al lee etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
al lee etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2010 Çarşamba

Çalsın davullar

Cyrex bir-iki saat içinde İstanbul'da. Pazartesi de Al Lee dönüyor. Onlarsız iğrenç bir 5 ay geçti İstabul'da. Çok şükür bugün yarısı, haftaya diğer yarısı dönüyor hayatımızın..

19 Temmuz 2010 Pazartesi

"hagi'den sonra......."


boktan bir Pazar gününü bu fotoğraftan daha güzel ne şenlendirebilir ki? harry kewell bizim için “hagi’den sonra” ile başlayan bütün cümlelerin öznesidir..
***
Bu arada Ankara ayazında atış talimleri yapıp hedefleri 12’den vuran, 100 metre koşularında ön saflarda yer alan, koşan, sürünen, yuvarlanan asker kardeşim allee’den de konuyla ilgili mesaj var. mesaj oldukça kısa ve net; “çok mutluyum”..
***

19 Nisan 2010 Pazartesi

Çöllerde su gibi


Al lee ve Cyrex askere gittiler geçen hafta.

Nasıl anlatılır bilmem. Baya sessiz ve boş bi yer İstanbul onlarsız. Tabi avuntumuz 5 aylık bi süreç olacak. Wasted'la sözümüz var sözde, Sencer dönene kadar boş bırakmayacaz blogu ama, inşallah yalan etmeyiz.

Çabuk dönün biladerinhos, özlüyoruz sizleri..

25 Aralık 2009 Cuma

Avatar


Normal şartlarda, bir film, ilk gazla 8ler civarında puanlarla başlar IMDB'de. Sonra sindirildikçe, ağır abilerin intibası şekillendikçe azalır notlar, ve 10,000'li oyları devirdikten sonra asıl formuna ulaşır. Misal, Inglourious Basterds, 9 civarı girdiği listede, şimdi 8.5'lerde, 100,000 oy oldu, artık çok oynamaz kanımca.

Buysa bi garip çıktı. İlk 3 gün sonunda 8.4 görünce, bu film 7 puan civarında kapatır 2009'u diyordum ki... Gün itibariyle IMDB notu 8.8. Allahsız tosbağa biladerim Al Lee finans piyasaları ve Antakya cemiyet hayatından fırsat bulur bulmaz gideceğiz, artık filmin adını duyunca bile heyecanlanıyorum, olsa da izlesek..

18 Kasım 2009 Çarşamba

Ne güzel komşumuzdun


I'm not Jessica Alba's biggest fan (FM terminolojisiyle çok sevmediğin biri hakkında açıklama yaparken kullanılır). Ama, dünyada en beğendiği kadın kendisidir, bazı arkadaşlarımın. Ben de böyle bi fotoğraf geçince elime, boş kaleye altıpastan kafa vuruyorum; futbolu seven herkesle birgün buluşuruz demişti Ümit Kayahan, katılıyorum.

Bunca zaman ara verince de form tutana kadar böyle postlar lazım, mazur görüle.
wastedla barizi ayıran çizgi
siyahla beyazı ayıramazki

1 Haziran 2009 Pazartesi

Biz İzmir'deyken


Al Lee ile, çok sevdiğimiz arkadaşımız Tahsin'in düğününün cumartesi gecesi 20:00'da olduğunu duyduğumuzda kafamızdan aşağı kaynar sular döküldü. Ama boynumuzun borcu, gidecektik tabii ki. Karşıyaka-Alsancak hattında geçen bir haftasonunda neler kaçıracağımızın bilincinde, atladık gittik "güzel İzmir"e.

İşin futbol tarafı malumunuz, Beşiktaş'ımız, düğün boyunca dakika ve skor takibiyle yetindiğimiz 9 adet maçın sonucunda şampiyonluğa, o çok beklediğimiz ve istediğimiz, kavuştu. Galatasaray ve Fenerbahçe ise, son haftayı güzel skor ve iyi futbolla kapatarak sezon arasına moralli gitmekle yetindiler. Konyaspor, bilmemkaçlı averajla küme düştü. Şu işe play-off (play-out) sitemi gelse daha mı iyi olur ki? bence öyle olur.

Hasan Şaş da gitti. Galatasaray'da artık UEFA görmüş tek isim Bülent Korkmaz! Merakla transfer haberleri sayfasında F5'e basıp duruyoruz onun da akıbetini görmek için.

NBA ve BBL'de finalistler belli oldu, LA ve Orlando, Efes ve Fener finalde kapışacaklar.

Roland Garros'da çok sevdiğiğm Nadal ve Ivanoviç erken veda ettiler. Nadal, 5. kez katıldığı dev turnuvada ilk kez maç kaybetti! Artık Federer'in kazanmasını istiyorum, dev adam geri dönsün şampiyonluklara. Edit: Tomy Haas, Federer karşısında ilk iki seti kazandı, şişme ihtimali yüksek..

Ancelotti, Milan'dan ayrılıp Chelsea'nin başına geçti. Milan'da da koltuğa eski dev topçulardan Leonardo getirildi. Ancelotti'den ve Ancelotti'li Chelsea'den cacık olmaz, olursa lafımı yerim, tükürdüğümü yalarım, hiç problem değil! Milan'ın geleceğini ise, bu yaz çok hızlı geçeceğini düşündüğüm transfer piyasasından gelecek haberlere göre değişecek, konuşmak için erken.
***
Yazıma burda son verirkene, Madem Taso ile başladık yazıya, onun takımı olan ve Süper Lig'e çıkma şansını son anda yitiren Karşıyaka için bir tezahüratla bitirelim yazımızı:
***
İçtik kafamız güzel
Daldık yine hayallere
2012'de, Şampiyonlar Ligi'nde
Koyacağız Real Madrid'e
(Al bunu alamaz mısın melodisiyle)
uçan da kuşlara Barselona, biz karşıyakalıyız

7 Nisan 2009 Salı

Macheda ve bizim oğlanlar


1991 doğumlu Macheda son dakika golüyle Manchester'a galibiyeti getirdi. Düşünün ki forvetinde Rooney,Berbatov,Tevez gibi isimlerin bulunduğu Manchester United'da bu hafta hep İtalyan Macheda kouşuldu. Bunu sağlayan ise 58. dakikada takım Aston Villa karşısında 1-0 mağlup iken ona güvenip oyuna alan hocası Alex Ferguson. Gerçi Scholes,Berbatov ve Rooney sakatlık ve cezalı olmalarından dolayı kadroda değillerdi ve Nani'nin yerine sokabileceği başka hücumcusu yoktu Sir'in.

Hatırlarsanız 0-0 devam eden bir Konyaspor maçında oyuna sonradan giren cılız çocuk Aydın Yılmaz, 90. dakikada attığı golle galibiyeti getirmiş hatta şampiyonluğa giden yolda önemli rol oynamıştı. Daha sonraki maçlarda kadroda yer bulmasına karşın sakatlanarak gözlerden uzaklaşmıştı. Sene sonunda Dünya Gençler Şampiyonası'nda 10 Numarası Arda Turan, forvetinde İlhan Parlak, defansının sağında Uğur Uçar olan Türk Milli Takımı'nı sağ kanattan hücuma taşıyan isim ve takımın en etkili 2. ismi (1. isim İlhan Parlak, kaç gol atmıştı hatırlamıyorum) olarak dikkat çekmişti. Takip eden sene kendini pek gösteremeden Arda Turan'ın Mourinho diye seslendiği Abdullah Avcı'nın takımına katılmıştı. Fiziğini ve oyun stilini güçlendirdiğini düşünmüştük. Bu sene Galatasaray'a döndüğünde ne kadar yanıldığımızı görmüş olduk. Kötü bir Sertan Eser uyarlamasına dönüşmüş, bizim Rommedahl olmasını beklediğimiz Aydın. Şimdi Volkan ve Mehmet Güven ile birlikte bu takımda ne işi olduğu çözülemeyen birkaç isimden biri olarak gösteriliyor.

Bir de Cafercan Aksu olayı var tabi. O da genç takımlarda attığı gollerle farkedilmişti. Hele İspanya Genç Milli Takımı'na attığı frikik golü vardı ki hala akıllardadır. Takımdaki sol ayaklı oyuncu eksikliği nedeniyle Hagi zamanında oyuna sonradan alındığı vakitlerde ve hazırlık maçlarında sol açığa gönderilmişti. Halbuki asıl mevkisi forvet idi. Paf maçlarında sahada varlığıyla farkedilen bu genç forvetin harcanması çoğu kişiye göre Macheda'nın parlaması gibi takımı 1-0 mağlup iken Gençlerbirliği karşısında kurtarıcı olarak oyuna sürülmesiyle olmuştu. Aslında daha çok yerine girdiği kişinin Hakan Şükür olması idi tartışılan. Cafercan, takımın geri kalanı gibi pek bir varlık gösteremeyince yetersizliği(!) çıkmıştı ortaya. Arda ve Uğur'da tutan kiralık gönderme olayını Cafercan'da da denedi Galatasaray ama Rizespor'da koskoca sezonda toplam 45 dk oynayabildi. Geri döndüğü Galatasaray paf maçlarında konuştuğu yıllardır tanıdığım bir hakem arkadaşıma dediğine göre Rize'de sıkılmış, kendini fazla zorlamamış. Kafa böyle olunca, yaşıtları futbollarının baharına ulaşırken bizim Cafercanlar,Özgürcanlar,Mülayimler hala patlama yapması beklenen genç yetenekler olarak 2.ligde orada burada bekleniyor.
Takımın yarısı sakat ve cezalıyken ısrarla şans verilip bunu sadece Altay karşısında değerlendirebilen geleceğin Tuncay'ı(!) Yaser'den bahsetmeyeceğim bile bu arada, seneye kesin gönderilir takımdan.

Batuhan Karadeniz olayı için ise denilmesi gereken çok şey var. Pek çok blogda arkadaşlar çok güzel analizler yapmışlar. Benim favorim bu oldu. Hami Mandıralı'nın sözü var bir de Batuhan için: "Çok yetenekli ama kişilik problemleri olduğu açık". Benim gözümde ise Aydın Yılmaz, Aydın Karabulut, Cafercan Aksu gibi süperstar adaylarının esamesinin okunmadığı yerde hem attığı goller hem verdiği demeçlerle hem de son olayıyla bu kadar gündem olması bile diğerlerinden ne kadar sıyrıldığının ve Türk futbolu için ne kadar önemli olduğunun göstergesi.
yine yazdık genç yetenek yazısı kurtulamayız dillerden, dilden kurtulamamak fena fantezide değil hani

23 Ocak 2009 Cuma

Arabic Premier League


Manchester'in mavililerinden sonra Londra'nin mavilileri de Arap kusatmasi altinda. Öte yandan Liverpool'un sevilmeyen ve kabullenilmeyen Amerikali patronlari da hisselerini Kuveytlilere devretmeyi planliyor. Kulüpler için biçilen degerler 550-600M GBP civarlarinda. Tam da bu haberlerin çiktigi sirada Barizzio'nun asagida bahsettigi Robinho teklifi ve Man. City'nin yeni hayvani Drogba teklifleri konusuluyor öte yandan. Ben ise mavililer kardes olacakken "transfer fiyatlaması" diyorum anlamayanlara da investopedia.com diyorum.
odittt

2 Ocak 2009 Cuma

Süleyman Seba Caddesi


Bugün öğle arasında, Süleyman Seba Caddesi'ndeki BJK Plaza'dan yemeğe çıktığımda Efsane Başkan Süleyman Seba'yı gördüm. Duruşu, yüz ifadesi hala buram buram mağrurluk ve ağırlık kokuyordu. Böylesi yok şimdi Türk futbolunda diye mırıldanırken, yanımdakilere dönüp artık Beşiktaş'tan çok Barcelona'nın maçlarını izliyormuş dedim. Arkadaş da kafasına baksana dediğinde şapkasını farkettim, üzerinde Barcelona arması olan şapkayı.

Adam futbolu seviyor; reklam, şan, şöhret, hayatta başaramamışlıkların ezikliği yahut tatmin edilmeyi bekleyen egoları değil önündeki. Düşündükçe affedemiyorum "Ahmet Dursun, Seba Gitsin" diyenleri. 3-5 koltuğa O'nu satıp, tarihinin en duruşsuz başkanına bişey diyemeyenleri. Süleyman Başkan geçerken uğramıyor Beşiktaş'a. O, orada yaşıyor. O, Beşiktaş'ı seviyor. Biz Beşikaş 3. büyük müdür, 2.5 midir diye tartışırken Süleyman Seba benim için "mes que un president".
cümle doğru mudur barizzio, değilse editle bana haber bile verme.

28 Aralık 2008 Pazar

ciddi analiz


Hürriyet gazetesi bugün saçma sapan bir haber yayınladı. http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/10656493.asp?gid=211 adresinden okunabilir. Haberde kim hakem hatalarından kaç puan kazandı, kim kaç puan kaybetti seceresi çıkarmışlar. Dünyada bundan daha gereksiz ve daha gerçek dışı bir araştırma nasıl olabilir bilmiyorum. "Bir maç 0-0 bitmiş efendim maçta sarı takım için penaltı artı kırmızı kart, yeşil takım için 2 cezayayı üzerinden frikik 1 de ofsayt yenmiş, maçın skoru kaç kaç olur?", gibi OKS sorularını ciddi analiz olarak sunan bu adamlar hangi güzel kafayla haber yapmış oluyorlar anlamıyorum. Hayır yarın biri ciddiye alacak, basın toplantısı yapacak ondan korkuyorum.
aman ağzınla iç de inleyen sen olma!.. :)

16 Aralık 2008 Salı

temiz genİtalia


Napoli başkanı Aurelio de Laurentiis, kendisi gibi film yapımcısı olan Dino de Laurentiis'in yeğeni. Dino başlıca; Halloween serileri, Conan serileri, Hannibal serilerinin yapımcısı aynı zamanda da La Strada ve Nights of Cabiria ile Oscar kazanmış müthiş bir yapımcı ama Aurelio'nun yapımcısı olduğu 40 küsür filmden adını daha önceden duyduğum tek film, büyük hayal kırıklığı "Sky Captain and the World of Tomorrow". Napoli'nin bu sezonki performansına bakarsak takım yapımcılığında film yapımcılığındakinden daha iyi olduğunu bile iddia edebiliriz. Gerçi film yaparken, en heyecanlı yerini çekecekken biri gelip başrol oyuncunuzu elinizden alamaz ama Aurelio'nun en büyük derdi takımının en iyi oyuncularına özellikle İngiliz kulüplerinin kanca takmış olması. Özellikle Hamsik ve Lavezzi'nin aklını bulandıran İngiliz kulüplerine karşın bir yöntem geliştirmiş tabi Aurelio. Onları İngiliz kadınlarının genital bölgelerini yıkamadığına ve pis olduklarına inandırarak Ada'ya gitmekten vazgeçiriyormuş şu sıralar. Hani sanki porno film çekmiş yıllarca da uzmanlaşmış genital bölge konusunda. Sen Victoria (Adams) Beckham'ları Cheryl (Tweedy) Cole'leri görmüş bir nesle nasıl yutturacan İngilizler pistir çirkindir diye. Hani senin Monica Bellucci'n var ama o da bu çocukların annesi yaşında sayılır
move it move it

17 Kasım 2008 Pazartesi

geçmiş olsun Pınar Argun


Ne Bahri Havadır, ne de Süleyman Rodop.. Benim için bir haberin altında Pınar Argun imzası varsa kaale almaya değer. Dün Arda'dan sonra o da fenalaştı. Sağlığı yerindedir umarım, Arda da onu sormuş basın toplantısında zaten. Acil şifalar dileyelim..
alman disiplini

3 Kasım 2008 Pazartesi

yürümeye devam edenler..


Disket CM'sinde 20'lik AMR(sağ açık) delikanlıyı tanıdığımda henüz 10 yaşındaydım.
Zaman geçtikçe CM yetkilileri ile ; belki sol açık, bir ihtimal forvet arkası ama en çok forvet olduğu konusunda uzlaştık.
Takımı küme düştüğünde, Nedved ve Buffon ile birlikte futbol tarihinin en karakterli duruşlarından birini sergiledi.
Şimdilerde 34 yaşında ve her hafta bir başka oynuyor, Madrid yetmedi Roma'yı da yaktı.
Roberto Baggio'dan sonra İtalyan futboluna gelmiş en büyük isim, at kuyruklu Baggio kadar yetenekli ve moda ikonu değil belki ama daha bir bayrak adam favorili Alessandro Del Piero.
Zaten fotoğraftaki vuruştan belli adam olacak çocuk..

Roberto baggio'nun kariyeri ne zaman o kadar düşüşe geçti ki gelseydi?

25 Ekim 2008 Cumartesi

yassah

bu devlet eskiden döver ondan sonra suçunu söylerdi. artık ona bile lüzum bulmuyor. Diyarbakır 1. sulh mahkemesi yasaklamış bizi. Ama hiçbirimiz ne Diyarbakır'a gittik ne de Diyarbakırspor Süper Lig'e çıkmasın dedik. çıkar bir gün suçumuz ortaya. o zamana kadar "tunnel"lerde geziyoruz. en kısa zamanda da bloggerdan ayrı olarak www.cezayayi.com'da tam hizmet vermeyi umuyoruz. Ram başkan, duy bu sesi, yasaklardan kurtar bizi..

kapansan da kapatılsan da taraftarın senle, üzüntünle sevincinle seninle birlikte..

23 Eylül 2008 Salı

Zico Özbekistan'da

Aşağıdaki yazı al lee tarafından kaleme alınmıştır..

Asya Sampiyonlar Ligi'nin hiçbir maçini izlemedim. Bildigim yegane Asya takimlari Al-Ittihad (Suudi Arabistan), Al-Ahli (Arabistan), Urawa Red Diamonds(Japonya) bi de PAS(Iran) 'dir. Simdi bu takimlarin yanina Özbek Bunyodkor da eklendi. Eto'o ya sehri gezdirdiler, Rivaldo'yu aldilar derken simdi de teknik direktörlüğe Zico'yu getirdiler. Böylece Zico, Sampiyonlar Ligi serüvenine ayni basamak -çeyrek final- ama farkli kitada devam edecek. Rakip Chelsea degil Iranli Saipa. Ilk maç Iran'da 2-2 berabere bitmisti, bakalim yarinki 2. maça Zico'nun sihirli elleri değebilecek mi?

aman diyim agalar

18 Eylül 2008 Perşembe

Denk güçlerin mücadelesi


Aşağıdaki yazı Al lee tarafından kaleme alınmıştır


Bir şampiyonada son 4’e kalmak demek, o şampiyonanın en başarılı 4 takımından biri olduğunuzu gösterir ama en güçlü 4 takımından biri olduğunuzu göstermez. Bu yüzden Şampiyonlar Ligi’nde yarı final hedefleyen Fenerbahçe’nin illa Real Madrid-Chelsea gibi takımlardan daha güçlü olmasına gerek yok. Geçen seneki başarı elbette Fenerbahçe’nin siklet atlamasına faydalı oldu. Ama bu sıçrama CSKA Moskova,Shaktar Donetsk gibi takımların sikletinden, Porto sikletine yükselmesini sağladı. Dünkü maç da bunu doğrular nitelikteydi. Porto, benim favorilerimden olan kaptan Lucho Gonzalez’in liderliğinde maça hızlı başladı. Fenerbahçe adam paylaşımlarında sürekli hata yapınca, önde oynayan Selçuk-Maldonado-Emre 3’lüsü hem pres hem de oyun kurma yönünden 1 Aurelio etmeyince, daha ilk 20 dakikada yarı sahasına hapsolmuş ve 2 tane gol yemiş Fenerbahçe çıktı ortaya. Golleri takiben, Porto geçen sene Fenerbahçe’nin avı olan diğer Avrupa takımlarıyla aynı tuzağa düştü. Hızlı futbol karşısında bocalayan Fenerbahçe’nin en sevdiği ağır tempolu oyuna dönüş, Fenerbahçe’nin eski kimliğine bürünmesine yardımcı oldu. Ama ileride Guiza’nın insanüstü çabası 1 golden fazlasına da yetmiyordu. İleride topa basan, sağa sola deplase olan Guiza, TFL’deki kapalı defanslardan çok, denk kuvette hatta daha güçlü takımlarla mücadele edilen Şampiyonlar Ligi’nde etkili olacağını gösterdi. Zaten Mallorca gibi bir takımda gol kralı olmak, her pozisyonda gol bulabilen “Mario Jardel” tarzı bir golcüden çok geniş alan ve kontratak futboluna yatkınlığın bir başka ispatıydı.

Aslında geniş alanlara hakim ama disiplin yoksunu rapstar Kazım Kazım, belki de bu maça en uygun oyunculardan biriydi. Ama huysuz ihtiyar geçen maçlardaki disiplinsizliğinin bedelini ondan çok Emre’ye ödetmeye kararlıydı. İlk defa sağ kanatta gördüğüm Emre sürekli içeri kaçarak oyun kurmaya çalışınca, arkasındaki Gökhan Gönül Lucescu’lu Beşiktaş’ın İbrahim Üzülmez’i gibi hücumda 3-5-2, defansta 4-4-2 oyuncusu olarak oynamak durumunda kaldı. Karşısındaki de Rodriguez olunca Fenerbahçe’nin sağ kanadının kırılması işten bile olmadı. Emre de ileride buluşamadığı topları almak için defansın önüne gelip bir de çalım atma sevdasına tutulunca, oyun kurma özürlü Yasin ile birlikte Porto’nun sürpriz ataklar bulmasına neden oldular. Yasin’e ayrı bir parantez açmak gerekirse, bu çocuk top kapmayı biliyor, sürati boyu posu yerinde. Ama pek çok akranı gibi defans kurgusundan bihaber, kademe anlayışı zayıf, topu oyuna sokması rezil. Ne yazık ki bu leş özelliklere rağmen milli savunmacılarımız Gökhan Zan, Servet Çetin ve İbrahim Toraman’dan tek eksiği tecrübe biraz da fizik. Zaten yıllardır bu çocukları yetiştiren sistem, bir Popescu, bir Meira hatta Ronaldo yaratamıyor, ya dışarıdan tonlarca paraya ithal etmek durumunda kalıyor ya da önlerine oyun kursun gedikleri kapatsın diye bir orta saha oyuncusunu assign etmek durumunda kalıyor.

2. yarıda Fenerbahçe daha istekliydi, 7 dakikalık Josico çok fikir vermedi ama Burak değişikliğiyle wing-back’li 5-3-2’ye dönüldü. Roberto Carlos ve Gökhan Gönül hücuma daha çok katılırken Maldonado, Cüneyt Tanman’a dönüştü. Burak – Emre- Alex – Carlos gibi iyi şut çeken adamlara rağmen kale uzaktan fazla yoklanamadı. Nihayetinde maç dönebilirdi, daha farklı da bitebilirdi. Fenerbahçe’nin bu maçtan çıkarması gereken derslere bakılırsa özellikle Aurelio’nun yokluğunda defanstan oyun kurulmasında ve takım savunması kurgusunda Fenerbahçe’nin biraz daha uğraşması gerektiği ortaya çıktı. Yüksek tempolu takımlara karşı oyunu dar alana sıkıştırıp takım halinde pres yapmanın da karaktere yerleştirilmesi gerekiyor. Siz yine de bugün batan Fenerbahçe şarkılarına çok kulak vermeyin. Zira takımda bir değişiklik olmasa da Fenerbahçe kendi sahasında 7 puanı alır, UEFA’ya kalır. Ama Aragones bir şekilde bu sorunları aşarsa, Fenerbahçe yanlış transfer politikası ve kötü Şampiyonlar Ligi başlangıcına rağmen iyi bir kura çekimiyle geçen seneki başarıyı tekrarlayabilir.


Al lee babanın çiftliği

10 Eylül 2008 Çarşamba

ingiltere-hırvatistan

wembley'de ingiltere’yi 3-2 yenerek Euro 2008’e katılmalarını engellerken büyük sürpriz yapıyordu Biliç’in Hırvatistan’ı. Bu galibiyet Hırvatları, Eduardo’nun trajik sakatlığına rağmen turnuvanın favorileri arasına sokmaya yetmişti. Capello, “herşey değişti, teknik direktör bile değişti, önceki maçın bir önemi yok” dese de Terry, “geçen sefer burada olanların hatırası bile mücadele etmemiz için yeterli sebep olacak” diyor.

Her ne kadar kadro kalitelerine baktığımızda İngiltere daha ağır bassa da, Hırvatların son dönemlerdeki performansı alışılmadık demeçler vermeye itmiş İngilizleri.
Capello takımının deplasmanda oynamasını tercih ettiğini, çünkü takımının kendine güveninin deplasmanda daha çok olduğunu söylerken, takımın kaptanı Terry ve forveti Defoe da beraberlik iyi sonuç, Hırvatistan favori diyerek, teknik direktörün güven problemini doğruluyor. bu açıklamalar ya vaktiyle Kalli ve Osieck’in yapmayı çok sevdiği rakibi favori gösterme çakallığıdır, ya da tarihin en ukala milletinin futbol karakterinin ezikleşmesidir..

PS: al lee'nin blogspotla yaşadığı geçici problemlerden dolayı post'u ben gönderiyorum..

allee yazdı ben yazmadım..

9 Eylül 2008 Salı

fair play


"As a goalscorer it's part of my job to take it and I wanted to score it. I tried to score. I never missed on purpose. It just happened, it was a bad penalty."

Robbie Fowler (1997 fair play award winner)

Profesyonellik demişken, fair play'e olan bütün inancımın ve ne yazık ki sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen futbol efsanelerimden birinin yıkıldığı cümleyi paylaşmak istedim.
Efsanemiz, Fowler'ın 1997'de kazandığı haksız penaltıyı bilerek Seaman'in üzerine nişanladığıydı. Sonradan öğrendiğimiz ise atamadığıymış. Bu sayede de fair play ödülü kazanmıştı, yazık diyecem ama bizden Alpay ve Özhan Canaydın'ın nelerin sonucunda bu ödülü aldığını düşünürsek tenekeden kupa deyip geçerim..

why mr anderson why

4 Eylül 2008 Perşembe

The man with Golden Foot

Türkiye’ye geldiğinde her veteran büyük futbolcu gibi o da eleştiriliyor, “Katar yerine Türkiye’ye geldi” yorumları yapılıyordu. Sezon başında ortaya koyduğu futbol ise kazanma isteğiyle dolu ama ne yazık ki hatırladığımız Roberto Carlos’tan uzaktı. Sezonun son maçlarında sakatken takım arkadaşlarıyla beraber olmak yerine Brezilya’da olmayı tercih etmesi ise ayrı tartışma konusu oldu Türkiye’de. Roberto Carlos analizi yapmak değil amacım, zaten Golden Foot ödülünü kazandıran TFL performansı değildir.
Ödülü kazandıran gerçek, Fenerbahçe’ye imza attığı gün kardeşimin yaptığı yorumda açık bence:
- Hala dünyanın herhangi bir yerinde bir çocuk mahalle maçında topa gerilirken, ayaklarını yere hızlı hızlı basıyor ve O’nun ismini bağırıyor.

Peki Golden Foot nedir? Kim verir? Kime verir?

Dünya’da 29 yaşından büyük ve gerek kişilikleri(2006’da Zidane’ın alamama sebebi attığı kafaydı) gerekse de takımlarına yaptıkları katkıları dolayısıyla ödüllendirilmeye layık görülen futbolculara verilen bir ödül Golden Foot. Ödülü belirleyen jüri ise organizasyona üye medya kuruluşları yetkilileri ile resmi sitede oy veren taraftarlardan oluşuyor. Türkiye adına Dündar Kesapli (Ajansspor) ve Mehmet Demircan (Fanatik) oy veriyor. Bu iki ismin listesinde de hem Hakan Şükür hem de Roberto Carlos’un yer aldığını da ekleyelim.
lk

2 Eylül 2008 Salı

iyi hazırlanılmış sezon

istikrarın sonuçlarını görmek için her zaman sezon sonlarını beklemek gerekmiyor. 4 büyüklerin içinde oynadığı oyun en doyurucu olan 2 takımın sezon açılışını önce yapan ve teknik direktörlerini değiştirmeyen Trabzonspor ve Beşiktaş olduğunu ilk 2 haftadaki tempo ve oyuna hakimiyetlerinden gözlemleyebiliyoruz.

100. yıl dahil, her sezona kötü sonuçlarla ve tatmin etmeyen futbolla başlamayı alışkanlık edinmiş Beşiktaş, bu sezon hastalığının üstesinden gelebildi. Özellikle Antalyaspor maçı kaybedilebilirdi ama Beşiktaş'ın oynadığı baskılı futbolun da etkisiyle, 60. dakikada 1-0 mağlupken takımından ümidini kesen Galatasaray'ın aksine, 80. dakikada ve 2-0 mağlup olunması taraftarın takımı için umutlanmasını engellemeye yetmemişti.
Sezonun 2. maçında Beşiktaş daha derli topluydu. Defansın ortasında Zapo ve İbrahim Toraman çok hareketliydiler. Birkaç topu aradan kaçırdılar ama hareketli oyunları sayesinde beklerin yerini doldurarak Serdar Kurtuluş ve Tello'nun hücuma çıkmasını sağladı. Önlerinde oynayan ikiliden Cisse, Uğur İnceman'ın da katılımıyla rahatlamış görünmesine rağmen hücuma hala yeterli desteği veremiyor. Uğur ise kendine güveni ve Beşiktaş formasına aşinalığı arttıkça oyuna daha çok hükmediyor.

Kaptan Delgado, yaramaz çocuğu sınıf başkanı yapmanın yıllarca test edilen başarısını yeşil sahalara taşımış. Oyuna güzellik katıyor, seyrini değiştiriyor. Fenerbahçe'de Alex, Beşiktaş'ta Delgado kaptanken Galatasaray Hagi'ye bile nasip olmayan pazubandı Lincoln'e verse, Schalke'dekinin 5'te 1'ini oynar mı acaba.

Konyaspor'a gelince, sms yolcusu Fahri Tatan oyunu yönlendiren isimdi. Sahanın her yerindeydi. Ama 2. golden sonra sertliğin dozunu arttıran takım arkadaşları gibi o da fazlaca gerilmiş olacak ki, Beşiktaşlı oyunculara taban göstermeye başladı. Penaltı pozisyonunda bence hakem biraz iyimser davrandı, ama İsmail Güldüren gibi kasaplar doğrudan topa da vursa benim penaltı çalasım geliyor. Bursaspor'un eski 2 kasabından İsmail Güldüren'in bir ara Fenerbahçe forması giymiş olması, diğeri Egemen'in de Trabzonspor'da oynuyor olması bence acınacak durumdur.

Ayrı bir parantez Jefferson'a.. Tony Sylla forma giyebilecek mi, giyse iyi oynayacak mı bilinmez ama Jefferson bu performansını Trabzon'dayken gösterseydi, kaleci mevzusu Trabzonspor için çok daha erken çözümlenmiş olurdu. Penaltıyı kurtarmasında solak oluşu ve topun soluna atılmasının mutlaka etkisi vardı ama asıl göz dolduran yanı Aykut'un 5 yılda çıktığı toplam yan top sayısına tek maçta ulaşması oldu.

Trabzonspor maçı için tek tahminim üstü, umalım öyle olsun bolca gol görelim.

kl