10 Şubat 2009 Salı

yeni açık-eski açık-arda turan

"onlardan tek farkım, benim sahada olmam"..hakan şükür'e galatasaray taraftarı sorulunca hakan'ın verdiği cevaptır bu..şükür'ün moda tabirle bayrak adamlığını, takımı sahiplenişini anlatmaya çalışmak yersiz..mevzuya direk geçelim..mevzu şükür'den sonraki bayrak adam adayıyla, arda turan ile ilgili..
***
haftasonu ali sami yen'de maçtan önce ilginç olaylar vardı..olayların başrolünde de arda turan..olayların seyrini anlatmadan önce ufak bi parantez açalım; galatasaray tarihinde lincoln kadar tezahürat alan, bağrılan başka bir oyuncu var mıdır acaba..bunu ciddi ciddi düşünüyorum artık..takımlar ısınmak için sahaya çıktıkları anda bütün açık trübün "lincoln lincoln" diye bağırmaya başlıyor..bu sevginin sorgulanması gereken rasyonel olmayan tarafları var, bunu kabul edelim..diğer tarafta haftaiçinde özel hayatı medyanın tecavüzüne uğrayan, sivasta -5 derecede çamur sahada 120 dakika canını dişine takıp oynayan, formayı görünce maç ayırt etmeden savaşan arda turan..neyse..açık trübün taraftarı lincoln'le seviştikten sonra arda turan'ı çağırıyor ama arda'da inanılmaz bir tepkisizlik..trübüne gitmiyor..sonra eski açıktan çağrılıyor arda, oraya da gitmiyor..trübün çıldırıyor tabi..ıslıklar başlıyor..lincoln çılgınlığını daha makul ölçülerde yaşayan, bence gerçek galatasaraylıların oturduğu kapalı trübün'ün ilk sözü arda turan oluyor..ve arda tabiki soluğu orda, onların yanında alıyor..daha sonra açık trübünler arda'yı çağırmaya devam ediyorlar ama arda'nın tepkisizliğinde değişen bi şey yok..devreye ayhan'ı, topal'ı sokuyorlar ama arda ısrarcı gitmemekte..bu sırada açık trübün en iyi yaptığı şeyi yapıyor; kendi oyuncusunu ıslıklıyor..ta ki eski açıktan "buraya gelmeyen fenerli olsun" tezahüratı yükselene kadar..arda buna kayıtsız kalamıyor haliyle..
***
trübün faşizanlığı ya da sınıfsal çıkarımlar yapmak niyetinde değilim ama arda'nın davranışında çok beğendiğim noktaların olduğunu söylemem gerekiyor..iki tane top kaptırdığında kendisine ölümüne küfür edecek sözde galatasaraylılara gitmeyecek kadar hakkı ve kredisi olduğuna inanıyorum..bütün maçlara gitme imkanı bulmayıp ara sıra galatasaray maçlarına açık trübünlere bilet alıp giden aklı selim galatasaraylıları tenzih ederim ama her zaman söylerim yine söyliyim; özellikle yeni açık trübün "yoldan geçen galatasaraylılarla" dolu..trübünü çirkinleştiriyorlar..
***
lincoln'ün galatasaray'a kaptan olması gerektiğini düşünen endüstriyel futbolun steril ortamında yaşayan futbol yumuşakçaları da ayrı bi postun konusu olsun..lin
lincoln'le ilgili bi problemim yok..

bakış açısı


"bu yazı konuk yazarımız nilay'ın klavyesinden dökülmüştür.."

blog’u severek takip edenler bilirler ki birkaç gün öncesinde milan-… (diğer takımın adını hep unutuyorum) maçı sırasında birtakım yorumlarda bulunup sevgili wasted times kardeşimizi futboldan soğutarak kendisinin duygusal –tribal bir yazı yazmasına neden olmuştum. futbol hakkındaki hislerimi dile getirerek w.t. gibi kaç kişiyi futboldan soğuturum bi deneyeyim istedim..
***
“blogumuzu gayleştirme” diyenlerin seslerini duyar gibiyim ki kendilerine bu blogun sadece erkekler tarafından okunmadığını, bu yazının sevgili yazarlarımızın kız arkadaşları başta olmak üzere tüm kadın okuyucularımıza ithaf olunarak yazıldığını belirtmek isterim..
***
İşte futbolla ilgili hatırladıklarım;

küçükken babamın yanında “erkeklere bakmanın” verdiği utangaçlık-suçluluk duyguları ve tabi bu duygulara rağmen kim yakışıklı kim değil karar verme oyunu oynamaktan duyulan zevk...
Babamın zamanla yerini arkadaşlarıma bırakışı ve oyunu sesli oynamaya başlayışım/erkek arkadaşlarıma bırakışı ve oyunu az sesli oynamaya başlayışım...

Gattuso’yu bile çekici kılabilecek İtalyan formaları ve ilk gerçek (!) futbolcu aşkım Inzaghi..

Bir dönem pepsinin verdiği posterlerde yurt odamıza bantlamak için Beckhamlı olanı arayışımız-ki gerçek hayata bir ironi gibi şansımıza hep Roberto Carloslu olanlar çıkardı…

PES oynarken yemediğim gollerdeki tek etkenin bilgisayarın yönettiği kaleciler oluşuyla birlikte kalecilerin en önemli oyuncu olduğunu kavrayışım ve bu kavrayışla birlikte başlayan Casillas hayranlığım...

Arkadaş hatırına gittiğim halı saha maçlarında sıkıntıdan maç şipşakçılığına soyunuşum...

Ve son olarak da aşık olduğum çocuğu daha yakından tanıyabilmek için aslanım.com’a üye oluşum..

Löw’den Beckham’a, Totti’den Luca Toni’ye… Futbolun biz kadınlar için önemi büyüktür!
Ballack hayranı olan hatun kişiye armağan olsun.

Kimi getirsek?


Dün gece mesaiden çıkmış, müdürümün arabasında BBC radio (?) dinleyerek eve doğru gidiyorduk. Spor haberlerinin mükemmel olduğunu söylemeliyim, klasik ingiliz anlatımına Türkçe seslendirme eklenmiş sadece. Tek dezavantajı çok büyük oranda Premier Lig üstüne olması, diğer ligler ve sporlar yok.

Haberin sonlarına doğru yayını kesip duyurdular, Scolari kovulmuş! Açıkçası ilginç bir karar oldu. Abramoviç, "proje"sini tehlikeye atmaya başladığını söylemiş. Acaba projesi, Aston Villa'ya 3. lüğü kaptırmamak mıydı da gününde kovdular adamı (Aston Villa'nın ve O'neall'ın inanılmaz yükselişi başka posta inşallah)? Fevri ve acele bir karar bence.

İngiliz basınında geçen Scolari'nin halefi adaylarına bir göz atalım:

Gianfranco Zola: Birçoğumuzun futbolu sevmeye başladığı zamanların Napoli'lisi, Parma'lısı. Tabi ingilizler kendisini 96-03 arası Chelsea'de geçirdiği 7 sezondan tanıyorlar, ve kendisini çok seviyorlar. Tecrübesiz olmakla birlikte, West Ham'da iyi bir başlangıç yaptı Menejerlik kariyerine.

Guus Hiddink: Abramoviç, Hiddink'in Rus milli takımının başına geçmesinde rol oynadı, bu yüzden koltuğu bırakmasını istemeyebilir. Ama "proje"sine ne kadar değer verdiği de ortada.

Sven Goran Erikson: Eski İngiliz milli takım çalıştırıcısı. Hiddink'in atak oyununa karşılık, kapalı bir orta saha oynatmak isteyen takımlara tavsiye ederiz.

Frank Rijkaard: Kendisini çok severim. Barcelona'ya yeniden dinamik bir ruh kazandıran adamdır benim gözümde. Chelsea'ye aradığı devrimi getirebilecek adamların başında bana kalırsa.

Jose Mourinho: Halen birçok Chelsea taraftarının sevgilisi. Dile kolay, 50 yıl sonra şampiyon yaptı takımı, 2 yıl üstüste. Yine de Inter'in Jose'yi bırakma ihtimalini yakın görmüyorum, Jose de gelmesin bence bir kere kovulduğu takıma!

Roberto di Matteo: Açıkçası benim ciddiye almadığım bir ihtimal. Chelsea geleneksel bir ingiliz takımı modunda yönetilseydi, taraftarların çok sevdiği bir eski futbolcunun başa getirilmesi mantıklı olurdu. Ama dedim ya, proje...

Didier Deschamps: Futbolcularını da kendisi gibi, arı gibi yetiştirmesiyle ünlü. Juve'nin halen onun mirasından yediğini düşünenler de çok. Dezavantajı ise ezilmeye ve haksızlığa tahammülünün hiç olmayışı, işine karışılmasına verdiği tepkilerin sertliği, önceki işlerinde bela açtı başına. Bu açıdan Roman'la işi zor gibi.



Roberto Mancini: Serie A'da üstüste 3 şampiyonluk! süper. Gerçi hiçbirinde karşısında rakibi yoktu. Rakibinin olduğu yer olan Şampiyonlar Ligi'nde ise hiç başarısı yok. Zaten dezavantajı da burda başlıyor. CL yoksa tatmin de yok Roman'a. 4 senedir her seferinde bu kadar yaklaştığı "kıymetli"sinden ölür de vazgeçmez.

Avram Grant: Hiç bir zaman sevmedim kendisini. Ama gerçek şu ki, kendisinin görevde bulunduğu süreçte Chelsea çoık az maç kaybetti, iyi de top oynadı. Terry o penaltıyı kaçırmasaydı, belki halen görevdeydi kendisi.

üşüdüm, üstüme google earth, iyi espiriymiş!

9 Şubat 2009 Pazartesi

çocukluk aşkı ve milan-reggina

ahmet'in arabası yerine nike ayakkabısının prim yaptığı yıllar..evden özene bezene çıkıp yine de bir şekilde kendimizi toz toprak içinde maç yaparken ya da ataricide oyun oynarken bulduğumuz seneler..ve o hergün dondurma tezgahının arkasında duran barbie bebek gibi sarışın kız..rüya gibi, peri gibi..oradaki dondurmayı hiç sevmeme rağmen hergün gidip oradan bişeyler alıyorum, gözlerimi gözlerine dikip..tek umudum parayı verirken eline değebilmek..saçlarım terden alnıma yapışmış, gözlerim parlıyor..bizimki utangaç bir hikaye ya çocukluk geçiyor bir laf edemiyorum..her seferinde yanaklarım kızarıyor..15 yıl geçiyor, başkasıyla tanışıyoruz..aşık oluyoruz..beraber yaşamayı düşünüyoruz, doğabilecek çocuklarımızı hayal ediyoruz..belki de sonra bir gün ayrılıyoruz..
***
cumartesi ali sami yen'den gelmiş yorgun argın otururken evde, ntvspor'da milan-reggina maçına denk geliyorum..beckham'ı formayla yeşil sahada görünce tanıyamayan insanlar var etrafımda.."hakem topu bıraksın, beckham'ın peşinden koşsun" filan diyorlar..cinsiyet kız olunca yeryüzünde izlenmesi en ideal takım milan, haksız değiller..kaka, maldini, inzaghi, pirlo, flamini..yakışıklılıkta doruk noktası..kızların top umurunda mı, yakın çekim görsünler topçuları, topu görmeseler de olur..onları maçla başbaşa bırakıp başka şeyler yapıyorum..sonra maç bitiyor, maçın sonucu sormak istiyorum onlara ama vazgeçiyorum..nerden bilecekler ki..fena halde canım sıkılıyor, ilk paragrafa geri dönmek istiyorum...
***
çok uzak bir şehirde kanapede uzanmışken, maç milan'ın bile olsa futbol bana anlamsız gelmeye başlamışken, unutmak için içkiyle boğarken kendimi; hala hayalimdeki resmine bakıyorum çocukluk aşkımın..ama tek bir farkla; artık yanaklarım kızarmıyor..
kardeşim nilaya hajmet jr.tarafından ithaf edilmiş bi yazıdır..lamı cimi yoktur:)

6 Şubat 2009 Cuma

Fildişi Maçı kadrosu


11 Şubat'ta Drogba'nın da formay giyeceği ve Tuncay Şanlı'nın kaptanlık yapacağı Türkiye-Fildişi Sahilleri maçı için aday kadro açıklandı:

KALECİLER
Ufuk Ceylan MANİSASPOR
Volkan Demirel FENERBAHÇE
SAVUNMA OYUNCULARI

Gökhan Gönül FENERBAHÇE
Sabri Sarıoğlu GALATASARAY
Servet Çetin GALATASARAY
İbrahim Kaş GETAFE
Eren Güngör KAYSERİSPOR
Gökhan Zan BEŞİKTAŞ
Hakan Kadir Balta GALATASARAY
ORTA SAHA OYUNCULARI

Hamit Altıntop BAYERN MÜNİH
Kazım Kazım FENERBAHÇE
Ayhan Akman GALATASARAY
Mehmet Aurelıo REAL BETIS
Emre Belözoğlu FENERBAHÇE
Nuri Şahin BORUSSIA DORTMUND
Mehmet Topal GALATASARAY
Tuncay Şanlı MIDDLESBROUGH
Caner Erkin CSKA MOSKOVA
Arda Turan GALATASARAY
HÜCUM OYUNCULARI

Halil Altıntop SCHALKE 04
Mevlut Erdinç SOCHAUX
Batuhan Karadeniz ESKİŞEHİRSPOR
Semih Şentürk FENERBAHÇE
Gökhan Ünal TRABZONSPOR
Mehmet Yıldız SİVASSPOR

Çağırılmasına en çok sevindiğim isim Eren Güngör oldu. Bence son dönemlerde en iyi çıkış yapan genç oyuncu kendisi. Gijon maçında 15 dk oynayıp, en son Betis maçına ilk 11 çıkan İbrahim Kaş'ın formunu da ödüllendirmiş Terim. Kazım Kazım Kazım, Terim kontenjanının en has adamları. Mehmet Yıldız ve Gökhan Ünal ise 40 yıl resmi maçlarda oynatılmayacağı bilinen ama ayıp olmasın diye çağırılan türden. Herkes Volkan Demirel'e forma verilmezse kim geçer kaleye diyordu. 2 sene öncesine kadar Türkiye'nin Cech'i olacak denilen ama geçirdiği ağır sakatlık sonrası Fevzivari golleriyle hayal kırıklığı yaratan Ufuk Ceylan'ı çağırmış Terim. Bank Asya'da izleme fırsatı bulamadım ama futbolunu olgunlaştırmışsa yatırım yapılmaya değer bir kaleci. Kesin bu çağırılmalıydı diyebileceğim başka bir kaleci yok en azından. Bir de Mehmet Topuz var ki sakat veya cezalı değilse kimse bana yerine neden Kazıms ya da Caner Erkin'in çağırıldığını anlatamaz herhalde.
Antakyadayım bu haftasonu, Paşa'nın düğünü var..

Yazık ettiler Boston'uma


Yoğun temponun içinde boğuladurayım, François sağolsun Barça maçını, Marquez'in muhteşem frikiğini (ki aramızda "abi Marquez de böyle gol atıyosa bu takımda bu sene bir gariplik var" gibi cümlelere neden oldu) izlemiş olmak bile şans. Ama bir maç kaçırmışım ki, vay beni beni.

LA Lakers yine bir serisini noktalamış Boston'un. Uzatma devresinde 110-109! Lamar Odom bile 20 sayı atmış, yuh!
Adamlar tribünde Japon bayrağı açacaklar artık!
garnett de boston korkuluğu gibi duruyo anca!

6 hafta


Geçen Hafta Al Lee'nin Kratoçvil yazısının altındaki yorumlara, "6 hafta sonra gönderilme ihtimali %50 olan Ümit Kayıhan" demişiz. Rakamları nereden salladım bilemem, ama epey abarttığıma dair eleştiriler almıştım. Abartmak bir yana, az bile yaptığımı görmek sevindirici.

5 Şubat 2009 Perşembe

Milan akıllı oynadı


Transfer zor iştir, riskli iştir. Çok defa eski kulübünde devleşen bir oyuncunun süper bir transfer gerçekleştirdikten sonra kariyeri düşüşe geçmiştir. Bu da hem oyuncuya, hem de takımına büyük zarar vermiştir.

Milan bu ara transferde bence çok akıllıca bir iş yaptı. David Beckam doğru transfer olmayabilirdi. Son senelerde bir çok kez orta sahada görev yaptı, ama aslında bir sağ kanat oyuncusu kendisi. Bu yüzden maya tutmama ihtimali vardı. Bu yüzden doğrudan sokağa atmak yerine Beckham'ı kiraladılar. Bu süreçte Becham performans gösteremeseydi, kimsenin canı yanmayacak, Posh da hayatına LA'de mutlu mesut devam edecekti.

Erken konuşmaya gerek yok, ama galiba taş yerine oturdu. İlk maçları süper bir performansla geride bıraktı Becks. Ve hepimizin beklediği açıklama geldi kendisinden. "LA Galaxy'den ayrılmak istiyorum."

Galaxy yönetimi, "anlaşmamızın şartları belli, o sadece kiralık gitti" diyor, ama Milan'da oynamak isteyen oyuncuyu hiçbir galaksi'de tutamazsınız..
barça bardağımı çamaşır suyuyla yıkayıp duran temizlikçiyi bi elime geçirirsem var ya..

4 Şubat 2009 Çarşamba

youtubetastic

Goal.com'da Quaresma'yı tanımlamak için "youtubetastic" tabirini kullanmışlar. Türkçe meali biraz zor ama youtube ve fantastik kelimelerinin birleşimi gibi görünebilir. Bu konuda dilolog kardeşim Barizzio bizi aydınlatacaktır eminim. Benim anladığım kadarıyla youtube'da hareketlerini izleyip dünyanın en iyi oyuncusu olduğunu düşüneceğin ama takımına o kadar da katkı yapmayan futbolcuları tanımlamak için kullanılmış. Geçen seneki performansıyla Özer Hurmacı (bu sene biraz daha iyi en azından) benim için bu sıfatı en çok hakeden futbolcuydu diyebilirim. Özer ve Quaresma dışında youtubetastic denebilecek pek çok futbolcu var Türkiye'de ve Dünya futbolunda. Aklıma gelenlerden bir 11 yapmaya çalışırsam:

Ochoa
Sabri - Luciano - İbrahim Toraman - İbrahim Üzülmez
Quaresma - Özer - Inamoto - Insua
Matias Fernandez
Afonso Alves
Başka fikirleri ve teklifleri yorumlarda bekleriz efenim..
Kuku'nku

Yuvaya Dönüş #2


Bir ay kadar önce Defoe'nin dönüşünden bahsetmiştik. İlginç takım Tottenham, eski tayfayı toplamaya başladılar iyice! Sıradaki dönüşümüz Robbie Keane.

Kendisinden hiçbir zaman haz etmemişimdir. Ama itiraf etmeliyim ki, çok değerli bir oyuncudur. Olmadık anlarda maçın kaderine etki edebilen bir forvettir. Liverpool'da Torres'in varlığında, kaliteli bir yedek kulübesi oluşturmak zaten hoşuna gitmiyordu. Rafa Benitez, satışın sebebinin finansal olduğuna dair bir açıklama yaptı, normalde böyle şeyler duymazsınız. Yani bence bu bir tehlike sinyali, endüstriyel futbol, öyle görünüyor ki, önümüzdeki yıllarda kabuk değiştirmek durumunda kalacak. Ya araplar daha fazla para akıtacak, ya da küçülme yönünde bir düzeltme hareketi gözlemleyeceğiz futbol piyasalarında. Şahsi fikrim: İnşallah ikincisi olur!

Harry Redknapp, bu dönüşe ne kadar sevindiğini, radikal bir hamle yaparak gösterdi. Artık kaptanlık pazu bandı, artık Keane'in!
cinsel bündşen

3 Şubat 2009 Salı

ve en sonunda


Bitti bu iş denirken bu akşam "Arshavin yuvada kaldı" dendi (kaynak:Lambuja). Ama son olarak ajanslardan haber geldi: Arshavin sonunda 15 Milyon Sterlin karşılığında Arsenal'e satıldı.

Arsenal için büyük işler yapacağı kanısındayım. Yaşı 27 olmasına rağmen takımın yaş ortalamasını da 1-2 yaş yukarı çekti muhtemelen!

Lampard'ın cezası kalktı


Al Lee'nin kızdığı kadar vardı doğrusu Pazar günkü Liverpool-Chelsea maçının hakemi. Gerrard'ı atması gerekirken Lampard'ı atarak 2 kişilik bir etki yaptı maçın kaderine. Neyse ki İngiltere'de federasyon, "İnsanlık hali, hakemler de hata yapar, cezayı iptal eder mağdurun yükünü hafifletiriz" zihniyetiyle hareket ediyor, hem ortalık psikolojik olarak rahatlıyor, hem de gerçekten adaletli oluyor görece.

Hasılı, Lampard ceza almayacak, önümüzdeki maç takımıyla beraber sahada.

2 Şubat 2009 Pazartesi

tamamen alakasız..

kim ne derse desin, ortaokul-lise yıllarının tek şanssızlığı; hep bi an evvel geçsin diye bakılmasıdır..kesinlikle kendinizi hayat denen girdabın içinde bulmadan evvel yaşadığınız son güzel yıllar..kimimiz o yılların deli doluluğunu üniversite sıralarında ve sonrasında da yaşamakta ısrar etse de; kağıtlarla çöp tenekesini pota belleyip maç yapmak, tahta silgisiyle futbol oynamak, sınıf savaşlarına yan sınıfa çöp tenekesi atarak aktif olarak iştirak etmek, bir günah keçisi bulup 20 kişi üzerine atlamak, tutulan takımın tezahüratını söyleyip ezeli rakibin taraftarıyla amaçsızca kavga etmek, boş derslerde yapılan geyikler, her teneffüs kantin civarında dolanıp hoşlanılan dişilerin etrafında piyasa yapmak, başka okulların çıkışlarına kız tavlamak amacıyla gitmek.. hepsi bu yıllara özgü davranışlar işte..insanın sayarken bile içi eriyor..biliyor çünkü hiçbirşey ilerleyen yıllarda bu şekilde güzel gelmiyor..herkes ayrı bi kente gidiyor..yolda karşılaşılıp içten sarılmalar seyrekleşiyor..yavaş yavaş unutuluyor arkadaşların adları, suratları..hatırlamaya çalışmak da fayda etmiyor..sonra bi gün bi mail geliyor "cuma günü buluşuyoruz istanbuldaysan" diye..evden o gün daha özene bezene çıkıyorsun, köşebaşındaki starbucks'da kahve alırken farkediyorsun dökülen saçları, yüzlerdeki eskimeleri.. ve kahvene ne kadar şeker koyarsan koy, o küçücük kantindeki tadı yakalayamıyorsun..

"ben bu bloga futbol okumak için giriyorum" diyenlerin gözlerinden öperim

Vamos Rafa!


Rafael Nadal yine yaptı yapacağını. Önce ağlattı en büyük rakibini (damarlarında buz aktığını zannettiğimiz büyük adamı ağlarken görmek zaten apayrı bir şok), sonra kendisini övgülerle göklere çıkardı, çok da güzel yaptı. Maça 4 saatini gömen olduysa benim gibi, klişeme hak verecektir: anlatılmaz yaşanır! Bu ikilinin her maçı bir öncekinden daha zevkli oluyor.

Düşünürken sordum kendime, neden bu kadar tutuyorum bu çocuğu diye. İşte Rafa'yı sevmem için bir kaç neden:
  • Kendisi İspanyol.

  • Çok hırslı. Bazan mahalle maçlarında arkaşlara küsüp topa dan dun vurduğum zamanları hatırlatıyor, kaybederken suratı asılıyor, ajite oluyor.
  • Tenis kıyafetleri yakalı t-shirt ve diz boyunda şort olduğu halde kolsuz t-shirt ve capriyle çıkıyor bir çok maça.

  • Taraftar kitlesi var ve her fırsatta onlara selam duruyor, normalde bu da tenis için alışık olduğumuz bir durum değil.

  • Son olarak, kendisine o.ç. diyen (kendine baksın) Fernando Verdasco'yu (kendisini sevmememin asıl nedeni daha ezikçe tabi, yakın zamana kadar Ana Ivanoviç'le beraberdi)bi güzel susturdu.


Uzun sözün kısası: henüz 23 yaşında Rafa, çok genç yaşta elde ettiği başarılar inşallah bozmaz da, daha bi 10 sene kadar izleriz Allah'ın delisini!

feliz cumpleanyos!

1 Şubat 2009 Pazar

kaslı uğur itiraf etti..

"Takım olmayı bir türlü öğrenemedik"
herkes kendi takımı için uğraşırsa bu işin ruhu mu olur..

Uçan Arjantinli


Messi Barcelona'nın 5000. golünü attı. Hem de yedekte başladığı ve Barça'nın da geriye düştüğü günde. Onun yaşındakilerin Türkiye'de genç yetenek olarak Bank Asya'da oynadığı günlerde o artık Barcelona tarihine de yazdı ismini. Çok şeyler verecek daha futbola. Artık beklentimiz Barça'nın bu sene Şampiyonlar Ligi'ni alması Messi'nin de bu sayede hakettiği Ballon d'Or a kavuşması. Bence Seba Başkan versin ödülünü..
Messing Up

kupa kazanmak vs itibar kaybetmek


İlk yarısını Fenerbahçe maçı dolayısıyla izleyemediğim Liverpool-Chelsea maçının 2. yarısına yetişebildim. 2. yarıda Liverpool'un sağlı sollu atakları vardı. Chelsea'yi özetlemek gerekirse Alex ve Terry Liverpool ataklarında yıldızlaşıyordu (Alex'in ters vuruşlarını saymazsak), bekler Bosingwa ve Ashley Cole bekleriyle birlikte hücum eden Liverpool'a dayanabilmek için hücuma destek veremiyordu. Orta Sahada takımın fedaisi John Obi Mikel aldığı her topu Bülent Akın kıvamında harcarken Ballack ve Lampard'ın çift yönlü oyunu orta sahayı ele geçirmeye yetmiyordu. Takımı hücuma taşıması beklenen Malouda her topu harcadı ve Anelka'yı çok yalnız bıraktı. Dalga dalga gelen Liverpool ataklarından birinde Gerrard tabanını gösterdiği pozisyonda hakem faul verince bir de küfür etti hakem Riley'e. Ama uyarıyla yırttı. Aynı hareketi yapan, ama topa vuran ve bir de üstüne Xabi Alonso'dan tekme yiyen Lampard ise orantısız güce maruz kaldı resmen. Riley'in tereddütsüz kırmızı kartına gülümseyerek sahadan çıkarak tepki bile vermeyen Lampard'ın aksine John Terry çıldırmışçasına isyan ediyordu hakeme. Derken bu sene başına kadar en hayran olunası futbolcular listesinin başına ismini yazacağım, ama bu sene çirkinlikeriyle beni hayal kırıklığına uğratan Steven Gerrard kendini yere atarak gördü sarı kartı. Chelsea savunması Truvalılar gibi kaleyi korurken, son dakikalarda kaleye sızan Torres temiz bir golle zaferi getirdi Liverpool'a. Maçın en çirkin hareketi ise bu dakikada eksik rakibine karşı zaman geçirmek için korner direğinde top oyalamaya çalışan Benayoun'dan geldi. Bu harekete sert tepki verip rakibinin dengesini bozan Bosingwa'ya alkışını verdik evimizden. Liverpool'un başarıya aç olduğu aşikar. Ama kulüp hisselerini önce Amerikalılara şimdi de Kuveytlilere satmakta olan, işçi sınıfının sosyalist (!) takımı efsane Liverpool, bu şekilde tüm dünyadaki sempatisini yitirir bir kupa uğruna benden söylemesi..
beyaz martı chelsea (sarıyer)

31 Ocak 2009 Cumartesi

Bratislava'da doğup Denizlili olmuştu..

Roman, 2002 ylından beri 7 yıldır formasını giydiği hatta kaptanlığını yaptığı Denizlispor diyince aklıma ilk gelen isimdi. 30 gol attı bir kısmı 4 büyüklere olmak üzere. Denizlispor formasıyla son golünü kendi kalesine atmak nasipmiş. Kapının önüne koydular yeni bir yabancıya yer açmak için. O yeri açmak için böyle iç deşilmez ki kardeşim. Konyaspor'la anlaştığı haberini okuyunca yutkundum acı acı. Kratochvil belki bu ülkeye gelen en iyi yabancılardan biri bile değildi. Ama bayrak adam idi herşeyiyle Denizlispor'da. Yeşil-Siyah'tan Yeşil-Beyaz'a gitti. Yeşilden kopmadı da siyah yerine beyaz oldu diye teselli edelim kendimizi. Sen adamı ancak kelini görünce tanırsın Ümit Kayıhan.
Cok kızdım be burkay, birleşin yürüyün kulüp binasına.Ram senin de gözün aydın.

30 Ocak 2009 Cuma

Gergin!


“Cristiano Ronaldo will never be Spanish! As they will never take Olivença* again. They already did the same with Christopher Columbus**, and it now seems they want to naturalise Cristiano Ronaldo. Have they already forgotten what we did to them in the past? We will never lose our patience.”

Carlos Queiroz, Alex Ferguson'un asistanı iken. Şimdilerde Portekiz'in başında.. İspanyolların yağmacılığından sıkılmış olsa gerek, fena patlatmış, 500 senelik defterlere bile girmiş. İki ülke arası savaşlar, halen çözülememiş sınır problemi vs.. Herhalde bu açıklamalarıyla Portekiz Futbol Federasyonu'na da göz kırpmış oluyordu.

*Olivença, ya da İspanyolca Olivenza: İspanya ve Portekiz arasındaki sınırda bulunan, aslen Portekizlilerin yaşadığı, ama İspanyol yönetiminde olan (ama bu, Portekizler tarafından tanınan bir yönetim değil) ufak bir kasaba.
**O günlerde Kolomb, keşfine sponsor sponsor olarak İspanya'yı buldu, haliyle keşif İspanyolların oldu. Ama Portekizliler bu keşiften kendilerine her zaman pay çıkardılar (vespuçi?)
roll on f...ing fridaaayyyy!!!

29 Ocak 2009 Perşembe

genç yetenek


Bülent Uygun bugün hızını alamayıp Arsene Wenger'e sallamaya başlayınca, Arsene ile bizimkiler arasında ne fark var diye düşünmeye başladım. En temel farkın, Premier Lig'de kurduğu ve güvendiği genç takım olduğuna kanaat getirdim. Süper Lig'de 1988 yılı ve sonrasında doğan futbolculardan 11 yapmaya kalksak nasıl bişey olabilirdi diye düşündüm. TFF sitesinden takım takım gezerek futbolcuların yaşlarına baktım. Genç yıldızlar diye nitelendirdiğimiz pek çok topçunun da 21 yaşını çoktan doldurmuş artık olgun topçular olduğunu farkettim. Hepsini izlemediğim ama hiçbirini FM gibi oyunlarda test etmediğim, TFF'nin en yetenekli 1988 sonrası 11'ini oluşturdum. Bu kadroya hiçbir oyuncusunu koyamadığım Bülent Uygun gelsin bu kadroyla şampiyon olsun sonra Arsene Wenger'e "takımları değişsek seni şöyle döverdim" geyiği yapsın derim. Bu arada üzücü başka bir nokta ise Beşiktaş'tan da hiç oyuncu koyamamam oldu. Eskiden altyapısından çıkardığı yıldızlarla Türk futboluna damga vuran Beşiktaş kadrosu gün geçtikçe yaşlanıyor. Dikkat çekmek istedim.

Kaleci:Onur Recep Kıvrak (Trabzonspor)
Defans:Eren Güngör (Kayserispor), Alpaslan Erdem (Galatasaray), Semih Kaya (Galatasaray)
Orta Saha:Anıl Taşdemir (Ankaraspor), Barış Memiş(Trabzonspor), Faty Papy (Trabzonspor), Abdülkadir Kayalı (Fenerbahçe), Aydın Yılmaz (Galatasaray)
Forvet:Batuhan Karadeniz (Eskişehirspor), Sercan Yıldırım (Bursaspor)
Kadroyla ilgili yorumlara ve tekliflere açığız efenim..
önce konya sonra mudanyada wasting times..

Bi Technotronic vardı, n'oldu onlara?


Yıl 1989, Technotronic diye birkaç zibidinin "Pump up the jam" isimli şarkısı yayınlanmış, ve Amerika'da milyonlar satmaya başlamıştı single'ı. Hatta şarkının ünü bırakın Avrupa'yı Türkiye'yi, Elazığ'a gelmişti o günlerde (o yıllarda babamın görevi nedeniyle oradaydım)! Tabii biz "Avva" diye biliyorduk şarkıyı, şok oldum görünce, meğer sözleri şöyleymiş:

Pump up the jam
Pump it up, while your feet are stompin'
And the jam is pumpin' look at here the crowd is jumpin'
Pump it up a little more get the party going on the dance floor
Seek us that's where the party's at and you'll find out if you're too bad
I don't want (bu kısmı avva olarak okunuyor işte!) a place to stay
Get your boody on the floor tonight, make my day
Make my day, make my, make make my day
Yo!

O kadar ki, gidip kasedini (kapağı aynen şekildeki gibiydi) almıştık abimle, ki o dönemlerde, küçük şehirlerde yabancı kaset satan bir dükkan falan olurdu. Halen de albüm abimin evinde durur, 5 senede bir gaza gelir mutlaka dinleriz. Halen dinlemeyen varsa ya da özlemiş olan varsa, her yerde bulabilirler.
Bu kadının ters mi düz mü olduğunu anlayana yüz lira veriyorum.

28 Ocak 2009 Çarşamba

gol yemem, küfür tabii ki yerim


Ligin, rakip tribünlerden küfür yemeye en müsait 11'ini yaptım. Tamamen subjektiftir, yorumlara açıktır. Yorumlarda önerileri bekliyoruz. Küfürlü yorumların silineceğini söylememe gerek yok herhalde.

Kaleci: Volkan Demirel
Savunma: Ali Tandoğan, Egemen Korkmaz, İsmail Güldüren, Emre Aşık
Orta Saha: Sabri Sarıoğlu, Ayhan Akman, İbrahim Ege, Emre Belözoğlu, Tümer Metin
Forvet: Serhat Akın
Teknik Direktör: Giray Bulak
Hakem: Selçuk Dereli

Bu arada resmin küfürle sinirle ne alakası var diyeceksiniz. Resimdeki holigan size de sinirli görünmedi mi?
kuzey kore güney kore bahittin nerede?

appiah-linderoth

sayfalarca analiz etmeye gerek yok, futbol hayatları biten aynı bölgenin iki tane kalburüstü adamı..birinin yolu samandıra’dan, diğerinin florya’dan geçti..anelka-alex-tuncay-aurelio ile birlikte fenerbahçe tarihinin belki de en kaliteli kadrosunun en önemli parçasıydı appiah..şimdi yok..ayda bir herhangi bi takımla antremanlara çıktığını ya da röpörtaj yapıp fenerbahçe yöneticilerine ince ayar verdiğini duyarız, hepsi o kadar..üzerine formayla premier lig ya da seri a semalarında salındığı filan yok adamın.. sonuç olarak, revirinde yatacak takım bulamayıp pusulasını şaşıran, arada transpoze olmuş egosuyla aziz yıldırım’a laf sokan appiah’la bu saatten sonra hangi takım uğraşır, onu bilemiyorum..
***
diğer taraftan, linderoth elbette appiah kadar katkı sağlamadı kendi takımına ama fikri güvenilir onca galatasaraylının kurduğu “hacı lincoln’ün alınmasından daha çok sevindim alınmasına” cümlesinin nesnesiydi zamanında... 10 maç ya oynadı ya oynamadı..hala yok, hala kayıp..işin komik tarafı, külüpten akibetiyle ilgili yapılmış ciddi bi açıklama da yok…öyle ki kendisiyle ilgili duyduğum tek kayda değer açıklamayı dün telefonda allee’den aldım.. “linderoth’un sakatlığının başladığı gün ben de futbola başlasaydım, şu an süper ligde has futbolcu olmuş, ikinci transferimi de yapmıştım” diyor allee..o derece yani..takıma, futbola döneceğine dair umut bu kadar işte..
***
dilerim oldukça becerikli ama şanssız bu iki has adamın sakatlık sorunları biter de; revirden, rehabilitasyondan çıkıp ortasahada adam kovalamaya başlarlar kısa zamanda..o zaman biz de allee ile sevgi yumağı oluşturur, yerlerde yuvarlanır, timsah yürüyüşü filan yaparız..

abanmayacam, teknik vuracam

en uzun süre gol yemeyen
























Petr Cech, Premier Lig'in en uzun süre gol yemeyen kalecisi ünvanini kazandiginda henüz 22 yasindaydi. Mourinho'nun Chelsea'sinin kalecisi iken tam 1,025 dk gol yemeyerek kirmisti rekoru. O sene 1970 dogumlu Edwin Van der Sar ise, basarisiz Juventus macerasindan sonra Fulham ile güzel maçlar çikararak, sene sonunda Manchester United'in Schmeichel'dan sonra merhem bulunamayan kalesine dogru yol aliyordu. Macnhester'da geçirdigi sürede kariyerinin Ajax sonrasi en güzel zamanlarini yasayan Van der Sar dün geceki West Bromwich Albion maçinda da gol yemedi ve 1030 dakikayi bularak Cech'in rekorunu kirdi. Dünyada en uzun süre gol yememe rekoru ise 1,142 dk ile Dino Zoff'a ait ama bu rakam 2 sene boyunca oynanan milli maçlarla elde edilmisti.

Baska bir bakisla sadece kalecilere baglanmamasi gereken bir basari oldugu da açik. Zira Dino Zoff önünde catenaccio üstadi Italyan savunmasi, Cech'in önünde Terry-Carvalho-Makelele üçlüsü ve simdi Van der Sar'in önünde de Ferdinand-Vidic ikilisi yerine Yasin-Can Arat ikilisini koysak böyle rekorlari hayal bile edemeyezlerdi.
Şenol Gölge ve Güneş (en uzun süre gol yemeyen Türk kaleci)

Gölgede ve Güneşte Futbol


Seneler önce, yanlış hatırlamıyorsam Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi'nde "futbol" diye aratıp (kafam bayağı güzelmiş zaar) ne varmış diye bakınırken bulmuştum bu kitabı. Eduardo Galeano, zaten çok sevdiğim bir yazardı. Ama o günden sonra benim için özel bir yazar haline geldi. Futbolu politikayla, günlük hayatla, sosyolojiyle, psikolojiyle ilişkilendirmek hepimizin aklına gelmiştir, hali hazırda da yapanlara rastlıyoruz. Ama bu kadar bütünleşik, hiç hantal olmayan bir biçimde, alıp götüren bir dille yapılabileceğini Galeano'dan öğrendim. Kendini tanımlayış biçimine bile meftunum:
meftun kelimesinin kökeni, fitneye düşmüş, sihirlenmiş'tir.
Tüm Uruguaylılar gibi ben futbolcu olmak istediim. Doğrusu çok da güzel oynuyordum, hatta harikaydım bile denebilir; ama yalnızca geceleri rüyamda. Gündüzleri, ülkemin sahalarındaki çarpık bacaklı oyunculardan en kötüsü bendim. Taraftar olarak da pek iyi sayılmazdım. Yıllar geçti ve kimliğimi kabullenmek zorunda kaldım: Ben basit bir 'iyi fubol dilencisiyim'. Elimde şapkam, dünyanın dört bir yanını geziyor ve stadyumlarda yalvarıyorum: "Tanrı rızası için, güzel bir maç lütfen!" Güzel bir oyun gördüğüm zaman da bunu sağlayanın hangi takım ya da hangi ülke olduğuna bakmaksızın bu mucize için şükranlarımı sunuyorum.
Bende bir kopyası yok. Ama geçen sene doğumgününde Burkay'a hediye etmiş olmam lazım. Çok canım çekti, bi daha okuyacam!
hmmmmm... nispetiye caddesiiiii....

27 Ocak 2009 Salı

Alanzinho


Norveç'in Stabaek takımından bir sol kanat adamı alın, ve bu Brezilyalı olsun mümkünse. İlginç iş yaptı yine Trabzon. Ersun Hoca'nın adamı nereden araştırdığına (!) dair tahminlerim vardı. Ben de o kaynakları kullandım. Ve bir kez daha sırf sizlere bu adam hakkında setaylı bilgi sağlayabilmek için Norveç Liginden oyun açtım! Selaminko'nun talebi üzerine bu sefer daha detaylı bir çalışma yaptım.



24 yaşında, yetenekli bir oyuncu kendisi. Ufak tefek. 1.64 boyunda, sol ayağını kullanıyor. Orta sahada hücuma yönelik oynuyor, sol kanatta da oynayabiliyor (ki bize trabzon sol açık aldı deniyor). Sonuçta Yattara'nın varlığında daha aktif kanadı sağ kanat olacak Trabzon'un, burası kesin. Ama sol kanattan bindirmeleri de Cale'nin tek başına yapıyor olmasının bir mantığı yok bence. Bu açıdan ayağına hakim, iyi top yapacak, sol kanatta oynayacak bir adam da her zaman işine yarar Trabzon'un. İş yerinde video açamıyorum. Akşam eve gider gitmez videoları da seyredeceğim, lakin videoya hiç güven olmaz. Al Lee'nin de dediği gibi, Sabri'nin bütün iyi hareketlerini toplayıp video yapsan ManU'nun sağ bek açığını kapamaya çalışırsın kendisiyle!

Ne diyelim, hayırlı uğurlu olsun.
mazhar alanzinho, beterini isterseniz: alan zinho, satan zinho

amauri italya'ya..

10 şubat'ta emirates'te oynanacak italya-brezilya maçı, amauri'nin italya-brezilya hattındaki git gelleri açısından belirleyici olacaktı..tercihi amauri değil dunga yaptı tabi..brezilya'nın maç kadrosunda amauri yok..baptista'nın olduğu kadroda o yok..kadrodaki diğer forvetler robinho, pato, luis fabiano ve adriano..bu gelişmeden sonra amauri italyan pasaportu için kuyruğa girer herhalde, girmez mi..

ne olursan ol justice for all :)

Uyuyan Messi


Barça medyası, Real'in son zamanlardaki baygın futbolu üzerine sempatik bir mübalağa yapmış: Messi'yi uyurken seyretmek, Real Madrid'i maç yaparken seyretmekten daha heyecanlı!
O diil de, ıssız adam ne boktan filmmiş lan!

26 Ocak 2009 Pazartesi

black..

şarkıların da cinsiyetleri var..bundan black gibi şarkılar sayesinde bahsedebiliyoruz.. üstelik durun bitmedi, dünyanın en erkek şarkısı bu.. izninizle açıklıyacam, biz erkekler iyi olup yeterince çabalarsak herşeyin yolunda gideceğine inandırılarak yetiştiriliriz.. kadınlar da böyle yetiştirilse de hayat onlara herşeyin daha iyi olacağı yönünde sürekli yeni tekliflerle gelir.. bu yüzden yetinme duyguları daha körelmiştir.. mutlu olmuş olmamış farketmez, yetinmez.. ejderha olsan farketmez.. dünyanın düzeni böyle kurulmuş genel anlamda; biz erkekler tekliflerle gelen, çabalayan, yarışan, kadın kısmı da karar verip fikrinden cayanı oynar.. erkeğin sahiplenme duygusunun, bu diken üstündeliğin, kadının kolayca yoldan çıkabilmesinin üstünde yükseldiğini düşünüyorum.. konudan sapmayacak olsam örneklerle açıklardım..
***
neyse black işte böyle bir ruh halinde başlıyor.. inandığı ne varsa ona güveni, inancı sarsılmış bi insanı anlatıyor.. hani herşeyi yaparsam herşey güzel giderdi, bu saçma ayrılık neyin nesi diyor kendi kendine.. bilmiyor ki o kadın onu bırakıyorsa amacı yalnız kalmak değil.. ya başka birini bulmuştur ya da bulacaktır.. o kadından degil eddie vedder'a, seattle'daki hiç bir erkeğe fayda gelmez.. ama işte gururuna da yediremiyor, anlamaya calışıyor ama tek bir sorunu var; gerçekleri anlamamazlıktan geliyor... yaşayanlar bilir, sözler yetersiz kalır bu durumlarda.. öyle olunca da içtekilerin dışarı dökülmesi için devreye bir bas, bir elektro gitar, bir davul, bir de çıldırmasına ramak kalmış insancığın vokali giriyor..sözlerin anlattıklarıyla üstümüze kurulu setler, eşikler anca böyle kırılıyor, aşılıyor.. sahiplenme, kaybedememe, bir türlü kabullenememe bundan güzel hiç anlatılmamıştı sanırım.. ama adam olmak insanlara gökten zembille inen bir haslet değil.. eşikleri aşmadan eşiklerin ardında güvende durmayı öğrenmek mümkün değil ne yazık ki...
***
şimdi söyleyeceğim şey şu; bu şarkıyı hiçbir zaman anlayamayacak 3 milyar kadın hala dışarılarda bi yerlerde geziyor.. aşılacak eşikleriniz ve kırılacak setleriniz varsa acele etmeniz lehinize olacaktır..
şarkıyı futbolla ilişkilendirmeye çalıştım, olmadı..ben de kadınlarla ilişkilendirdim..

Pazar akşamı


Trapano ve bir arkadaşıyla, Al Lee'nin evinde buluştuk (saçma geliyor ama, o arkadaş Al Lee'nin kardeşi olduğu için aslında çok saçma değil), amacımız pazar gecemizi Fenerbahçe maçı izleyip, PES oynayarak geçirmekti. Bir de Al Lee'nin, geçen haftanın PES maçlarından kaybettiği krokanlı pastayı yemek de aklımızdaydı (gecenin sonunda elibol kardeşimizin madodan aldığı muhteşem pasta, gecenin en önemli anı oldu bizim için, o ayrı)!

Fener Trabzon maçıyla ilgili fazla söz yok söylenecek. Volkan ve Gökhan'dan ibaret Fener'e 1 puan bence yetmeli. Pek de söylenmedi zaten yanımdakiler beraberliğe, oynanan futbol nedeniyle. Ama Guiza artık sabır taşırmıyor mu? Bir oyuncuyu kulübeye almak için kaç hafta kötü oynaması beklenir? 18? 20? Bu adam Raul'u takıma almamış, memnun kalmadığı saniye Torres'leri kenara çekmiş adam. İlginç değil mi Guiza'ya bu kadar göz yumması?



Sonrasında "Adriana Lima'yı görek" amaçlı Acun'a katlanma saati geldi. Lima'nın özensiz koltuk altından (bu kısmında konsensus sağlayamadık) girdik, kötü makyajı ve giymeyi unuttuğu iç çamaşırında tecelli ettik. Ama gerçek şu ki, bu kalibrede bir insan (güzellik ve kariyer) için, akılalmaz düzeyde alçak gönüllü ve sempatik birisiydi. Hasılı eğlendik..

Son olarak da, PES'i 4 kişi oynamanın tadını çıkardık, Trapano'yla fırtına gibi estik. Buradan da, Al Lee ve ortanca kardeşinin PES konusunda halen gelişime açık olduğu sonucunu çıkarabiliriz bence!

not: PES 2009'da "Become a Legend" modunu denemeyen varsa, hiç kaçırmasın, forvet ya da kanat olun, adamınızın gelişimi, attığınız goller vs. muhteşem bir sahiplenme duygusu yaratıyor.
Al Lee'deki şansa bak. Allahsız acun, yiyosa Scarlett'i çıkarsana programa