayan, iki yıl önce Bükreş maçında yaptığı hatalarla Skibbe’nin gidişinin fitilini ateşleyen, taraftarın onu kalede görünce umutlarının tükendiği Aykut’a mahkumsa eğer hala, Nezihi’nin varlığının da ne iş yaptığının da ciddi şekilde sorgulanması gerekir. Bu takıma yıllarca hizmet etmiş, profesyonelliğin kitabını yazmış Taffarel, Simoviç, Mondragon gibi efsaneler yerine kaleci antrenörlüğü hala Nezihi’ye bırakılabiliyorsa sorunun ciddiyeti çok nettir ve ortadadır. Sadece topa iyi vurmakla kaleci antrenörü olunuyorsa eğer, memleketin halı sahalarında top koşturan milyon tane insanın hakkı yeniyor demektir. Galatasaray’ın artık bu sick kafalı yönetim anlayışından ve bu zihniyetin sahadaki ya da külübedeki yansımalarından bir an önce kurtulması şarttır.
***

13 Ağustos 2010 Cuma

vay benim köse sakalım...

Geçen sene Diyarbakırspor ile yapılan malum maçla giriş yapalım. Kadıköy’de 6 ve 4 gol yediğimiz maçlarda, olimpiyatta Rize’den 5 yediğimiz maçta tribünde olan biri olarak hayatımda ilk kez Galatasaraylılığımdan utandığım maçtır malum maç. O günden sonra Galatasaray hakkında yazmak da konuşmak da gelmedi içimden. Ama o kadar anlaşılmaz şeyler oluyor ki Galatasaray’da dayanamıyor insan bir yerden sonra.
***
Nerden başlasam bilmiyorum. Geçen sezonki Diyarbakır maçından devam edeyim. Tribünü bilenler bilir, Türkiye’de çoğu zaman ipler yöneticilerin ya da yönetimde olmayan muhaliflerin elindedir. Cesaret edemeyip direk yoldan veremedikleri mesajları çoğu zaman tribünü kullanıp daha gür sesle vermeye çalışır, sonra da kenara çekilip “taraftar haklıdır” derler. Sağduyulu Galatasaraylıları bir tarafa koyuyorum, Diyarbakır maçında da ultraslan denen “ultras” felsefesinden zerre haberi olmayan çapulcu topluluğunu kullanarak mesajlar vermeye çalıştılar. Geçen sene verdikleri mesajların birincisi kaptan Arda’yaydı. İçerik “kendine çeki düzen ver, biz istemediğimiz müddetçe sen hiç bir şeysin” idi. İkinci mesaj da Rijkaard’aydı; “gelecek sene transferde bizim borumuz ötecek, Leo Franco ve Jo ile devam etmeyi aklından bile geçirme”. Zamanında Hagi’ye Petre’yi yuhalatarak mesaj vermeye çalışan zihniyetin bir başka saçmalığı, daha önce izlediğimiz filmin tanıdık kareleriydi olanlar. Kaybeden Galatasaray oldu elbette. Bir önceki yıl lig beşinciliğinden sonra geçen sene lig üçüncülüğü. Neyse diyelim.
***
Bu seneye, geçen 3 aylık yaz dönemine ve işine gelince kaptanını yuhalatan yönetimin icraatlerine gelelim şimdi. Öncelikle şunu söyleyeyim, Galatasaray’ın mali tabloları, finansal durumu, stadyum yaptırması, arazi arsa satması alması benim için önemli değil. Umurumda değil. Benim Galatasaraylılık algım, Prekazi’nin Monaco’ya attığı golle başlar, Manchester United’ı eleyip şampiyonlar ligine katılmasıyla devam eder. Benim Galatasaray algımda aslolan sahada rakibine yenilsen bile ezilmemen, kendi felsefeni ortaya koyabilmendir. Sonucu kupa, şampiyonluk olmasa bile ortaya bir şeyler koyabilmektir. Bir futbol felsefesine sahip olabilmek, sistem takımı olabilmektir. Ama Galatasaray’da son üç sezondur bu yok. Futbol takımının planlamasında ciddi yanlışlıklar yapılıyor. Adnan Polat’ın mayıs ayındaki demecini bugün gibi hatırlıyorum; “takımla çok fazla oynamayacağız, sadece eksik yerlere 2-3 takviye yapacağız”. Ne oldu peki? Takımla oynamayacağız diyen başkan, takımın 11’inde direk oynayan dört oyuncuyu takımdan gönderdi. Birini de göndermese bile göndermekten beter etti (evet elano’dan bahsediyorum). Oysa bu takımda haziran ayında yapılması gereken basitti. Dos Santos’un bonservisi alınacak, Kewell’ın sözleşmesi uzatılacak, ortasaha ve savunmaya -direk oynayacak- iki doğru takviye yapılacak, “keşke Galatasaray gitmeme izin verse” diyen Servet ve üflesen sakatlanacak olan Gökhan Zan hemen kapının önüne konacaktı. Bunlar yapılmadı. Takımın hücum hattı bir arada tutulup istikrar sağlanacağına dağıtıldı. Keita’nın yerine alınan Serdar Özkan ve Serdar’ın Kolombiya şubesi Pino ile Galatasaray resmen hedef küçülttü. Lorik Cana’ya saygı duyuyorum ama orta sahanızda Sarp-Ayhan-Barış oynuyorsa maksimum nereye kadar gidebilirsiniz ki? Ya da kalenizde Aykut varken ne kadar rahat maç izleyebilirsiniz? Kısacası Galatasaray başkanı ve yönetimi son üç yıldaki “yap-boz” zihniyeti ile resmen sınıfta kaldı. Lig başlarken ortasahaya alınması gereken isim hala yok ve bu saatten sonra da açıkçası çok da umut yok. Galatasaray’ın tek şansı yönetimin bütün sorumluluğu fütursuzca üzerine attığı ve yeri geldiğinde düşünmeden taraftarın önüne attığı canım kaptanı Arda Turan ve devamlılıklarını biraz daha artırmaları umuduyla Harry Kewell ve Milan Baros.
***
Tarih kupaları, şampiyonlukları yazar mali tabloları, şirket birleşmelerini değil. Kimsenin Galatasaray taraftarını, takımını şampiyonlar liginde izlemekten mahrum bırakmaya hakkı yok. Çünkü bu taraftar buna alışık değil. Birilerinin bunu başkana anlatması lazım.
***
Yazıyı çok sevdiğim Kanat Akkaya’nın sözleriyle bitirmek istiyorum, muhtemelen Ali Sami Yen’deki OFK Belgrad maçını izlerken söylemiştir: “ben gol beklerken gs bonus ödeme uyarısı geliyor. Ve bunu normal bulmam gerekiyor. Vay benim köse sakalım.”
***

führer!

Fotoyu kim yapmışsa güzel olmuş. Aziz Bey için en doğru benzetmedir hitler benzetmesi. Uzun uzun analizlere gerek yok. 15 yıldır öğütüp çöpe attığı teknik adamın, futbolcunun hatta yöneticinin sayısı herşeyi ortaya koyar. Stad yaptım diyor ama son maçta şampiyonluk gidince o stad ateşe veriliyor, kupa yerine itfaiye giriyor yeşil zemine. Travmayı atlatacağız diyor ama yeni sezona da Young Boys'a elenip yeni bir travmayla başlıyor takım. Geçen sene Mehmet Topuz'a 9, önceki yıl Guiza'ya 14 milyon döken başkan Niang'lara Gomis'lere 15'er 16'şar döküp susturur taraftarı nasıl olsa. Ha pardon bir de spor salonu yapılıyordu ataköy'de...
***

6 Ağustos 2010 Cuma

ukrayna cennet vatan

Avrupa ligi playoff kuraları çekildi. Şüphesiz en ilgi çekici kura liverpool-trabzonspor eşleşmesi. Futbol bu herşey olur ama şenol hoca en azından takımını ezdirmez diyelim. Beşiktaş inönü'de geçer turu zaten. Fenerbahçe'nin şu durumda işi zor gibi duruyor. İşler bu kadar ters giderken üstüste paok-trabzonspor-paok maçları yıkımı derinleştirebilir. Galatasaray'ın da rakibini ciddiye alması lazım. Görünüşe bakılırsa galatasaray taraftarı şimdiden tacize başlamış. Hasbelkader karpaty'nin resmi sitesine bakıyorum da adana'dan mesaj bırakan var; "hello from adana/turkey..it will be great.i love ukrainians especially their powerless teams an beautifull girls.do not be nervous i love you"..bu arada son bi not; karpaty'nin forma reklamı ZİK'imiş, ukrayna da bir banka olsa gerek
***

5 Ağustos 2010 Perşembe

semih'in yanına shaq

semih erden 1986 gaziosmanpaşa doğumlu. muhtemelen 90'lı yılların ikinci yarısında mahallede potaya asılırken gözlerinin önünden shaq, garnett, wallace geçiyordur. şimdi bu üç yaşlı kurtla aynı soyunma odasında soyunacak, aynı parkede idman yapacak, yan kabinlerde duş alacak. semih'in bu yeteneğiyle (!) bu konuma ulaşması züğürt adamın zenginliğidir, başka bir şey değil. tadını çıkarsın..
***

19 Temmuz 2010 Pazartesi

"hagi'den sonra......."


boktan bir Pazar gününü bu fotoğraftan daha güzel ne şenlendirebilir ki? harry kewell bizim için “hagi’den sonra” ile başlayan bütün cümlelerin öznesidir..
***
Bu arada Ankara ayazında atış talimleri yapıp hedefleri 12’den vuran, 100 metre koşularında ön saflarda yer alan, koşan, sürünen, yuvarlanan asker kardeşim allee’den de konuyla ilgili mesaj var. mesaj oldukça kısa ve net; “çok mutluyum”..
***

27 Haziran 2010 Pazar

sabri sarıoğlu?!

18 Mayıs 2010 Salı

kepazelik

inanılır gibi değil. galatasaray yönetiminin son rezaleti basketbol takımının en iyi yerli oyuncusunu elinde tutamamak olmuş. Şu anda kesinlikle türkiye’nin en iyi dış oyuncusu olduğuna inandığım, oyunu oynarken kafasını çalıştıran aynı zamanda parkeye yüreğini koyan ve her şeyden önemlisi fazlasıyla gelecek vadeden bu genç adam gelecek sezondan itibaren trabzonspor’da oynayacak. Jo alves’in cebine 1,5 milyon euro alem parası koyup, gariban mehmet topal’a transferine izin vermek için 1 milyon dolarlık alacaklarından feragat etmesini şart koşan, kaptanını trübündeki çapsızlara ıslıklatıp sadece aşık olduğu takıma değil futbola küstüren yönetime yakışan bir icraat olmuş. galatasaray'da neler olduğuyla ilgili ayrıntılı bir yazımız olacak yakın zamanda ama şu anda kesin olan tek şey; üst üste saçmalıklarla yönetimin iyice mide bulandırmaya başladığı..
***

15 Mayıs 2010 Cumartesi

delonte west ve lebron'un annesi

link burda, http://wcwpsports.blogspot.com/2010/05/west-sleeping-with-lebrons-mom-reason.html haber çok ilginç..güya lebron'un annesi gloria james'in (ilgilenenler için yukarıdaki fotoda sağ taraftaki abla) takım arkadaşı delonte west ile ilişkisi varmış, lebron boston serisinin 4.maçından önce bunu bir şekilde öğrenmiş ve takıma küsmüş..gerçekle alakası var mı yok mu bilmiyorum ama bu konu lebron'un transferi sözkonusuyken gündem yaratabilir..bu arada lebron'un transferi şu anda konferans finalleri kadar önemli gündem maddesi..bakalım new york belediye başkanı şehrin anahtarlarını kral'a teslim edecek mi?
***

14 Mayıs 2010 Cuma

mike brown'un eseri

kim ne derse desin, playoff'larda konferans yarı finalleri gelip çattığında celtics-cavs serisinin en büyük favorisi cavs idi ama malesef herkesin şaşırdığı büyük bir süpriz yaşandı ve boston seriyi 4-2 kazanıp konferans finaline yükseldi. peki cavs adına bu hezimetin sorumlusu kim? otoritelere bakılırsa başsorumlu lebron ama benim fikrim pek de öyle değil. celtics serisinin başrol oyuncusu bence koç mike brown..peki brown ne yaptı? öncelikle, pota altını varejao - hickson ikilisi ağırlıklı oynatması gerekirken shaq - jamison'da gereksiz ısrar etti brown. gerçekten merak ediyorum rondo'ya mo will'i vererek ne düşünüyordu ya da özellikle serinin 4. maçında garnett jamison'ı ezerken acaba ne geçiyordu aklından? shaq bi metreden ısrarla kaçırmaya devam ederken beynine oksijen gidiyor muydu brown'un? ulan adam mı kalmadı kaç maç shaq üzerinden oynadın? koy hickson'ı ayakları çabuk atletik adam garnett ne kadar baş edebilecekti ki hickson ile? jamison tamam oynamalı ama en azından garnett'in kenarda olduğu zamanlarda değerlendirmesi gerekiyordu jamison'ı. neden deli west savunmadı rondo'yu seri boyunca? ki west'in hücum yönünden de -en azından playofflarda- mo'dan aşağı kalır yanı yoktu? al işte rondo kahraman oldu..gerçekten anlayamadım koç brown'u, geçen sene orlando serisinde de eli kolun bağlı kalmıştı bu adamın..hatalardan hiç mi ders çıkarılmaz..şimdi gel barizzio'nun laflarıyla, dalga geçmeleriyle uğraş..hayır clevalend'ı da sevsem bi şey demiyecem. serinin müsebbibi ben değil, koç brown sevgili barizzio..ona göre..
***

5 Mayıs 2010 Çarşamba

fenerbahçe türkiye kupasına renk katıyor...

madem alamayacaksın her sene her sene finale kadar niye çıkarsın kardeşim? fenerbahçe'nin olayı başlıkta da belirttiğim gibi kupaya renk katmaktır..trt'in maç yayınlarını özlemişiz, maç öncesi belediye başkanı, emniyet müdürü ve vali ile ropörtajlar ufak çapta "ne oluyor lan" dedirtti. maçı da kupayı da golü yedikten sonra beraberliği panik dakikaları gelmeden bulan trabzonspor hak etti..colman'ı ve özellikle selçuk inan'ı ayrı bi yere koymak gerekiyor. tranzonspor adına farkı onlar yarattı..fenerbahçe'nin urfa'daki varlığı alex'in varolduğu ölçüdeydi. kaptan da yapacağını yaptı zaten, golü yoktan yarattı adeta..2-1'den sonra ömer üründül'ün semih ve gökhan'ı almıyor diye daum'a saydırması ayrı bir konudur, geçelim..gap arena'da kolbastı bu ülkenin güzel bi fotoğrafı oldu, not düşmek lazım..trabzonspor başkanı ben olsam takımı bu akşam trabzona götürmem, sıragecesi-ciğköfte olayına girer, galibiyetin keyfini çıkarırdım..bu arada kupa töreninde song'un üstündeki formada yazan "rasimcan" ismi ne demektir, biri biliyorsa yazsın şuraya..neticede song gibi kaptana yakıştı kupa kaldırmak..
***

4 Mayıs 2010 Salı

This is how we do!


Wasted'a cevabı erken geldi yaşlılar konseyinin. NBA'in Milan'ı da diyebiliriz onlara. Rondo bu durumda Pato mu olur? 19 asist 1 maçta nasıl yapılır?
Sadece haberini okumak bile "fincanı taştan oyarlar" diye bağırmama yetti. Şimdi onlar düşünsün..