futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2010 Pazartesi

Dünya kupası ilk 3 gün dürümlemesi


İlk 3 gün itibariyle İngiltere-ABD haricinde tüm maçları izledim, geçici duyma kaybını yaşıyorum, fena halde baymış durumdayım vuvuzela'dan!

Çok pişmanım zamanında yerel değerlere saygı b.kuna yasaklanmasın dediğime, özürlerimle. Kısa kısa görüşlerim ilk günlerle ilgili.

Güney Afrika ve Meksika bu kupa için umutlular, grubun diğer 2 takımı Fransa-Uruguay'a bakılınca, gayet gruptan çıkma umutları var. Grupta kimlerin çıkacağını dahi kestirmek bence güç an itibariyle.

Yunanistan kupanın madara takımı olmaya en büyük adayım. Yapmayı bildikleri tek şey olan savunmayı bile yapamaz olmuşlar, sonlarını iyi görmüyorum.

Arjantin yine rakım kurbanıyız diyor. Artık alışsalar iyi olur, yükseklerde daha çok maç yapmaları gerekecek kupaya uzanmak için.

Nijerya acilen eski usta ayaklarından birini göreve çağırmazsa bu son vuruşlarla kupayı golsüz tamamlar.

Cezayir oynadığı maçı verdi. Ghezzal yaptığı hareketle takımı fena yaktı, slovenya belki de onun sayesinde gruptan çıkacak! 2. turda gelenden 4-5 yerler ama..

Sırbistan dün hepimizi hayal kırıklığına uğrattı. Tam toparlanacaklar derken bir saçma el hareketinin kurbanı da onlar oldu! Gana'yı çok beğendim, explozif bi takım, sağı solu belli değil, sürpriz ihtimali var derim.

Klasik favori Almanya iyi top oynayınca "bu sefer erken elenecekler galiba" dedirttiler. Klinsmann'lardan sonra böyle görmemiştim panzerleri. Cahill nedir ya, premier lig'den gelip bu denli garip hareketler yapmak enteresan bi kafa olsa gerek. Mağlubiyette payı olmadı ama 2. maçta takımını kendinden yoksun bıraktı. Avustralya bavulunu şimdiden hazırlasın diyorum.

Son olarak, daha önce giden her arkadaşımın "güvenlik diye bir şey yok" diye bahsettiği Güney Afrika, klasını konuşturuyor. Fifa-Uefa sağolsun bir yandan bizim tesisleri beğenmeyip büyük ülkelere dağıtırken organizasyonları, bu tarafta insanların can güvenliğinin olmadığı yerlere "bütçeyi büyütmeki daha fazla insana ulaşmak" gibi itici söylemlerle yakında Nikaragua ve Katmandu'ya ortak kupa düzenletir!

Allah akıl fikir versin efendim, iyi seyirler herkese..

24 Eylül 2009 Perşembe

Muhteşem başlangıçlar senesi


Enteresan bir sezon dönüyor. Avrupanın hemen her liginde pek de sürpriz olmayan takımlar inanılmaz başlangıçlar yaptı. Aynı derecede en az birer de felaket başlangıç var bu liglerde. Yaklaşık 20 yıldır Türkiye ve Avrupa futbolunu iyi kötü takip etmeye çalışıyorum. Bu kadar uçurum farkların olduğu, kazanacakların ve düşeceklerin ilk haftalardan kabak gibi ortaya çıktığı bir sezon daha izlememiştim. İzleyen varsa lütfen hatırlatsın. Bakalım efendim:

Türkiye
Galatasaray: 6 Maçta 18 puan
Fenerbahçe: 6 Maçta 18 puan
Kasımpaşa: 6 Maçta 0 puan (Türkiye'de rekor bu mu?)
***
İngiltere
Chelsea: 6 Maçta 18 puan
Portsmouth: 6 Maçta 0 puan
***
İtalya
Inter: 5 Maçta 13 puan
Juve: 4 Maçta 12 puan
Atalanta: 5 maçta 1 puan
***
İspanya
Barselona: 4 Maçta 12 puan
Real Madrid: 4 Maçta 12 puan
Xerez: 4 Maçta 0 puan
***
Fransa
Bordeaux: 6 Maçta 16 puan
Grenoble: 6 Maçta 0 puan

11 Mayıs 2009 Pazartesi

kutsal topraklarda neler oluyor?

erkan'ıyla, kurthan'ıyla, semavi, coullybaly ve serhat'ı ile 90'lı yılların sonlarında ligin can yakan süpriz takımı vanspor..sonra yozlaşan yönetim anlaşıyla -transfer için afrika'ya gönderilen yöneticilerin uzakdoğuda zevk-ü sefaya dalmaları küçük bi örnek olsun- kısa sürede serbest düşüş ve 5 yıl içinde feshedilen takım..o takımdan sonra van halkının futboldaki yeni umudu belediye vanspor oldu..3-4 yıl içerisinde bank asya yükselme grubuna kadar çıktılar..bank asya'ya çıkma şansları yoktu belki de ama dünkü olayla bu gencecik takım kaldıramayacağı derin bi yara aldı..yıllar önce hagi'yi çıplak gözle ilk (aynı zamanda son) kez izlediğim ve hagi'nin türkiyedeki ilk golünü attığı van stadında, taraftarlar dün oynanan maç sırasında sahaya girip hakeme ve rakip eyüpsporlu futbolculara saldırıyorlar..hakem polise, eyüplü oyuncular da stadtaki itfaiye aracına sığınıyor..görüntüleri dün gece yarısı ntvspor'da izledim..olayın aslını astarını öğrenmek ve konuyla ilgili çeşitli temaslarda bulunmak üzere yarın van'a gidiyorum..

fitre ya da zekat olarak akıl fikir verilsin

10 Şubat 2009 Salı

bakış açısı


"bu yazı konuk yazarımız nilay'ın klavyesinden dökülmüştür.."

blog’u severek takip edenler bilirler ki birkaç gün öncesinde milan-… (diğer takımın adını hep unutuyorum) maçı sırasında birtakım yorumlarda bulunup sevgili wasted times kardeşimizi futboldan soğutarak kendisinin duygusal –tribal bir yazı yazmasına neden olmuştum. futbol hakkındaki hislerimi dile getirerek w.t. gibi kaç kişiyi futboldan soğuturum bi deneyeyim istedim..
***
“blogumuzu gayleştirme” diyenlerin seslerini duyar gibiyim ki kendilerine bu blogun sadece erkekler tarafından okunmadığını, bu yazının sevgili yazarlarımızın kız arkadaşları başta olmak üzere tüm kadın okuyucularımıza ithaf olunarak yazıldığını belirtmek isterim..
***
İşte futbolla ilgili hatırladıklarım;

küçükken babamın yanında “erkeklere bakmanın” verdiği utangaçlık-suçluluk duyguları ve tabi bu duygulara rağmen kim yakışıklı kim değil karar verme oyunu oynamaktan duyulan zevk...
Babamın zamanla yerini arkadaşlarıma bırakışı ve oyunu sesli oynamaya başlayışım/erkek arkadaşlarıma bırakışı ve oyunu az sesli oynamaya başlayışım...

Gattuso’yu bile çekici kılabilecek İtalyan formaları ve ilk gerçek (!) futbolcu aşkım Inzaghi..

Bir dönem pepsinin verdiği posterlerde yurt odamıza bantlamak için Beckhamlı olanı arayışımız-ki gerçek hayata bir ironi gibi şansımıza hep Roberto Carloslu olanlar çıkardı…

PES oynarken yemediğim gollerdeki tek etkenin bilgisayarın yönettiği kaleciler oluşuyla birlikte kalecilerin en önemli oyuncu olduğunu kavrayışım ve bu kavrayışla birlikte başlayan Casillas hayranlığım...

Arkadaş hatırına gittiğim halı saha maçlarında sıkıntıdan maç şipşakçılığına soyunuşum...

Ve son olarak da aşık olduğum çocuğu daha yakından tanıyabilmek için aslanım.com’a üye oluşum..

Löw’den Beckham’a, Totti’den Luca Toni’ye… Futbolun biz kadınlar için önemi büyüktür!
Ballack hayranı olan hatun kişiye armağan olsun.

9 Şubat 2009 Pazartesi

çocukluk aşkı ve milan-reggina

ahmet'in arabası yerine nike ayakkabısının prim yaptığı yıllar..evden özene bezene çıkıp yine de bir şekilde kendimizi toz toprak içinde maç yaparken ya da ataricide oyun oynarken bulduğumuz seneler..ve o hergün dondurma tezgahının arkasında duran barbie bebek gibi sarışın kız..rüya gibi, peri gibi..oradaki dondurmayı hiç sevmeme rağmen hergün gidip oradan bişeyler alıyorum, gözlerimi gözlerine dikip..tek umudum parayı verirken eline değebilmek..saçlarım terden alnıma yapışmış, gözlerim parlıyor..bizimki utangaç bir hikaye ya çocukluk geçiyor bir laf edemiyorum..her seferinde yanaklarım kızarıyor..15 yıl geçiyor, başkasıyla tanışıyoruz..aşık oluyoruz..beraber yaşamayı düşünüyoruz, doğabilecek çocuklarımızı hayal ediyoruz..belki de sonra bir gün ayrılıyoruz..
***
cumartesi ali sami yen'den gelmiş yorgun argın otururken evde, ntvspor'da milan-reggina maçına denk geliyorum..beckham'ı formayla yeşil sahada görünce tanıyamayan insanlar var etrafımda.."hakem topu bıraksın, beckham'ın peşinden koşsun" filan diyorlar..cinsiyet kız olunca yeryüzünde izlenmesi en ideal takım milan, haksız değiller..kaka, maldini, inzaghi, pirlo, flamini..yakışıklılıkta doruk noktası..kızların top umurunda mı, yakın çekim görsünler topçuları, topu görmeseler de olur..onları maçla başbaşa bırakıp başka şeyler yapıyorum..sonra maç bitiyor, maçın sonucu sormak istiyorum onlara ama vazgeçiyorum..nerden bilecekler ki..fena halde canım sıkılıyor, ilk paragrafa geri dönmek istiyorum...
***
çok uzak bir şehirde kanapede uzanmışken, maç milan'ın bile olsa futbol bana anlamsız gelmeye başlamışken, unutmak için içkiyle boğarken kendimi; hala hayalimdeki resmine bakıyorum çocukluk aşkımın..ama tek bir farkla; artık yanaklarım kızarmıyor..
kardeşim nilaya hajmet jr.tarafından ithaf edilmiş bi yazıdır..lamı cimi yoktur:)

8 Ocak 2009 Perşembe

taşranın kralları..

italyan futbolu ile haşır neşir olan channel4'ün bir araştırması..son 15 yılda italyada iz bırakan 10 taşralı kral futbolcu sıralanmış..doğuştan kominist cristiano lucarelli listenin başında..ikinci sırada fenomenlerden roberto baggio var..dario hubner, filippo maniero, blogun sevgilisi pagliuca, doni, signori, enrico chiesa ve giovanni stroppa şeklinde uzuyor liste..2-3 tanesini tanımam etmem..asıl bomba listenin sonunda..10 numaraya brescia yıllarından tanrı georghe hagi'yi koymuşlar..tanrı'ya zaten hep 10 numara yakışır, ondan kelli listenin sonunu uygun görmüşler.."brescia'da da olsa tanrı tanrıdır" diyelim, copy paste yapalım...

10. Gheorghe Hagi (Brescia)
Hailed as the greatest ever Romanian player as part of UEFA’s Jubilee celebrations in 2003, the pint-sized playmaker spent two amazing years wowing the Brescia crowd. He secured the Rondinelle promotion to Serie A and put up a fight in the top flight before being lured to Barcelona.

9. Giovanni Stroppa (Foggia)
His time with the minnows was brief – one season on loan from Milan – but his impact huge. A vital part of Zdenek Zeman’s legendary giant killers in 1993-94, he even earned an international debut while representing Foggia. How many players can say that?
kl
8. Enrico Chiesa (Siena)
When the veteran journeyman joined little Siena at the age of 32 it should have been the beginning of the end, but he went on to make more appearances during his time in Tuscany than for any other club, scoring 32 goals in the process.

7. Giuseppe Signori (Bologna)
For six years Beppe was the King of Bologna. He may be most famous for his success with Lazio, but he was a true hero to the Rossoblu fans, scoring a total of 67 League goals. Not bad considering he did it wearing boots two sizes too small for his feet, claiming it improved his technique.

6. Cristiano Doni (Atalanta)
The lanky trequartista’s time in Bergamo has been split between two spells, which were also the two most successful of his career so far. After struggling with Sampdoria and Spanish side Real Mallorca, he returned to Atalanta and enjoyed even more success before being made club captain.

5. Gianluca Pagliuca (Bologna)
The only goalkeeper on this list and another player who extended his playing days by becoming a big fish in a small pond. His seven years with Bologna were arguably more successful from a personal point of view than his time with Inter, even if by that stage his international chances had faded.

4. Filippo Maniero (Venezia)
Pippo was a powerful but skilful centre-forward with an eye for goal, as shown by his 54 League goals during four historic years with Venezia. Along with teammates Alvaro Recoba and Massimo Taibi, he will always be remembered as a hero for his Serie A exploits in the iconic but calcio starved city.

3. Dario Hubner (Piacenza)
Il Bisonte could also qualify through his much longer spell with Brescia, but it was with Piacenza that he really upset the big boys by equalling David Trezeguet at the top of the Capopcannoniere chart. Scored an amazing 41 Serie A goals in two seasons with struggling Piacenza.

2. Roberto Baggio (Brescia)
It is not every day that a former FIFA World Player of the Year and Ballon d’Or winner decides to join a struggling side after spells with Fiorentina, Juventus, Milan and Inter. But for four happy years the Divine Ponytail delighted the Brescia crowds before retiring in 2004.

1. Cristiano Lucarelli (Livorno)
The many arguments and falling outs will never take the shine off the four years Lucarelli spent with his hometown club. Another player to take the Capocannoniere crown to the provinces, the outspoken socialist only fell short of 20 Serie A goals once during his time with Tuscan minnows Livorno.
benim dinim bana senin dinin sanadır sevgili morgan

7 Ocak 2009 Çarşamba

endüttürü futbol..

italyan milan ile alman hamburg dubai'de gazozuna maç yapıyor..kamp yapılan otellerin yıldız sayısı çift hanelerde..milan'ın kadrosunda milenyumun futbol (!) ikonu beckham..trübünde zengin şeyhler..muhabbetler "hacı üç-dört kişi toplanıp bi takım satın alsak ya ingiltereden" tandanslı..nerden baksanız endüstriyel futbol işte..milenyum kuşağının arap şeyhlerin sponsorluğundaki en büyük eğlencesi..milenyum kuşağı demişken; playstationlar, büyük ekran tv'ler, rave partileri, kısacası hafta içine hafta sonu için katlanan, denk getirirse kız arkadaş ya da one night stand bulup hayatına bir anlam katmaya çalışan, görünürde herşeyi olan ama uzun vadede hayatlarında en küçük bir değişiklik olmayacak, hayalleri gün be gün yok olurken uyuşturucuya, içkiye saran ve günün birinde yaşlandığını farkedip yitip giden hayallerinin yasını bile tutmadan elindekine razı olan kayıp bir kuşak..kayıp kuşağın en büyük eğlencesi; şeyhlerin sponsorluğunda futbol..neyse yazı uzadıkça daha da abartacam galiba..kısa keselim..

fm'ciler futbol dilencisi, onlara bi şey demiyorum ama son cümlem "futbol asla sadece futbol değildir"cilere gitsin: cristiano ronaldo'nun saçının faslı kaçak işçi saçından tek farkı önlere gölge attırmış olmasıdır..ona göre, adam olun..
you don't give a fuck and we don't ever give a fuck until you give a fuck about me, my generation

18 Aralık 2008 Perşembe

gazeteci


yazmaya vaktimiz yok, bari foto koyalım

soccer


o ne lan

15 Aralık 2008 Pazartesi

football fans (!)


so tell the girls that wasted is back in town :)

2 Aralık 2008 Salı

oha!


kurtarın beni burdan

30 Kasım 2008 Pazar

saçmalık..

ne zamandır kafamı kurcalıyordu, bu akşam hacettepe'li oyuncu oyundan atılınca yazmak istedim..futbolda bu yılın modası; eliyle kart işareti yapan oyuncuya sarı kart vermek..yan tarafında hakeme itirazın dibine vuran, yırtınan, kendini yerden yere vuran adama kart yok, ama gülümseyerek o el hareketini yapan masum futbolcuya çat; sarı kart..nerden baksanız aciz bir kural..hiç bi rasyonelliği yok..o el hareketinin kime ne zararı var, anlamıyorum..hakem camiasında "olum topsun sen, ibnesin" mi demek oluyor bu hareket? ne özelliği var ki? neymiş, "hakeme ne yapması gerektiğini el hareketiyle göstermemek gerekir"miş..ee kardeşim bütün maç hakemle konuşan, başında dır dır yapan, bağıran çağıran oyuncular var, onlar ne olacak..mesele ufak bi el hareketinde midir şimdi? inanılır gibi değil..hakeme bir dudak darbesi mesafede, kaşını gözünü açmış bağıran ümit karan'a kart vermiyosun, gülümseyerek bi kart işareti yapan tozo'ya anında patlatıyosun kartı..hakemlere de kızmaya hakkımız yok tabi..kural işte, uygulamak zorundalar..ama malesef bu kural futbolu çirkinleştiriyor..buyrun işte; ali sami yen'de 1-0 öne geçmiş, takır takır top oynayan hacettepe bu saçma kural yüzünden 10 kişi kalıyor, maç da lincoln'ün koşarak top sektirdiği mahalle maçına dönüyor..futbol bu kardeşim..dünya üzerindeki bir çok insanın hafakanlar basınca sarıldığı ilk antideprasan..buradan yetkililere sesleniyorum; bu oyunu böyle saçmalıklarla çirkinleştirmeyin..fifa, uefa, tff; sözüm size..alooo...
bariz, bizim için nananaynaynay..bariz nay..bariz naaaayyy..

23 Kasım 2008 Pazar

chinese democracy ve hakan şükür!

1991: nefret ettiğim okul yıllarım başlıyor..yılda en az 2 kez hasta, 3 kez baygınlık numarası yapıyorum, okuldan kaytarıyorum, sokağa fırlıyorum..abim walkman alıyor, kıskanıyorum..

1992: müzik benim için ya "daha dün annemizin..." ya da "sezen aksu"..abimin elinde duvar figürlü bir albüm, bunalımlardan bunalımlara koşuyor, anlam veremiyorum..bu arada tsyd kupasında fenerbahçe'yi, ligde galatasaray'ı tutuyorum..

1993: haylazım ama kafamda yara izi yok..çift haneli skorlarla biten mahalle maçlarında hattricklerim "taşüstü, el var" gibi envai nedenle engelleniyor ama yılmıyorum, tekmeye kafayı uzatıyorum..kolum dört yerden kırılıyor, evde oturuyorum..abimin duvar figürlü albümünü gizliden ele geçiriyorum..dinliyorum ama hiç bi şey anlamıyorum..

1995: the wall'ün esiri oluyorum..abimden başka albümler aşırıyorum..guns n roses bünyeyi ele geçiriyor..metallica'ya hiç ısınamamamın tohumlarini atiyorum, nirvana'yı keşfediyorum..hakan şükür konusunda kafam çok karışık, arif erdem'e kılım..

1996: abimden sonra evde simsiyah giyinen ikinci kişi ben oluyorum..annem bu durumdan rahatsız..rock saatinde slash'ın sololarını, avrupadan futbolda fowler'ın gollerini izlemek için trt'ye programlanıyorum..

1997: ucuza kaset çeken bir stüdyoya evdeki tsm kasetlerinden çalıp götürüyorum, abi'lere use your illusion, the sphagetti incident vs. çektiriyorum..okuldaki bi kaç kankadan başka bütün dünya "ne buluyorsun bu gürültüde" diyor, sinirlerimi geriyor..

1998: tam anlamıyla ergenliğe giriyorum, zamanımın çoğunu neyse boşver...

1999: 2000 yılına dek walkman, kasetçalar her ne dinliyorsam estranged ya da november rain dinlemediğim ardışık 2 gün yok..bu arada 68lileri de unutmuyorum..pink floyd'un yanına the who'yu, deep purple'ı katıyorum..queen bana çok piyasa geliyor..fatih akyel'in ayağını koymadığı top, beni dakikalarca ağlatıyor, "olsun seneye" diyor, uykuya dalıyorum...

2000: galatasaray uefa'yı alıyor..annem dersler yüzünden nba maçlarını da yasaklıyor..oysa çok iyi murat murathanoğlu taklidi yapıyorum..en kötüsü biraz da aşığım ve bundan benden başka kimsenin haberi yok..

2001: tüm vaktim üniversiteye hazırlanarak, maç izleyerek ve guns dinleyerek geçiyor..axl, slash'ın kıçına tekmeyi çoktan koymuş oluyor.."neden?" diyorum ama chinese democracy'iyi de dört gözle bekliyorum..

2002-2003: istanbula taşınıyorum, üniversite yurdundaki yatağim ve dolabım, calculus kitabım, puslu hisar manzarası ve guns n roses cdlerimden başka bir şeyim yok..

2004: istanbulu ve üniversiteyi sevmeye başlıyorum..yedek külübesinde de olsa tanrı'yı görüyorum..bu arada gpa zikzaklar çiziyor..

2005: büyük şok.. istanbulda adam gibi guns n roses coverlayabilen gruplar var, hem de sayıları bayağı da çok..chinese democracy'den umudu iyiden iyiye kesiyorum..

2006: hayatımda hiç olmadığım kadar aşık olup bir kaç ay içinde amı götü dağıtacakken, bu insanüstü kudretimin bir kismini guns n roses'dan aliyorum..kuruçeşme arena'da ilk kez roger waters'ı canlı izliyor, hacı oluyorum..hayatımda ilk ve son kez bir konser biletine 100 ytl civarı para ödüyorum..

2007: üniversiteyi bitirmemin ödülü, "excel sayfaları arasında harcanacak uzun bir ömür" oluyor..kız arkadaş dışında arta kalan zamanları da alkol-futbol-müzik'le geçiriyor, büyümeye lanet ediyorum..

2008: büyük gün geliyor..17 yıl sonra chinese democracy'nin piyasaya çıktığını duyuyorum.. heyecanlanamıyorum..tv programında "galatasaray" derken gözleri dolan hakan şükür'ün ve pazartesi sendromu ile cebelleşen ben'in, 10 yıl önceki halini düşünüyorum..duygulanıyorum..

çünkü, 90'ların çocukları artık daha fazla yaşlanmak istemiyor...

değil mi gençler??

22 Kasım 2008 Cumartesi

nikah töreninden!


allee-pwc nikahı

17 Kasım 2008 Pazartesi

get up, stand up!

marijuana filan diyip söze gireceğiz ama bu memleketin mahkemeleri iyi çalışıyor, blog kapanmasın şimdi durduk yerde..baba, tayfasıyla tek pas yapıyor, top saydırıyor yukardaki karede..brezilya liginden santos taraftarıymış bob marley..dönemin santos'unda pele oynuyor tabi, gel de taraftar olma..futbolu müzikten önce tanımış olsam, hiç düşünmez futbolcu olurdum diyor..onun sözleriyle post'a noktayı koyalım;

“Football is a whole skill to itself. A whole world. A whole universe to itself. Me love it because you have to be skilful to play it! Freedom! Football is freedom.” (Bob Marley- 1979)”
bariz kaç tane daha müzik-futbol ikilemesi yapmam gerekiyor beni affetmen için :)

steve harris

yeni nesil coldplay dinliyor, eskiler tanır; fotodaki adam steve harris..roger waters'ın olmadığı bi dünyada bas gitarın tanrısıdır..axl rose, dave mustaine vs. gibi "rock yıldızıyım, o zaman psikopat olmalıyım" triplerinde değil..efendi, temiz..futbolu da seviyormuş abimiz..ingilterede doğup futbolu sevmeyen adama ben adam demem zaten..bu arada forma kimin forması çözemedim..aston villa mı? ayağında futbol topu, kucağında fender precision, tam keyifli adam portresi..

bu postu barizzio, ercan ve bütün "cool" bas gitaristlere ithaf ediyorum..

soccerkids

melez çocuk thierry henry..ayağı tehlikeli yerde..paul scholes topa kafayı vuruyor..küçük gerard da dilini çıkarmış arkadan bağırıyor..

ben de alışkanlık oldu, başka blogları da beyaz puntolu yazı var mı diye tarayarak okuyorum :)

3 Kasım 2008 Pazartesi

ilginç sakatlıklar..

trabzonsporun kalecisi tolga merdivenden yuvarlanıp (!) sahalardan 2 ay kopunca, futbol tarihindeki ilginç sakatlıkları araştıralım, şuraya da yazalım dedik.. 100 kişiye sorduk, 6 popüler cevap aldık:

santiago canizares: Traş sonrası krem kutusunu ayağına düşürür, ağır sakatlanır..markası henüz tespit edilemeyen traş kremi, canizares'i 2002 dünya kupasında ispanya milli takım kalesinden eder..

david james: Portsmout kalecisi, bilgisayar oyunu oynarken baş parmağından sakatlanır, bi kaç hafta oynayamaz..

alan wright: Arabasının gaz pedaline basmaya çalışırken diz kapağından sakatlanır..arabanın ferrari olduğu konusunda muhtelif iddaalar var..

rio ferdinand: Rio, televizyon izlerken ayağını uzun süre sehpada tutar..tendonunu incittiğini öğrendiğinde artık çok geçtir..

david seaman: Televizyon kumandasına uzanmaya çalışırken ayağını kırar! (ve ölür diye devam edesi geliyor insanın)

hasan gökhan şaş: keskin sirke hasan, galatasaray'ın yenildiği bi maçtan sonra soyunma odasının camını yumruğu ile indirir..ellerinin kanadığını görünce pencereyle mücadelesine uçan tekmelerle devam eder..

sosyete kantinde kasada duran cik cik öten kız şimdi nerdedir, bilen var mı?

19 Ekim 2008 Pazar

iyi ki varsın futbol!

yönetimin gereksiz "kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" hamlesinden sonra skibbe yedek külübesinde yalnız, melül..daha önceki eleştirilerin aksine iyi yayılabilen, doğru durabilen bir takım var sahada..trübünler dolu..hava güzel..arda, çoğu maçtaki gibi yine oyun içinde sorumluluk almaktan kaçmıyor, uğraşıyor, didişiyor, orta yapıyor gol oluyor..baros, song-egemen ikilisini yorup harap ediyor, meira boş durmuyor boşlukları dolduruyor..27 saniyede 12 pasla hazırlanmış leziz bir golü lincoln taraftara servis ediyor, sonra da dans edip kızarıyor..

ali sami yen'de gece bitiyor..wasted times, roma olimpiyat stadına gidiyor, inter'in 4 golünü izleyip "oha" diyor, sonra da kumandasıyla atlantiğin öbür tarafına, el monumental'e uçuyor, kadehini futbolun güzelliğine kaldırıp; "iyi ki varsın futbol" diyor...

barizzio, seni baskette tokatlarım :) allee, perşembe orda mıyız, köfte benden?