20 Ağustos 2010 Cuma

Salvador


Uefa'nın da dediği gibi, "Milan Baroš saved the day for Galatasaray"!

İlk yarıda Fenerbahçe ve Galatasaray resmen yitikleri oynarken, İstanbul'da Baros, Selanik'te Niang, tek adamın takımda neleri değiştirebileceğini; "Oyunun kaderini değiştirecek oyuncu"su olmayan büyük takımın ne hallere düşebileceğini gösterdiler bize.

Yine de söylüyorum, iki takım da sezon için iç açıcı görüntü sergilemiyor, gördüğüm 3-4 resmi maçlarının sonrasında yapabileceğim yorum budur.

Trabzon maçını bir 15 dakika seyredebildik; duyduğum kadarıyla kaplan gibi savaşmışlar Anfield'da, helal olsun onlara da.

Peki 3 takım elense kupadan, D-Smart 300 TL'ye spor paketi satabilir mi? Nah satar!

18 Ağustos 2010 Çarşamba

bu adam ne iş yapar?

Resimdeki adam tam anlamıyla, Galatasaray’ın artık yavaş yavaş kronikleşen organizasyonsuzluğunun, futbol yönetiminindeki çarpıklığınının başka bir ifadesidir. Bu adamın aktif futbol hayatında -bırakın Galatasaray kalesini- çıkıp oynadığı yüz tane resmi maç var mıdır acaba? Kaç Avrupa kupası maçı oynadı, uluslar arası tecrübesi nedir ki bu adamın? Ya da geçmişini bırakalım, "iyi antrenör olmak için illa iyi oyuncu olmak gerekmez" diyelim; nezihi beş yıldır bu takımdaysa hangi kaleciye ne kattı şimdiye kadar? Hadi Aykut’un kalecilik adına çözümü olmayan temel sorunları var diyelim, geçen yıl çok büyük umutlarla alınan, geleceğin kalecisi olacak denen Ufuk’a ne oldu peki? Ufuk ne öğrendi nezihi hocadan? Onu da bırakalım, Beşiktaş’ta Rüştü yönetime genç kaleci tavsiye edip aldırıyorken, Nezihi acaba anadolu’da altyapıları araştırıp, alt ligleri didikleyip yönetime kaç tane kaleci tavsiye etti şimdiye kadar. Kocaman bir hiç, zarar ziyandan başka bir şey değil. Yukarıda da belittiğim gibi, Galatasaray’daki anlamsızlıklardan sadece biridir Nezihi Hoca. 20 milyon taraftarı olan Galatasaray’da hiçbir şey yapmadan yıllarca görevde kalabilmek bu kadar kolay olabiliyor işte. Bu takım yıllardır aldığı şansların hiçbirini kullanamayan, iki yıl önce Bükreş maçında yaptığı hatalarla Skibbe’nin gidişinin fitilini ateşleyen, taraftarın onu kalede görünce umutlarının tükendiği Aykut’a mahkumsa eğer hala, Nezihi’nin varlığının da ne iş yaptığının da ciddi şekilde sorgulanması gerekir. Bu takıma yıllarca hizmet etmiş, profesyonelliğin kitabını yazmış Taffarel, Simoviç, Mondragon gibi efsaneler yerine kaleci antrenörlüğü hala Nezihi’ye bırakılabiliyorsa sorunun ciddiyeti çok nettir ve ortadadır. Sadece topa iyi vurmakla kaleci antrenörü olunuyorsa eğer, memleketin halı sahalarında top koşturan milyon tane insanın hakkı yeniyor demektir. Galatasaray’ın artık bu sick kafalı yönetim anlayışından ve bu zihniyetin sahadaki ya da külübedeki yansımalarından bir an önce kurtulması şarttır.
***

13 Ağustos 2010 Cuma

vay benim köse sakalım...

Geçen sene Diyarbakırspor ile yapılan malum maçla giriş yapalım. Kadıköy’de 6 ve 4 gol yediğimiz maçlarda, olimpiyatta Rize’den 5 yediğimiz maçta tribünde olan biri olarak hayatımda ilk kez Galatasaraylılığımdan utandığım maçtır malum maç. O günden sonra Galatasaray hakkında yazmak da konuşmak da gelmedi içimden. Ama o kadar anlaşılmaz şeyler oluyor ki Galatasaray’da dayanamıyor insan bir yerden sonra.
***
Nerden başlasam bilmiyorum. Geçen sezonki Diyarbakır maçından devam edeyim. Tribünü bilenler bilir, Türkiye’de çoğu zaman ipler yöneticilerin ya da yönetimde olmayan muhaliflerin elindedir. Cesaret edemeyip direk yoldan veremedikleri mesajları çoğu zaman tribünü kullanıp daha gür sesle vermeye çalışır, sonra da kenara çekilip “taraftar haklıdır” derler. Sağduyulu Galatasaraylıları bir tarafa koyuyorum, Diyarbakır maçında da ultraslan denen “ultras” felsefesinden zerre haberi olmayan çapulcu topluluğunu kullanarak mesajlar vermeye çalıştılar. Geçen sene verdikleri mesajların birincisi kaptan Arda’yaydı. İçerik “kendine çeki düzen ver, biz istemediğimiz müddetçe sen hiç bir şeysin” idi. İkinci mesaj da Rijkaard’aydı; “gelecek sene transferde bizim borumuz ötecek, Leo Franco ve Jo ile devam etmeyi aklından bile geçirme”. Zamanında Hagi’ye Petre’yi yuhalatarak mesaj vermeye çalışan zihniyetin bir başka saçmalığı, daha önce izlediğimiz filmin tanıdık kareleriydi olanlar. Kaybeden Galatasaray oldu elbette. Bir önceki yıl lig beşinciliğinden sonra geçen sene lig üçüncülüğü. Neyse diyelim.
***
Bu seneye, geçen 3 aylık yaz dönemine ve işine gelince kaptanını yuhalatan yönetimin icraatlerine gelelim şimdi. Öncelikle şunu söyleyeyim, Galatasaray’ın mali tabloları, finansal durumu, stadyum yaptırması, arazi arsa satması alması benim için önemli değil. Umurumda değil. Benim Galatasaraylılık algım, Prekazi’nin Monaco’ya attığı golle başlar, Manchester United’ı eleyip şampiyonlar ligine katılmasıyla devam eder. Benim Galatasaray algımda aslolan sahada rakibine yenilsen bile ezilmemen, kendi felsefeni ortaya koyabilmendir. Sonucu kupa, şampiyonluk olmasa bile ortaya bir şeyler koyabilmektir. Bir futbol felsefesine sahip olabilmek, sistem takımı olabilmektir. Ama Galatasaray’da son üç sezondur bu yok. Futbol takımının planlamasında ciddi yanlışlıklar yapılıyor. Adnan Polat’ın mayıs ayındaki demecini bugün gibi hatırlıyorum; “takımla çok fazla oynamayacağız, sadece eksik yerlere 2-3 takviye yapacağız”. Ne oldu peki? Takımla oynamayacağız diyen başkan, takımın 11’inde direk oynayan dört oyuncuyu takımdan gönderdi. Birini de göndermese bile göndermekten beter etti (evet elano’dan bahsediyorum). Oysa bu takımda haziran ayında yapılması gereken basitti. Dos Santos’un bonservisi alınacak, Kewell’ın sözleşmesi uzatılacak, ortasaha ve savunmaya -direk oynayacak- iki doğru takviye yapılacak, “keşke Galatasaray gitmeme izin verse” diyen Servet ve üflesen sakatlanacak olan Gökhan Zan hemen kapının önüne konacaktı. Bunlar yapılmadı. Takımın hücum hattı bir arada tutulup istikrar sağlanacağına dağıtıldı. Keita’nın yerine alınan Serdar Özkan ve Serdar’ın Kolombiya şubesi Pino ile Galatasaray resmen hedef küçülttü. Lorik Cana’ya saygı duyuyorum ama orta sahanızda Sarp-Ayhan-Barış oynuyorsa maksimum nereye kadar gidebilirsiniz ki? Ya da kalenizde Aykut varken ne kadar rahat maç izleyebilirsiniz? Kısacası Galatasaray başkanı ve yönetimi son üç yıldaki “yap-boz” zihniyeti ile resmen sınıfta kaldı. Lig başlarken ortasahaya alınması gereken isim hala yok ve bu saatten sonra da açıkçası çok da umut yok. Galatasaray’ın tek şansı yönetimin bütün sorumluluğu fütursuzca üzerine attığı ve yeri geldiğinde düşünmeden taraftarın önüne attığı canım kaptanı Arda Turan ve devamlılıklarını biraz daha artırmaları umuduyla Harry Kewell ve Milan Baros.
***
Tarih kupaları, şampiyonlukları yazar mali tabloları, şirket birleşmelerini değil. Kimsenin Galatasaray taraftarını, takımını şampiyonlar liginde izlemekten mahrum bırakmaya hakkı yok. Çünkü bu taraftar buna alışık değil. Birilerinin bunu başkana anlatması lazım.
***
Yazıyı çok sevdiğim Kanat Akkaya’nın sözleriyle bitirmek istiyorum, muhtemelen Ali Sami Yen’deki OFK Belgrad maçını izlerken söylemiştir: “ben gol beklerken gs bonus ödeme uyarısı geliyor. Ve bunu normal bulmam gerekiyor. Vay benim köse sakalım.”
***

führer!

Fotoyu kim yapmışsa güzel olmuş. Aziz Bey için en doğru benzetmedir hitler benzetmesi. Uzun uzun analizlere gerek yok. 15 yıldır öğütüp çöpe attığı teknik adamın, futbolcunun hatta yöneticinin sayısı herşeyi ortaya koyar. Stad yaptım diyor ama son maçta şampiyonluk gidince o stad ateşe veriliyor, kupa yerine itfaiye giriyor yeşil zemine. Travmayı atlatacağız diyor ama yeni sezona da Young Boys'a elenip yeni bir travmayla başlıyor takım. Geçen sene Mehmet Topuz'a 9, önceki yıl Guiza'ya 14 milyon döken başkan Niang'lara Gomis'lere 15'er 16'şar döküp susturur taraftarı nasıl olsa. Ha pardon bir de spor salonu yapılıyordu ataköy'de...
***

6 Ağustos 2010 Cuma

ukrayna cennet vatan

Avrupa ligi playoff kuraları çekildi. Şüphesiz en ilgi çekici kura liverpool-trabzonspor eşleşmesi. Futbol bu herşey olur ama şenol hoca en azından takımını ezdirmez diyelim. Beşiktaş inönü'de geçer turu zaten. Fenerbahçe'nin şu durumda işi zor gibi duruyor. İşler bu kadar ters giderken üstüste paok-trabzonspor-paok maçları yıkımı derinleştirebilir. Galatasaray'ın da rakibini ciddiye alması lazım. Görünüşe bakılırsa galatasaray taraftarı şimdiden tacize başlamış. Hasbelkader karpaty'nin resmi sitesine bakıyorum da adana'dan mesaj bırakan var; "hello from adana/turkey..it will be great.i love ukrainians especially their powerless teams an beautifull girls.do not be nervous i love you"..bu arada son bi not; karpaty'nin forma reklamı ZİK'imiş, ukrayna da bir banka olsa gerek
***

5 Ağustos 2010 Perşembe

böylesi daha hayırlı


Öncelikle şunu söyleyim, bugünkü gazeteleri okuduktan sonra aykut'un yerinde olsam çağın gereği iletişim, şeffaflık, doğru demeç ayaklarını bırakırdım.. geldiğinde neredeyse " yeni t.d. sabredilmeli aykut kocaman" diye manşet atılacak aykut'un durumuna üzüldüm... son 3 maçta akılsızca görülen 3 kırmızı için "otorite eksikliği" olarak değerlendiren art niyetlilerle konuşma aykut! hani sabır! ben sabrederim aykut'uma! buradan koparılırken küçüktük, engel olamadık, cezayayı gibi bir prestijli, ulusal şöhreti olan, pozitif, agresif, objektif bir blog da yoktu sesimizi duyuralım...

Maça gelirsek, inanın dünkü yenilgi çok koymadı, ilkyarıyı görünce " biz diğer turda eleniriz" dedim, hatta ş.l.ye kalmamız halinde grupta 3.olsak ne güzel olur dedim... bu yüzden çok koymadı... "geçmiş olsun ıhıhıhıh, ne olacak fenerin hali" gibi yaratıcılıktan son derece uzak, zekayla alakası olmayan davranışlar da cidden koymuyor...

Taktik teknik fizik kondisyon disiplinlerini ele alarak incelersek feneri çok acımasız olmak gerekir, ağustos ayındayız ya, avrupa kulüpleri keyif yaparken, bizimkiler bu sıcakta niye böyle önemli maçlara çıkıyor, acımasız olmak gelmiyor içimden... ben bu sıcakta uyuyamıyorken, adamlara organize futbol oynamadılar diye yüklenmem.. olur daha lugano gelir, dia takımı tanır( işvar adamda), alexim canım benim çıkar yine ortaya, forvet gelir... oynasınlar biraz daha beraber... alışsınlar ideal 11i görelim... ki bence bu kadro 2 transferle avrupa ligi için çok iddialı duruma gelir...

semih'in yanına shaq

semih erden 1986 gaziosmanpaşa doğumlu. muhtemelen 90'lı yılların ikinci yarısında mahallede potaya asılırken gözlerinin önünden shaq, garnett, wallace geçiyordur. şimdi bu üç yaşlı kurtla aynı soyunma odasında soyunacak, aynı parkede idman yapacak, yan kabinlerde duş alacak. semih'in bu yeteneğiyle (!) bu konuma ulaşması züğürt adamın zenginliğidir, başka bir şey değil. tadını çıkarsın..
***

3 Ağustos 2010 Salı

köşeli'den mailler II

okulda oturduğumuz gün eve gittim hemen.. fb maçına 20.dakikasından itibaren yetiştim.. gassan beyle birer extra götürdük.. benden nefret etti young boys u tuttum diye ahahahahah..
şöyle bakınca geçen sene bizim kadro sizinkinden çok daha iyi derken bu sene sizin kilit roldeki adamlarınızın daha fazla olduğu görülüyor..
güvenilecek adamlar bizde cana, kewell, arda, baros, neill olsun.. elano'yu beğenirim ama yönetim veya kendisi ikisinden biri istemiyorum diyorsa o adamdan hayır gelmez artık, elano muallak.. -ki dikkat et arda dışında hepsi yabancı ve arada sakatlık problemleri fena baş gösteriyor-
fenerbahçe'ye bakınca volkan -ki boys maçında ipten aldı sizi-, gökhan gönül, alex, santos, emre, lugano, stoch var.. dia'yı izleyemedik ama hızlı zenci her zaman iyidir.. alınacak iyi bir forvet ve rotasyonunda semih var.. yedek rotasyonunda m.topuz gibi vasatın altına düşmeyecek ve artık kendini ispat etmesi gereken bi adam her zaman güven verir..
bu yukardaki kadro övgüsüne rağmen fb çok kötüydü boys maçında.. stoch inanılmaz bi adam eyvallah.. cidden bize sağlam gol attınız.. dia da geliyor sağ tarafa... forvete bi adam alınacak kesin olarak..
ama fener'in asıl problemi bence burani'yle, bilica'nın mevkisinde.. ki bundan dolayı boys maçında o kadar açık verdiniz.. burani çok vasat bi oyuncu, türk olsa eyvallah, selçuk tadlarında bi oyuncu zaten, oturtursun kulübede kullanırsın rotasyonda.. ama yabancı kısıtlaması kalksın diye bu kadar ağlarken burani gibi vasat oyunculara ilk onbirde forma verirsen kendinle çelişirsin... bilica desen, karakterine filan hiç girmiyorum ama lugano'nun yanında bu adamı oynatırsan, bekir veya önder bu sene en az 25 maç oynar ve size saç baş yoldurur.. çok maç gider.. volkan her zaman bu kadar top çıkaramaz..
ulan sadece iki eksik var diyeceksin.. ama bu iki adamın mevkisi kilit.. stoper ve ön libero baba mevkilerdir sezer.. -forvet alacaksınız diye o konuya girmiyorum iyi bir adam alacağınızı farzederek-
evet sezon başı.. 3 büyüklerin hiçbiri ışık vermedi avrupa maçlarında.. ama özellikle biz ve siz o kadar kötüydük ki insan korkuyor.. alex her ne kadar tapılan bir adam olsa da alex gidince alex gibi bir adam transfer etmeye çalışacağınıza inanmıyorum.. alex'in boys maçında geriye dönememesi, orta sahadaki derin boşluklar, defanstaki hatalar öyle 2 günde çözülecek sorunlar gibi gelmedi bana... bi de merak ettiğim birşey var, -kadro yapısı izin vermeyecek bence- ama aykut savunmaya yönelik bir futbol mu oynatacak acaba?.. merak ediyorum izleyip göreceğiz..
durum budur..
*burani, baroniye atfen: muhteşem bir kabak yemeği
-ulan düşün ne kadar sıkılıyorum fb ve gs hakkında birer sayfa kritik yazdık aq.. ahahahaahah-

köşeli'den mailler

hissedilen sıcaklıgın 3246872 derece oldugu şu günlerde işsizler kervanına katılan ünlü yorumcumuz köşeli'den aldığım mailler iyi geliyor doğrusu... arada imla hataları, yanlış kelimeler olacaktır, maildir..

trapano:
o değil de futbol konuşmadık hiç :) olum gs kötü cidden kötü

koseli@hotmail.com:

harbi konuşacak pek şey yok be sezer.. geçen sezondan beri dilimde tüy bitti mustafa sarp, ayhan ve barış bu takımın ilk 11 ine girdiği sürece bu takım asla ve asla başarılı olamayacak..
pino, serdar, hatta bazen kewell, elano hatta forvette batdal tutarsa baros galatasaray ın sağ açığında oynayabilir..
kewell,arda, emre çolak,serdar, pino sol açıkta oynayabiliyor..
anlayacağın sağ ve sol açık rotasyonu iyi.. sizdeki gibi no problem orda..
defansta sağ bek sol bek türk olmak zorunda olduğu için ve daha iyisinin türkiyede sadece gökhan gönül olduğunu düşünürsek sabri ve hakan balta iyidir..
stoperde kim ne derse desin serveti sevmiyorum.. neill'in yanına bir yabancı adam lazım.. savunma o zaman taş olur..
kale türk kalabilir.. -nedense güvenmek istiyorum ufuk'a.. aykuta değil ama!!-
forvete baros ve batdal'a alternatif bi adam kesinlikle alınmalı.. gönül isterki altyapıdan bi forvet çıksın 3.adam olarak.. anıl veya cem sultan gibi.. ama ne yazıkki olmayacak gibi.. bu yüzden 20 lik bi genç yabancıda fena olmaz..

ve ve ve...

asıl problem..
yılın en iyi transferlerinden biridir lorik cana... galatasaray'ın ordaki gediği o kadar büyükki.. cana bile yetmeyecek bariz.. elano kalacak olsada, gs'ın arka üçlüye bi 11'lik bi tane de alternatiflik en az 2 adam transfer etmesi gerek.. yoksa yine bize hüsran yine bize gözyaşı var..
şöyle bi hesapladım benim gerekli gördüğüm transfer sayısı 4..
yönetimin yapacaz dediği sayı 3..
ama yönetimden şöyle bi farkım ben gereksizlerin hepsinin yollanması yanlısıyım..
rijkaard hep kalsın, çok iyi niyetli, belgrad maçına baktıysan bu sene çok hırslı, arda benim futbol anlayışıma göre mevkisinde -sol açıkta, lütfen daha sonra spekülasyon yapma bu lafımla:))- dünyanın en iyi 10 oyuncusundan biri ama ama lanet olsun üzülerek söylüyorum galatasaray kötü yönetiliyor arkadaşım.. yönetim kötü..
önce takımdaki hurdalar gidecek.. ardından iyi transferler yapılacak.. sonra takım olunacak.. rijkaard, arda ve kewell'ın arkasında toplanılacak.. ölme eşeğim ölme anlayacağın..
şimdilik durum budur...

28 Temmuz 2010 Çarşamba

abartma kapa ağzını


haberler yapıldı, formalar satıldı manşetler atıldı, imza şov da tamam... ama yeteneklerine türkiye için hiçbir şey söyleyemeceğim guti'ye yapılan muamelenin fazla oldugunu düşünüyorum. real madridin semihini almak? hagiye, anelkaya, haksızlık olur, altyapıdan yetiştiği için morientes kadar gururlu olmadıgı için sadece künyesi dolu bir adamdır bu guti! istikrar bakımından tam bir tümer metindir bu guti! her sezon ligde üstüste oynadıgı 3 5 maç, arada ş.l grup maçlarında zürih, cska sofya gibi takımlara attıgı goller dışında nesi var? xavi, iniesta, fabregastan önce mevkisinde kim vardı ki bu adam oynamadı... serseri futbolcuyu çekici bulur bjk taraftarı orası ayrı...

27 Temmuz 2010 Salı

İngiltere forma değişiklikleri

Guardian haberinde gördüğüm formalardan birkaçı epey farklı geldi geçen senekine göre, ama reklamı, ama deseni olsun, önemli farklar gördüklerimi sıralayayım dedim.



1992'den bu yana Carlsberg ile çalışan Liverpool forma sponsorunu değiştirdi. En büyük şok bu oldu benim için.


United artık AON -ki kendileri de AIG gibi sigorta işiyle uğraşırlar- sponsorluğunda forma satacak.
Tottenham da enteresan olmuş. Ama çok da beğenmedim galiba.


Everton da mavi tonunu mu değiştirmiş biraz, onu da tam kestiremedim..

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Finalmente!!



Yorum yapmak zor, mutluyuz...

24 Temmuz 2010 Cumartesi

atarsa..


Şafak 57 demişken ve her gün saatlerce düşünüp hiçbir şey yazamamışken, böyle bir çarşı vaktinde birşeyler karalamak, çölde su gibi geldi.
Dünya Kupası olsun, transfer dönemi olsun ya da hazırlık maçlarında hergün kendi kendime onlarca post attım ama paylaşamadım, yorum alamadım böyle alışınca zor geliyor insana aklındakini içinde tutmak.. Bu nedenle bu şafakla ben mi yazayım demedim, üşenmedim bişeyler karaladım.
Öncelikle Dünya Kupası hakkında bir iki kelam edeyim. Turnuvayı en iyi oynayan takım kazandı, gönlümün takımı Avustralya gruptan bilem çıkamadı. Ama İspanya ve Almanya dışında en çok Paraguay'ı beğendim. Müthiş bir oyun disiplini ortaya koydular ve İspanya maçı özellikle çok iyiydi.
Transferler ve yeni sezon görüşlerine gelirsek;
Galatasaray Lorik Cana'yı alarak iyi, Pino'yu alarak boş bir iş yaptı bence. Yıllardır Galatasaray'da tutunabilen yabancı futbolculara bakarsak karakterlerini ortaya koyabilen lider özellikli oyuncular olduklarını görürüz. Galatasaray yerlileri bu tarz bir karakter ortaya koyamayan hiçbir futbolcuyu kolay kolay içinde barındırmamıştır. Cana da kişisel özellikleri itibariyle Galatasaray'da tutunabilecek bir futbolcu olacaktır. Pino ise Gio'nun epeyce daha ucuzu olarak yer Rijkaard'ın gönlü hoş edilmeye çalışılacaktır. Ancak Galatasaray'da geçen sene Rijkaard geldikten sonraki birkaç aylık dönemde katedilen mesafenin üzerine hala birşey konulamaması üzüntü verici. Hala takım sahaya hızla yayılamıyor ve gücünü ortaya koyamıyor. Geçen sene pek çok maçta savunma ve hücum arasındaki tek hat Keita'nın da gidişi de eklenince Rijkaard-Neeskens ikilisinin yol haritasını merak etmemek elde değil. Neyse şehrin öte yakasında dedikleri gibi: Hep destek tam destek!
Fenerbahçe ise Dia ve Stoch transferleriyle geçen senenin Galatasaray'ına benzer bir hücum organizasyonu oluşturacağa benziyor. Ama ortanın ortasında Christian (GS maçına rağmen) ve defansın ortasında Bilica saatli bombalar ve daha vahimi alternatifleri çok daha zayıf. Uzun lig maratonu ve Avrupa'da geçen sene olduğu gibi çok can sıkabilir bu durum.
Beşiktaş, şu sıralar en havalı takım ve bana göre kadro genişliği en iyi olan takım. Henüz sistem tam olarak oturulamamış olsa da özellikle en çok eliştirilen kanatsız kartal özelliğinden çıkıldığı görülebilmekte. Herkes Bobo'nun alternatifsizliğinden ve forvet eksiğinden yakınırken, sağlı sollu ortalarda henüz esamesi okunmayan Mert Nobre dahi oldukça faydalı olabilecektir kanımca.

Askerlik bitene kadar en fazla 1 post daha atarım herhalde. Nizamiye kapısında bırakmış olduğum beynimin etkisiyle çok parlak olmayabilir ama her türlü sürç-i lisan vatan borcundan düşülerek affolunur inşallah.

Avustralya için 5 iyi neden

Harry Kewell

Lucas Neill


Tim Cahill



Hugh Jackman


Yvonne Strahovski


23 Temmuz 2010 Cuma

Eski günlerdeki gibi


"Rakip kolay"

Mevzu bu değil. Mevzu, geçen sene büyük ümitlerle gelip istediğini bulamayan Nihat'ın, yuvasında tekrar kendini bulması. Beşiktaş, yetiştirip yolladığı Nihat'ın ikinci baharından nemalanmak istiyor. Nihat da bunu çok istiyor ve bu sezona iyi başladı. Sevimsiz bulduğum bu gol sevincini de özlememişim desem yalan olur! Bu sezon santrfor transferi muhtemelen yap(a)mayacak olan Beşiktaş'ın kutup(Faroe adaları)ta yaz gibi aradığı forvettir.

Yazının başındaki tırnak içinden sıyrılıp, Quaresma'ya dair 2. bir not daha yazmak istiyorum. Hala gol atamadı, dünyaları kaçırıyor, ama tüm rakip defansı da üstünde tutuyor. Çok önemli silah, tartışmayacağım kısmı budur.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

"hagi'den sonra......."


boktan bir Pazar gününü bu fotoğraftan daha güzel ne şenlendirebilir ki? harry kewell bizim için “hagi’den sonra” ile başlayan bütün cümlelerin öznesidir..
***
Bu arada Ankara ayazında atış talimleri yapıp hedefleri 12’den vuran, 100 metre koşularında ön saflarda yer alan, koşan, sürünen, yuvarlanan asker kardeşim allee’den de konuyla ilgili mesaj var. mesaj oldukça kısa ve net; “çok mutluyum”..
***

16 Temmuz 2010 Cuma

Vikingur Maçı


Aslında sene başlarında Beşiktaş'ın kebap avrupa maçlarına gitmeyi çok severim. Tribünler rahat olduğu için 90 dakika şov yapar, stres azır, tam bana göredir bu maçlar. Ama bu kez iyiden tembelliğe vurup evde seyrettim maçı.

Beşiktaş hazır takım görüntüsü tabii ki vermedi. Nasıl versin, daha en flaş transfer forma giymemiş, herkesin aklında "acaba beni mi kesecek" sorusu var, bi dolu rotasyon fikri, yabancı sınırı derken kimsenin aklı tam olarak dünkü maçta değildi. Ama senenin başında önemli ipuçları verdi dün Beşiktaş.

Öncelikle 5 adamla hücum edeceğini gösterdi. Van Hoojdonk dönemi 4-1-5'ine benzer bir görünümle. Gariban Aurelio'nun bu takıma yansıması ise tabii ki Ernst olacak. Ama Mehmet'in çektiği kadar yük çeker mi, kefil olamıyorum.

İkincisi, takım "pas kültürü"ne alışacak, alışmaya çalışacak. Hücum setlerinde ve savunmadan çıkışlarda Schuster etkisi hemen gözlemlenebiliyor. Takım bir oyuncuyu bulup onun 47 metre deparıyla değil, çapraz paslarla ileri doğru yöneliyor, önü tıkandığında arka çaprazdaki oyunculardan tekrar rota çizmeyi akıl edebiliyor artık. Beşiktaşlıların görmeye çok alışkın olduğu bir husus değildir.

Quaresma'nın, ilk maç gazı olmadığı varsayımıyla, takıma çok şey katacağı ortada. Takımın topu atıp rahatlayabileceği bir adamın sol kanatta durması da alışılmadık bir durum. Topu her aldığında, çok güçlü bir direnç görmemiş de olsa, takımın rakip kaleye ölümcül bir pozisyon yaratma ihtimali doğuyor.

Dediğim gibi, Hilbert ve Guti de eklemlenince muhtemelen her maç alakasız bir 11 göreceğiz, Ağustos ortasına kadar doğruyu bulmak için epey bi puzzle çözecek gibi görünüyor Schuster.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Guti Beşiktaş'ta


José María Gutiérrez Hernández

Bugün itibariyle Beşiktaş'ta. Vikingur maçını tribünden seyredecek. Çok konuşulacak, birçokları yaşlı diyecek, işe yaramaz diyecek. Bence kim ne derse desin, büyük iştir, çok da işe yarayacaktır. Hala kafamda kestiremediğim Beşiktaş orta sahasını iyice belirsiz hale getirdi kafamda tabi bu transfer. İyi bi fikri olan varsa lütfen yazıversin, biz de önümüzü görelim.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Altın Top


Çok çabaladı, takımına çok iyi liderlik etti, arkadaşlarının da tam desteğini alarak turnuva boyunca çok güzel bir takım oldular. Ve hak ettiği üzre altın top ödülünü Diego Forlan kazandı. Bir ara inişe geçen kariyerinin sonlarına yaklaşırken, muhteşem bir zirve oldu Forlan'a önce Euro Cup sonra dünya 4.'lüğü..

Sveti Stefan??


Ben mi yanlış görüyorum, yoksa NTV, "Sırbistan'a vize kalktı" haberine fotoğraf olarak Montenegro'daki Sveti Stefan'ı koymuş! Zaten haberlere enteresan fotoğraf seçimleriyle uzun zamandır dikkatimi çekiyorlardı, bu sefer baltayı taşa vurdular..
Bu iki ülke'nin ayrıldığından fazlaca bihaber, "Sırbistan sahillerine gitmek artık vizesiz" haberlerini de görürüz yarın gazetelerimizde!

8 Temmuz 2010 Perşembe

Ömer Baba


Bi dolu yerde çıkmış, ben de Alper Çetin kardeşim vesilesiyle gördüm, çok beğendim.

Doğru sözü çok adamın, allahı var. Ama ne söyleyeceği bu kadar kestirilebilir adam olmak da ilginç iş be kardeşim. Burkay ne söylüyorsa 2-3 saniye sonra aynısını söylüyorsun, e ne katıyorsun bize ya sen?

Her şeye rağmen türkiyedeki yorumcuların çoğundan kaliteli olduğunu düşündüğümü söyleyip kaçayım.

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Uruguay inanmak istiyor


Oscar Tabarez, turnuvanın başından beri dinlediğim, izlediğim hocaların başında. Sakin duruşu ve yeşilçam karakter oyuncularını andıran görünüşüyle sempati duyduğum bir insan. Bugünkü röportajında şöyle söylüyor:

"Uruguay'ın büyük bir takım mı, daha küçük bir takım mı olduğunu tartışmak zor. Biz, büyük olmaya çalışıyoruz, en azından dünyanın, futbolun değiştiğine inanmak istiyoruz. Tabi, kaynaklarımız da git gide azalıyor!"

Çok zor bir gece olacak onlar için, ama Uruguay'a hala inanıyorum ben de. Final'de, hatta kürsüde görmek istediğim takım artık Uruguay!

Tabi tüm hayaller bir yana, Almanya, uzunca zamandır kısmen İspanya hariç hiçbir milli takımın yakalayamadığı bütünlüğü yakaladı. Bastian gibi bir orta sahayı da Allah her takıma nasip etsin. Kupanın en büyük favorisi an itibariyle Almanya'dır, bu da Barizzio'dan geç kalınmış acı gerçekler.

27 Haziran 2010 Pazar

1-1 oldu


İngilizler turu mu hak etti? Hayır. Rezalet futbol oynadılar. Bir çok anlamda ezildiler almanlara. Ama Uruguaylı hakem tarih sayfasında 1966 yılından kalan hesabı kesti. Artık almanların tarihi bir kin gütmesine gerek kalmadı ingiliz milli takımına. Lampard'ın golüyle skor 2-2 ye gelse, ivmeyi yakalayan İngiltere bir şekilde turu alırdı derim. Yazık olduğu görüşündeyim kötü futbollarına rağmen.

Akşamı bekliyoruz. Arjantin büyük favori maçta, göreceğiz bakalım.

Bu arada Gana Afrikanın yegane temsilciliğini sürdürüyor, çok keyifli bir çeyrek final olacak Gana-Uruguay. Uruguay bana kalırsa yarı finale kalacak, düşman kardeşi Arjantin'e de çok güzel kafa tutacaktır. Kim bilir, bu kupanın sürprizi olurlar belki?

sabri sarıoğlu?!

23 Haziran 2010 Çarşamba

Marsel elendi


Güzel adam, ayakları yere basan bi sporcu. NTVspor'da bir programda dinlemiştim uzunca. Her sene 10 basamak yükselmek dünya sıralamasında gibi zorlayıcı ama ulaşılabilir bir hedefi vardı (tam amerikan şirketi lingosu oldu). Bu kafayla giderse hedefine yaklaşacak. Bugünkü maçtan sonra da artık bir grand slamde çeyrek final oynamak istediğini belirtmiş. İnşallah oynar, merakla ve keyifle takip ediyoruz.

Yo, African People!


Enteresan oyun vesselam!

Avustralya, kupanın etkisiz elemanlığından, kupanın kaderini değiştiren takım olmaya terfi etti. Sırbistan'ı yenerek hem belki de Afrika'nın tek umudu olan Gana'yı bir üst tura yolladılar, hem de İngiltere ile Almanya'dan birinin çeyrek final görememesine sebep oldu.

Çok istedim, günler önce lazinyonun sorduğu sorunun pratikte cevabını görmeyi. Averajlar, atılan goller vs eşit olunca kurayla tur atlayan takımın belli olmasını. Olmadı ama, vuslat başka gruba, başka kupaya.

ABD'nin de son dakika golüyle 3.lükten 1.liğe yükselmesi kaderin cilvesi. Kupa zevksiz geçiyor geçmesine ama uzun zamandır son dakikalarda bu kadar grubun kaderinin belirlendiği vaki değildi. O açıdan da ayrı keyifli doğrusu.
ps. İki kardeş ayrı milli takımda oynar, üstüne de karşı karşıya gelir mi arkadaş? Ne yaman çelişkidir!

17 Haziran 2010 Perşembe

Kaçan Balık


Tahmin ediyorum ki, kupanın şu ana kadarki en güzel maçını kaçırdık. Tüm proleter dostlarıma geçmiş olsun..

Dünya Kupası ikinci 3 gün dürümlemesi


Yer yer sürprizlerle devam ediyor kupa. 2-3 derece havada oynanan maçlar da hepimiz için sürpriz sayılır aslında. Güney Afrika iklim, rakım vs avantajını kullanamadı. Bu saatten sonra grupta Uruguay-Fransa hüküm sürer muhtemelen. 3-5-2 oynayan 2 Güney Amerika takımı (Uruguay ve Şili), dünya futbolunda ters devrim yapar mı bilinmez ama benim sempatimi kazanıyorlar.

Paraguay İtalya'yı hastanelik ediyordu, sıkıntı bi gol yediler, olmadı, muhtemelen o gol yüzünden de devam edemeyecekler kupaya.

Kuzey Kore'ye hasta oldum. Hele milli marş okunurken ağlayan 9 numaralı forvet, çok uzun zamadır milliyetçilik gibi kavramlara ilk kez sempatiye yakın bi duygu hisstmeme neden oldu! Çok enteresan takım, 11 adam falanks sistemi halinde savunma yapıyor, ama %40 civarında bi pas yüzdesiyle oynadıkları için 90 dakika savunma halinde yaşıyorlar.

İspanya'nın yiyeceği bir tokat vardı bu kupada kesin. Nağmağlup-favori gibi anahtar kelimelerin yarattığı baskıya çok alışkın bir takım değiller neticede. Ve bu tokadı erken yemeleri bence sağlıklı oldu. İsviçre'ye muhtemel bir tur kapısı açtılar ama kendileri turnuvanın kalan kısmında çok daha determine, çok daha iyi oynayacaklardır. Hala favoriler listesindedir bu nedenle İspanya.

Pele nedir ya? Allah aşkına. Maradona sempatik bi delidir, Pele onun antipatiğidir. Hırçın delikanlıya sataşıp prim yapan çalışkan çocuk ayağı 90'larda kalmadı mı?

14 Haziran 2010 Pazartesi

Dünya kupası ilk 3 gün dürümlemesi


İlk 3 gün itibariyle İngiltere-ABD haricinde tüm maçları izledim, geçici duyma kaybını yaşıyorum, fena halde baymış durumdayım vuvuzela'dan!

Çok pişmanım zamanında yerel değerlere saygı b.kuna yasaklanmasın dediğime, özürlerimle. Kısa kısa görüşlerim ilk günlerle ilgili.

Güney Afrika ve Meksika bu kupa için umutlular, grubun diğer 2 takımı Fransa-Uruguay'a bakılınca, gayet gruptan çıkma umutları var. Grupta kimlerin çıkacağını dahi kestirmek bence güç an itibariyle.

Yunanistan kupanın madara takımı olmaya en büyük adayım. Yapmayı bildikleri tek şey olan savunmayı bile yapamaz olmuşlar, sonlarını iyi görmüyorum.

Arjantin yine rakım kurbanıyız diyor. Artık alışsalar iyi olur, yükseklerde daha çok maç yapmaları gerekecek kupaya uzanmak için.

Nijerya acilen eski usta ayaklarından birini göreve çağırmazsa bu son vuruşlarla kupayı golsüz tamamlar.

Cezayir oynadığı maçı verdi. Ghezzal yaptığı hareketle takımı fena yaktı, slovenya belki de onun sayesinde gruptan çıkacak! 2. turda gelenden 4-5 yerler ama..

Sırbistan dün hepimizi hayal kırıklığına uğrattı. Tam toparlanacaklar derken bir saçma el hareketinin kurbanı da onlar oldu! Gana'yı çok beğendim, explozif bi takım, sağı solu belli değil, sürpriz ihtimali var derim.

Klasik favori Almanya iyi top oynayınca "bu sefer erken elenecekler galiba" dedirttiler. Klinsmann'lardan sonra böyle görmemiştim panzerleri. Cahill nedir ya, premier lig'den gelip bu denli garip hareketler yapmak enteresan bi kafa olsa gerek. Mağlubiyette payı olmadı ama 2. maçta takımını kendinden yoksun bıraktı. Avustralya bavulunu şimdiden hazırlasın diyorum.

Son olarak, daha önce giden her arkadaşımın "güvenlik diye bir şey yok" diye bahsettiği Güney Afrika, klasını konuşturuyor. Fifa-Uefa sağolsun bir yandan bizim tesisleri beğenmeyip büyük ülkelere dağıtırken organizasyonları, bu tarafta insanların can güvenliğinin olmadığı yerlere "bütçeyi büyütmeki daha fazla insana ulaşmak" gibi itici söylemlerle yakında Nikaragua ve Katmandu'ya ortak kupa düzenletir!

Allah akıl fikir versin efendim, iyi seyirler herkese..

6 Haziran 2010 Pazar

Lord of the sands!


Kral'ın dönüşü başlığını çok attık, bu sefer böyle girelim.

Asla tekrar 1 numara olamayacağını düşünenlere, süper bir çıkış yakalayan Robin Soderling'e, geçen yıl boşanan anne-babasına, hepsine karşı aldı bu galibiyeti. Bu sene 3 masters, 1 grand slam olmak üzere 4 büyük toprak kort turnuvasının tümünü kazandı, 22 maçta 22 galibiyet aldı.

Her ne kadar evi toprak kort olsa da, daha önce çimde de, sert kortta da grand slam kazandı. Bunalımlı geçen geçen sene sonrası, bu sene bomba gibi geri döndü. Bu sene 2 grand slam daha var, ve onlarda göstereceği performans, Federer ile arasındaki rekabette önemli ölçüde belirleyici olacaktır.

Bu arada bilmeyenler için tekrar edelim, eski Barsa stoperi Miguel Angel Nadal'ın yeğeni olmasına ve Mallorca'lı olmasına rağmen, koyu bir Real Madrid ve kraliyet taraftarıdır, ve bu nedenle oynadığı tüm finallerde İspanya hanedanından ziyaretçileri olur..