19 Şubat 2009 Perşembe

Bordeaux Sarması


uefa kupası deyince aklıma hep eskiden adının kupa-3 olduğu ve Galatasaray'ın bu kupayı almak için kupa-2 olmasını beklediği gelir. Bir de 2000 yılı falan olsun da hatırası olsun diye düşünmüştür Galatasaray'ın derin devleti, ki o zamanki devlet kadrolarından Mehmet Ağar ve Mesut Yılmaz'ın etkileri falan da düşünülünce hem inandırıcılık açısından hem de benim de gözaltına alınmam için yeterince sebep çıkarmış oldum heralde. Biz aslında kupa-2'yi alacaktık Rotariu karla kaplı sahada kaçırmasaydı o golü, Werder Bremen'i yenip şampiyon olacaktık hiç final oynamadığımız kupada.

Wasted kardeşimin postunda maç analizi yaptığı dünkü maça dönelim, Girondins de Bordeaux - Galatasaray maçına. Öncelikle Bordeaux teknik direktörü Blanc'ı görünce bizim kulübede de niye Hagi-Hakan-Bülent 'ten biri oturmuyor diye hüzünlenmekten kendimi alamıyorum. Aslında Barcelona'yı örnek alırsak bizim Pep'imiz Suat Kaya olacak diyebiliriz inşallah. Malum futbolu bırakan yıldızlarımızdan kendine altyapı hocalığını küçük görmeyen tek futbolcumuz Hugo oldu.

Bordeaux, Fransa'da en çok sempati duyduğum takımdı her zaman. PSG zengin kulübü, Lyon en güçlü, Monaco kraliyet takımı derken aralarında gücü yerinde, şarabıyla meşhur, büyük yıldızlar yetiştirmiş, tarihi olan bir kulüp olduğu için olabilir. Ayrıca geçen seneki Panionios maçı hala kalbimde yer etmektedir (Cavenaghi'ye sevgiler). Dün kadrosuna şöyle bir baktığımda aralarında Galatasaray'la bağlantılı transfer haberi çıkmış 6 oyuncu sayabildim ilk 11'den: Rame, Placente, Henrique, Diarra, Gourcouff, Chamakh benim hatırladıklarım. 2 yıldır oynamadığım FM'de de Bordeaux seçmişliğim vardır ama Bordeaux ile şampiyon olmuşluğum yoktur (yine de taraftarın gönlünde taht kurmuş olmam takımın durumunda yapmış olduğum sıçramayı anlatabilir herhalde). Bu arada ne kadar kötü Bordeaux' nun formaları öyle ya? Bu formalardan giymek için ya hakkaten Bordeaux'nun Girondin'i olmak lazım ya da üstüne para verilmesi lazım. Bir de bizimkilere bakın, giymişler Metin Oktay kreasyonlarını, ekrandan bağırıyorum "Hepiniz Metin gibi oynayın" diye. Gözlerim doluyor, yarın sabahı beklemeye başlıyorum şimdiden heyecanla Biletix sorun çıkarmasa da alabilsem biletimi Wasted'ın aşağılamalarına rağmen Açık tribünlerden. Bakmayın ahkam kestiğine yarın sistem yamuk yapmazsa ikimize alacam bileti zira, François ve Burkay da sırada bekler zaten.

Zico Villa deplasmanından beraberlik çıkarmış, Metalist Sampdoria'yı deplasmanda yenmiş, Hamburg NEC'i folloş etmiş beni ırgalamaz. Ben inanıyorum Galatasaray'ın turu geçeceğine de geçince maçı izlemeye Hamburg'a gidebilir miyim onu düşünüyorum. Yanında St. Pauli maçı çakmak var. Gotik'ti eşcinseldi derken enteresan tribün manzaraları çıkacağına eminim. Güzel bir de post ederim bloga, keyifli olur.

Çok sardım bu yazıda, bir yazıda böyle olsun bari. Sarmazsa ciddisini Wasted yazdı maçın. Oradan okuyun derim.
"Bana pejevenk dedi" Kompela

17 Şubat 2009 Salı

Tymo - Baros ve süperligsel güzellemeler



UEFA.com'da 2 farkli röportaj okudum. Sampiyonlar Ligi resmi dergisi Champions'tan alinmis olan Anatoliy Tymoshchuk röportaji ve UEFA.com okuyucularinin sorularinin yanitlandigi Milan Baros röportaji.
Asagidaki linklerden röportajlara ulasabilirsiniz:

Anatoliy Tymoshchuk
Milan Baros



Tymo'nun röportajinda Ukraynali kaptan, futbolcularda pek aliskin olmadigimiz entellektüel birikimini ve futbol sevgisini ortaya koymus. Dick Advocaat kendisi için o dogustan kaptan diyor. Tymo ise kaptanligin günümüzde sembolik bir görev olarak algilandigini ama aslinda kaptan olan kisinin takim arkadaslari ve taraftarlar tarafindan takimin lideri olarak taninan kisi oldugunu, takimin en iyi oyuncusu olmasinin gerekmedigini ama etrafindakilerin O'nun oyunda olmasiyla oyunlarini gelistirebilecegi kisi oldugunu söylüyor. Burada Galatasaray, Fenerbahçe ve Besiktas'a bakarak böyle bir insanin bulunmadigini çok rahat gözlemleyebiliyoruz. Geçen senenin Galatasaray'ina baktigimizda Hakan Sükür-Türkiye, Song-Kamerun, Linderoth-Isveç, Nonda-Kongo milli takimlarinin kaptanlariydilar. Bu sene ise Linde'nin hiç oynamadigi, Nonda'nin genel olarak yedek oldugu, Song ve Hakan Sükür'ün olmadigi Galatasaray'da kaptanlik için Ümit "Frame" Karan, Hasan "müzmin sakat" Sas, Ayhan "terbiyesiz" Akman, Cassio "???" Lincoln isimleri geçerken, Sabri ve Arda'nin da kaptan olamadiklari için üzüldüklerine sahit oluyoruz. Sahsi fikrim Galatasaray'da Hasan ve Ümit'in "sembolik" kaptanliklarinin yanisira oynadigi sürece o pazubandi Kewell takmalidir. Takimda oynamis oldugu süre digerlerinden az olmasina ragmen en azindan taraftarlar tarafindan hem tavri hem de durusu itibariyle takima liderlik yapabilecek karizmaya sahip kisi kendisidir ki o bile eksiktir aslinda Bülent-Hakan Sükür isimlerinin yaninda. Fenerbahçe için su anda Alex, Ümit Özat ve Tuncay gibi olamasa da bu takima liderlik yapabilecek en uygun futbolcu. Besiktas'a gelince Delgado'nun bu konuyla uzaktan yakindan bir ilgisinin olmadigina inaniyorum ama takimin kaptanligina en uygun isim diye herhangi bir öneride bile bulunamiyorum. Bu konuda teklif ve yorumlarinizi bekliyorum.
Tymo'nun röportajinda vurguladigi bir baska söz ise Guy Ritchie'nin filmi Revolver'in baslangicinda kullanilan, Satranç Temelleri (fundamentals of chess) isimli 1883 basimli bir kitaptan aldigi "daha akilli olmak için daha akilli rakiplere karsi oynamalisiniz" sözü. Nitekim Galatasaray'in Sampiyonlar Ligi ön elemesi rakipleri söz konusu oldugunda, gerçekten güçlü bir rakiple oynamamiz gerektigine inandigimi basta Wasted ve Barizzio olmak üzere pek çok kisiyle paylasmistim. Zira iyi bir hazirlik dönemi geçirmemis oldugu asikar olan Galatasaray'i her takimin eleyebilecegine inaniyordum ama belli bir düzeyin üstündeki kulüplerle yapacagimiz maçlarin takimin performansini üst düzeye tasiyabilmek adina daha önemli bir kazanim olacagini düsünüyordum. Netekim Bükres'e sessiz sedasiz elendik ve bunun takima olumlu hiçbir kazanimi olamadi. Keza Fenerbahçe ve Besiktas da hazirlik maçlari dahil ciddi rakiplerden sürekli uzak durarak, Berlin Türkiyemspor'u yenmenin dayanilmaz hazzini yasiyorlarken Gaziantep performansini arttirmak adina Udinese ile maç yapiyordu.

Baros'un röportajinda da 2 nokta dikkatimi çekti. Ilki Aceto'nun yazisina ithafen sürekli Kebap ve Lahmacun yediklerini baska Türk yemegi bilmedigini söylemesiydi. Digeri ve asil vurucu olan ise takimdaki en yakin arkadaslarinin yabanci futbolcular olmasiydi. Bunun tek nedeni ortak dil-din vs olabilir ama çok temelli olmasa da takim içinde henüz çok net sezinlenemeyen bir Yabanci-Yerli ayirimi ortaya çikiyor gibi. Hagi - Popescu zamanlarinda takimin en sevilen futbolcusu oylamasinda Popescu hep açik ara birinci olurken Jardel'in soyunma odasinda tartaklanarak gönderildigi bir takimdan bahsediyorsak bunlarin hassas dengeler oldugunu ve kaynasmanin had safhada olmamasinin takim ruhunu etkileyecegine inandigimi söylemek isterim.
boşluk hem hayatta hem yazıda

harcanmış all star

uykusuz geçen üç geceyi daha detaylı yazmak gerekirdi ama bu aralar zamanla problemli olduğum için kısaca özet geçiyorum..aslında başlık herşeyi özetliyor..bu tam anlamıyla senaryosu önceden hazırlanmış bi all star oldu..bi kere bu seneki allstar'ın en önemli yönü shaq'ın son allstar'ı olmasıydı..en azından benim için..tüm zamanların all star organizasyonuna en çok heyecan, renk ve keyif katan bu koca adamın şanına yakışır bi veda yapması gerekiyordu ve tatmin edici derecede de yaptı..(maçtan önceki shaqtastic dans'ın üzerine yoktur misal).. üstelik organizasyonun da shaq'ın şu anki evi us airways'de olması da ayrı bi güzellik oldu..cp3 ile rolleri değiştirip howard'a bacak arası yaptığı pozisyon allstar tarihinde unutulmazlar arasına girecek bi kere..yavan geçen maçın tek eğlenceli pozisyonu da diyebiliriz buna..maçtan önce mvp olarak shaq'ın yanına performanslarına göre kobe ya da lebron'ın oturacağını bi çok kişi biliyordu zaten, süpriz yok..ki batı kazanınca kobe de mvp oldu..maç yavan geçti dedim, vince the prince, t-mac gibi iki sokak basketbolcusu olmayınca yavan olmayacak da ne olacak..lebron maçın sonlarında egosunu tatmin etmesi için bulduğu rahatlığı cavs antremanlarının en geyik anlarında bile bulabiliyor mudur, merak ediyorum..her ne kadar kobe mvp olsa da, cp3 ve brandon roy benim için maçın en ilgi çekici ikilisiydi..maçı geçelim, smaç yarışması adalet yönünden tam facia..günahım kadar sevdiğim adamdır nate robinson..adını duyunca izlememeyi bile planlamıştım, adam şampiyon oldu, o derece..demek ki kısa boylu olunca daha topu eline almadan 10 puanları hazırlıyorlar..azman howard'ı geçiyorum, yazık oldu rudy fernandez'e..jüri de medyaya, trübüne oynadı işte..kısa boylu adamın şampiyonluğunun manşeti daha etkileyici olmaz mı sizce de? 3lük yarışmasında da on gömlek daha iyi şutör olduğuna inandığım jason kapono ritim tutturamayınca rashard lewis'le beraber yarışmayı son anına kadar götüren daequan cook götürdü şampiyonluğu..ben bi shaqoviç süprizi bekliodum 3lük yarışmasında da ama olmadı, akıl edememişler..kısa olacak dedim yazı uzun oldu..her ne kadar çamur atmış olsam da, haftasonunu phoenix'de us airways'de geçirmeye, eğlencenin her anını izleyip hikayeler toplamaya ruhumu satardım..

shaqoloji

16 Şubat 2009 Pazartesi

ne oldum budalası olmamak..



"Bugün Juventus formasi giyiyorsam bunu Palermo'ya borçluyum. Eger Palermo'ya gol atarsam çilginca sevinemeyecegimi biliyorum.."
Amauri

15 Şubat 2009 Pazar

Sevgililer Günü

Rambo'nun ayran gönüllülüğü (!)
Yukaridaki resim Roberto Carlos'a ait, yorum yapan bir arkadaş uyandırdı sağolsun. Ama aşkın hası Uche'ye olandı. Onunla ilgili resim bulup paylaşan olursa değiştirebilirim. Aksi takdirde bu da Rambo'nun ayran gönüllülüğü olsun..
Bu delinin kaçırılıp kulağının kesildiği doğru mudur, şehir efsanesi midir?

ulaş "kova"cıksın

Fenerbahçe'nin Hacettepe'yi 7-0 yendiği maçla ilgili, futbolcuların arzusu, Semih'in dönüşü, Guiza'nın tribündeki hali, Aragones'in şanslıydık açıklamaları, Alex'in Semih'le birbaşka oluşundan bahsetmek gerek biliyorum. Ama maçtan aklımda kalan eski fenerli "kova Recep" yedekteyken son zamanlarda izlediğim en kötü kaleci Ulaş Güler oldu. Kovadan kovası var dedirtti bugün hemen her golde resmen.
Kova kova receepp, kova kova recep (ASY'de dady cool melodisiyle söylendiydi)

"Lincoln'ün olmaması bizi çok etkiledi!!"

Kalesinde İtalya Milli Takım yedek kalecisi, defansında Stuttgart eski kaptanı, orta sahasında Türk futbolunun son yıllarda yetiştirdiği en büyük yeteneği, forvetinde ise Çek Cumhuriyeti'nin forveti bulunan Galatasaray'ın, uluslararası alanda forma giyen tek oyuncusu Ali Zitouni olan Antalyaspor ile yaptığı maç sonrası, Skibbe'nin talihsiz demeci..
skibbe'nin tek isteği Galatasaray'ın onsuz da mutlu olabildiğini görebilmekmiş

Berlin vs Münih


Geçen sene Kieler Woche (dünyanın en büyük yelken festivali) zamanı gittiğim Almanya'da Türkiye'ye dönmeden önceki günümü Berlin'de Orkan kardeşimin yanında geçirdim. Almanya'da olduğum hafta boyunca Hırvatistan ve Almanya maçlarını da ZDF'den takip edip, her iki maçta da Alman spikerin "was machst du da, Rüstü?" (Ne yapıyorsun Rüştü) diye bağırdığını duyma şansım oldu. Berlin'de tek gün geçirme şansım olması yolculuğumun içimde en çok ukde bırakan kısmıydı. Neyseki, Orkan gibi müthiş bir evsahibim vardı da Berlin'i bir günde boydan boya gezdik. Hakan Balta'nın futbola başladığı Siemensstadt'tan, küçük İstanbul diye bilinen hatta girişinde "Kreuzberg'e hoşgeldiniz" yazan Türk mahallesine kadar cadde cadde gezdik. Tipik Türk esprisi olarak Berlin duvarına işer fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedik. Ama Berlin'in merkezindeki koskoca Adidas mağazasında Barizzio kardeşime ne Leverkusen'le ilgili ne de Boston Celtics'le ilgili birşey bulup getiremedim. Kafamda hep sıkıcı hayal ettiğim Alman şehirleri ön yargısı gördüğüm Berlin ile tamamen yıkılmıştı. Berlin gerçekten çok güzel ve yaşanabilir bir şehir olarak defterime girdi. Ama bir eksik vardı Berlin'de, Hertha Berlin.

Kalesini pijamalı Kiraly'nin koruduğu forvetini Preetz'in yüklendiği, Dariuzs Wozs'un pire gibi çalıştığı ama yine de (başta Tugay sağolsun) Berlin'de Galatasaray'a 4-1 yenildiği seneden sonra değil şampiyon olmak, Şampiyonlar Ligi'ni bile görememişti Berlin. Bu sene durum değişti. UEFA kupasında kendi sahasında Galatasaray'a yenilen Hertha bugün Pantelic'siz kadrosuyla ama Ukraynalı (eski Leverkusenli) Voroninle 75,000 kişi önünde Bavyeralı şımarıkları yenerek zirveye yükseldi. Bu sene şampiyon olmalarını istiyorum ama ancak Türkiye'de Sivasspor'un şampiyonluk şansı kadar şansları var biliyorum. Bu arada merak edenler için Hertha, bereket tanrısı için kullanılan isimlerden biridir.
çok özledim çok

12 Şubat 2009 Perşembe

Oguzhan Oezyakup


Dün Türkiye Hollanda U17 maçını izleyemedim ama maçın künyesine baktığımda, herkesin Mesut'u konuştuğu bir ortamda, gözümüzün önünden kaçan, Arsenal'e transfer olan ilk Türk futbolcu ve Hollanda U17 Milli Takım kaptanlarından Oğuzhan Özyakup'tan gol yediğimizi gördüm. Resimdeki futbolcudur kendisi, A Milli olma dönemi gelince link veririz artık bu yazıya..
vay mistır endırsın vaayyy manita yapmışızz

yazık..

hazırlık maçı olması, rakibin arjantin olması, kenarda diego'nun oturması..herhangi bi yenilgi için bunlardan daha güzel bahaneler bulunabilir mi? tabi ki hayır..ama sözkonusu takım fransa olunca durum değişiyor..fevkalede yıldızlarla dolu takım iki yıldır resmen dibe vurdu..domenech'in dünya umurunda değil, "hadi birader hadi" deyip kapının önüne koyacak adam da yok..elindeki dev kadroyu piç eden bu meymenetsiz adamın bir güzel dövülmesinde bi sakınca görmüyorum şahsen..fotoğraf da dün geceden değil tabi ki..

bir gün geri geleceğiz yeniden...

11 Şubat 2009 Çarşamba

Onaylandı!


edit: Guus Hiddink'in sene sonuna kadar Chelsea'yi, Rusya milli takımı ile birlikte çalıştıracak.
Hafta sonundan tezi yok göreve başlayacak. Tabii bu süreçte Rusya'nın önemli bir turnuva vs. gibi bir takviminin olmaması da, bu kararı mümkün hale getiren etkenler arasında.

Şahsım adına Chelsea için iyi bir karar olduğunu düşünüyorum. Başarılı bir teknik direktör, son görevlerinde çok başarılı oldu, Güney Kore ve Rusya'ya beklemedikleri başarılar ve futbol kalitesi gösterdi. Heyecanla bekliyoruz Premier Lig'in düşüşte olan yıldızı Chelsea'nin Hiddink sonrası performansını!
dakika itibariyle fildişi maçını kaçırma ihtimalim %90

Efsane 75 yaşında


Bill Russell

56-69 arasında, Boston'un Boston olduğu zamanlarda, siyahların bırakın Amerikan başkanı olmak, NBA'de top oynayamadığı zamanlarda basketi en iyi oynayan adam. Dev pivot. Hem koçluk, hem oyunculuk yapmış insan, en çok şampiyonluk tatmış NBA oyuncusu. Birçoklarına göre, gelmiş geçmiş en büyük oyuncu. Bense kendisini sadece Wasted'la geceyarılarına kadar çalıştığımız (!) dönemde izlediğim "Basketbol tarihinin unutulmazları" belgeselinde seyredebildim.

Efsane 75 yaşında, Birdlere, Garnettlere ışık tutan bir fener, bakalım kaç kuşak daha ondan esinlenecek?
sahi ya, doğuşta olsak ya şimdi, alt-tab yaparak oyunlar oynasak..

Brezilya:2 İtalya:0


Çok büyük beklentilerim yoktu maç başlamadan önce. Hatta dürüst olayım, Burkit'i aradım, "maçı izleyeceksen yanına geleyim" dedim, yoksa izlemeyecektim maçı. Nasipmiş, iyi ki izlemişim!

Çok hareketli başladı maç. Brezilya tüm takım halinde hücum etmeye çıkmıştı, her hallerinden belliydi. Ronnie'yi çok özlemişiz. Pas hatalarına rağmen sahanın en gösterişlisiydi. Robinho süperdi. Çok hırslıydı. Özellikle 2. golde önce Pirlo'nun ayağından topu çalışı, sonra tüm savunmayı 2 hareketle markete yollayışı, kapanışı da süper bir vuruşla yapıp Buffon'u avlayışı.. Görülmeye değerdi. Adriano istekliydi ama etkisizdi. Adamım Elano ise bildiğimiz gibi, bir var bir yok maçın içinde. Olduğu saniye maçın kaderini değiştiriyor ama! işinize gelirse oynatırsınız.. Marcelo'yu çok takdir ettim. İki yarısahada da çok çalışkandı. Aslında tüm bu oyuncuların sıkı performansı beni şaşırtmadı. Asıl şaşırdığım, Brezilya'nın ne kadar güzel bir takım kimyası oluşturmuş olduğu. Oyuncular gözleri kapalı paslaşıyor, savunma konusunda sürekli yardımlaşıyor. Dunga'ya helal olsun demek istiyorum.

Gelgelelim İtalya'ya. Lippi 4-3-3'ten vaz mı geçmeli, bilemedim, bana öyle geldi. Hadi geçmedi; Pepe, Di Natale, Gilardino 3lüsünde İtalya forveti çıkar mı? Baggio'nun hayaleti peşinizi bırakır mı? Veya Del Piero bu takımda neden oynamasın ki? Amauri ne oldu? Onu da geçin, İtalya milli takımı, savunma deyince dünyada akla gelen ilk kelimedir, dün geceki ikinci golü yer miydi, yoksa o adamı o ceza sahasında ağlatır mıydı? Sorularla dolu kafam. Tanınmayacak haldeydi dün italya. Başta ise en büyük hayal kırıklığı: Pirlo! Yakışıklı (!) futbolcuya nazar değmiş gibime geldi.

Netice itibariyle, dün gece bir futbol şöleni izlemedik. Tek taraflı bir futbol, direnci düşük bir İtalya ve 2010 Dünya kupası için güzel sinyaller veren bir Brezilya seyretmiş olduk. Bu sayılmaz, 94'ün rövanşı başka maça kalır derim ben.
Güney Afrika yetiştiremesin şu statları, yakın bi yere alınsın kupa, biz de gidelim izlemeye..

10 Şubat 2009 Salı

yeni açık-eski açık-arda turan

"onlardan tek farkım, benim sahada olmam"..hakan şükür'e galatasaray taraftarı sorulunca hakan'ın verdiği cevaptır bu..şükür'ün moda tabirle bayrak adamlığını, takımı sahiplenişini anlatmaya çalışmak yersiz..mevzuya direk geçelim..mevzu şükür'den sonraki bayrak adam adayıyla, arda turan ile ilgili..
***
haftasonu ali sami yen'de maçtan önce ilginç olaylar vardı..olayların başrolünde de arda turan..olayların seyrini anlatmadan önce ufak bi parantez açalım; galatasaray tarihinde lincoln kadar tezahürat alan, bağrılan başka bir oyuncu var mıdır acaba..bunu ciddi ciddi düşünüyorum artık..takımlar ısınmak için sahaya çıktıkları anda bütün açık trübün "lincoln lincoln" diye bağırmaya başlıyor..bu sevginin sorgulanması gereken rasyonel olmayan tarafları var, bunu kabul edelim..diğer tarafta haftaiçinde özel hayatı medyanın tecavüzüne uğrayan, sivasta -5 derecede çamur sahada 120 dakika canını dişine takıp oynayan, formayı görünce maç ayırt etmeden savaşan arda turan..neyse..açık trübün taraftarı lincoln'le seviştikten sonra arda turan'ı çağırıyor ama arda'da inanılmaz bir tepkisizlik..trübüne gitmiyor..sonra eski açıktan çağrılıyor arda, oraya da gitmiyor..trübün çıldırıyor tabi..ıslıklar başlıyor..lincoln çılgınlığını daha makul ölçülerde yaşayan, bence gerçek galatasaraylıların oturduğu kapalı trübün'ün ilk sözü arda turan oluyor..ve arda tabiki soluğu orda, onların yanında alıyor..daha sonra açık trübünler arda'yı çağırmaya devam ediyorlar ama arda'nın tepkisizliğinde değişen bi şey yok..devreye ayhan'ı, topal'ı sokuyorlar ama arda ısrarcı gitmemekte..bu sırada açık trübün en iyi yaptığı şeyi yapıyor; kendi oyuncusunu ıslıklıyor..ta ki eski açıktan "buraya gelmeyen fenerli olsun" tezahüratı yükselene kadar..arda buna kayıtsız kalamıyor haliyle..
***
trübün faşizanlığı ya da sınıfsal çıkarımlar yapmak niyetinde değilim ama arda'nın davranışında çok beğendiğim noktaların olduğunu söylemem gerekiyor..iki tane top kaptırdığında kendisine ölümüne küfür edecek sözde galatasaraylılara gitmeyecek kadar hakkı ve kredisi olduğuna inanıyorum..bütün maçlara gitme imkanı bulmayıp ara sıra galatasaray maçlarına açık trübünlere bilet alıp giden aklı selim galatasaraylıları tenzih ederim ama her zaman söylerim yine söyliyim; özellikle yeni açık trübün "yoldan geçen galatasaraylılarla" dolu..trübünü çirkinleştiriyorlar..
***
lincoln'ün galatasaray'a kaptan olması gerektiğini düşünen endüstriyel futbolun steril ortamında yaşayan futbol yumuşakçaları da ayrı bi postun konusu olsun..lin
lincoln'le ilgili bi problemim yok..

bakış açısı


"bu yazı konuk yazarımız nilay'ın klavyesinden dökülmüştür.."

blog’u severek takip edenler bilirler ki birkaç gün öncesinde milan-… (diğer takımın adını hep unutuyorum) maçı sırasında birtakım yorumlarda bulunup sevgili wasted times kardeşimizi futboldan soğutarak kendisinin duygusal –tribal bir yazı yazmasına neden olmuştum. futbol hakkındaki hislerimi dile getirerek w.t. gibi kaç kişiyi futboldan soğuturum bi deneyeyim istedim..
***
“blogumuzu gayleştirme” diyenlerin seslerini duyar gibiyim ki kendilerine bu blogun sadece erkekler tarafından okunmadığını, bu yazının sevgili yazarlarımızın kız arkadaşları başta olmak üzere tüm kadın okuyucularımıza ithaf olunarak yazıldığını belirtmek isterim..
***
İşte futbolla ilgili hatırladıklarım;

küçükken babamın yanında “erkeklere bakmanın” verdiği utangaçlık-suçluluk duyguları ve tabi bu duygulara rağmen kim yakışıklı kim değil karar verme oyunu oynamaktan duyulan zevk...
Babamın zamanla yerini arkadaşlarıma bırakışı ve oyunu sesli oynamaya başlayışım/erkek arkadaşlarıma bırakışı ve oyunu az sesli oynamaya başlayışım...

Gattuso’yu bile çekici kılabilecek İtalyan formaları ve ilk gerçek (!) futbolcu aşkım Inzaghi..

Bir dönem pepsinin verdiği posterlerde yurt odamıza bantlamak için Beckhamlı olanı arayışımız-ki gerçek hayata bir ironi gibi şansımıza hep Roberto Carloslu olanlar çıkardı…

PES oynarken yemediğim gollerdeki tek etkenin bilgisayarın yönettiği kaleciler oluşuyla birlikte kalecilerin en önemli oyuncu olduğunu kavrayışım ve bu kavrayışla birlikte başlayan Casillas hayranlığım...

Arkadaş hatırına gittiğim halı saha maçlarında sıkıntıdan maç şipşakçılığına soyunuşum...

Ve son olarak da aşık olduğum çocuğu daha yakından tanıyabilmek için aslanım.com’a üye oluşum..

Löw’den Beckham’a, Totti’den Luca Toni’ye… Futbolun biz kadınlar için önemi büyüktür!
Ballack hayranı olan hatun kişiye armağan olsun.

Kimi getirsek?


Dün gece mesaiden çıkmış, müdürümün arabasında BBC radio (?) dinleyerek eve doğru gidiyorduk. Spor haberlerinin mükemmel olduğunu söylemeliyim, klasik ingiliz anlatımına Türkçe seslendirme eklenmiş sadece. Tek dezavantajı çok büyük oranda Premier Lig üstüne olması, diğer ligler ve sporlar yok.

Haberin sonlarına doğru yayını kesip duyurdular, Scolari kovulmuş! Açıkçası ilginç bir karar oldu. Abramoviç, "proje"sini tehlikeye atmaya başladığını söylemiş. Acaba projesi, Aston Villa'ya 3. lüğü kaptırmamak mıydı da gününde kovdular adamı (Aston Villa'nın ve O'neall'ın inanılmaz yükselişi başka posta inşallah)? Fevri ve acele bir karar bence.

İngiliz basınında geçen Scolari'nin halefi adaylarına bir göz atalım:

Gianfranco Zola: Birçoğumuzun futbolu sevmeye başladığı zamanların Napoli'lisi, Parma'lısı. Tabi ingilizler kendisini 96-03 arası Chelsea'de geçirdiği 7 sezondan tanıyorlar, ve kendisini çok seviyorlar. Tecrübesiz olmakla birlikte, West Ham'da iyi bir başlangıç yaptı Menejerlik kariyerine.

Guus Hiddink: Abramoviç, Hiddink'in Rus milli takımının başına geçmesinde rol oynadı, bu yüzden koltuğu bırakmasını istemeyebilir. Ama "proje"sine ne kadar değer verdiği de ortada.

Sven Goran Erikson: Eski İngiliz milli takım çalıştırıcısı. Hiddink'in atak oyununa karşılık, kapalı bir orta saha oynatmak isteyen takımlara tavsiye ederiz.

Frank Rijkaard: Kendisini çok severim. Barcelona'ya yeniden dinamik bir ruh kazandıran adamdır benim gözümde. Chelsea'ye aradığı devrimi getirebilecek adamların başında bana kalırsa.

Jose Mourinho: Halen birçok Chelsea taraftarının sevgilisi. Dile kolay, 50 yıl sonra şampiyon yaptı takımı, 2 yıl üstüste. Yine de Inter'in Jose'yi bırakma ihtimalini yakın görmüyorum, Jose de gelmesin bence bir kere kovulduğu takıma!

Roberto di Matteo: Açıkçası benim ciddiye almadığım bir ihtimal. Chelsea geleneksel bir ingiliz takımı modunda yönetilseydi, taraftarların çok sevdiği bir eski futbolcunun başa getirilmesi mantıklı olurdu. Ama dedim ya, proje...

Didier Deschamps: Futbolcularını da kendisi gibi, arı gibi yetiştirmesiyle ünlü. Juve'nin halen onun mirasından yediğini düşünenler de çok. Dezavantajı ise ezilmeye ve haksızlığa tahammülünün hiç olmayışı, işine karışılmasına verdiği tepkilerin sertliği, önceki işlerinde bela açtı başına. Bu açıdan Roman'la işi zor gibi.



Roberto Mancini: Serie A'da üstüste 3 şampiyonluk! süper. Gerçi hiçbirinde karşısında rakibi yoktu. Rakibinin olduğu yer olan Şampiyonlar Ligi'nde ise hiç başarısı yok. Zaten dezavantajı da burda başlıyor. CL yoksa tatmin de yok Roman'a. 4 senedir her seferinde bu kadar yaklaştığı "kıymetli"sinden ölür de vazgeçmez.

Avram Grant: Hiç bir zaman sevmedim kendisini. Ama gerçek şu ki, kendisinin görevde bulunduğu süreçte Chelsea çoık az maç kaybetti, iyi de top oynadı. Terry o penaltıyı kaçırmasaydı, belki halen görevdeydi kendisi.

üşüdüm, üstüme google earth, iyi espiriymiş!

9 Şubat 2009 Pazartesi

çocukluk aşkı ve milan-reggina

ahmet'in arabası yerine nike ayakkabısının prim yaptığı yıllar..evden özene bezene çıkıp yine de bir şekilde kendimizi toz toprak içinde maç yaparken ya da ataricide oyun oynarken bulduğumuz seneler..ve o hergün dondurma tezgahının arkasında duran barbie bebek gibi sarışın kız..rüya gibi, peri gibi..oradaki dondurmayı hiç sevmeme rağmen hergün gidip oradan bişeyler alıyorum, gözlerimi gözlerine dikip..tek umudum parayı verirken eline değebilmek..saçlarım terden alnıma yapışmış, gözlerim parlıyor..bizimki utangaç bir hikaye ya çocukluk geçiyor bir laf edemiyorum..her seferinde yanaklarım kızarıyor..15 yıl geçiyor, başkasıyla tanışıyoruz..aşık oluyoruz..beraber yaşamayı düşünüyoruz, doğabilecek çocuklarımızı hayal ediyoruz..belki de sonra bir gün ayrılıyoruz..
***
cumartesi ali sami yen'den gelmiş yorgun argın otururken evde, ntvspor'da milan-reggina maçına denk geliyorum..beckham'ı formayla yeşil sahada görünce tanıyamayan insanlar var etrafımda.."hakem topu bıraksın, beckham'ın peşinden koşsun" filan diyorlar..cinsiyet kız olunca yeryüzünde izlenmesi en ideal takım milan, haksız değiller..kaka, maldini, inzaghi, pirlo, flamini..yakışıklılıkta doruk noktası..kızların top umurunda mı, yakın çekim görsünler topçuları, topu görmeseler de olur..onları maçla başbaşa bırakıp başka şeyler yapıyorum..sonra maç bitiyor, maçın sonucu sormak istiyorum onlara ama vazgeçiyorum..nerden bilecekler ki..fena halde canım sıkılıyor, ilk paragrafa geri dönmek istiyorum...
***
çok uzak bir şehirde kanapede uzanmışken, maç milan'ın bile olsa futbol bana anlamsız gelmeye başlamışken, unutmak için içkiyle boğarken kendimi; hala hayalimdeki resmine bakıyorum çocukluk aşkımın..ama tek bir farkla; artık yanaklarım kızarmıyor..
kardeşim nilaya hajmet jr.tarafından ithaf edilmiş bi yazıdır..lamı cimi yoktur:)

6 Şubat 2009 Cuma

Fildişi Maçı kadrosu


11 Şubat'ta Drogba'nın da formay giyeceği ve Tuncay Şanlı'nın kaptanlık yapacağı Türkiye-Fildişi Sahilleri maçı için aday kadro açıklandı:

KALECİLER
Ufuk Ceylan MANİSASPOR
Volkan Demirel FENERBAHÇE
SAVUNMA OYUNCULARI

Gökhan Gönül FENERBAHÇE
Sabri Sarıoğlu GALATASARAY
Servet Çetin GALATASARAY
İbrahim Kaş GETAFE
Eren Güngör KAYSERİSPOR
Gökhan Zan BEŞİKTAŞ
Hakan Kadir Balta GALATASARAY
ORTA SAHA OYUNCULARI

Hamit Altıntop BAYERN MÜNİH
Kazım Kazım FENERBAHÇE
Ayhan Akman GALATASARAY
Mehmet Aurelıo REAL BETIS
Emre Belözoğlu FENERBAHÇE
Nuri Şahin BORUSSIA DORTMUND
Mehmet Topal GALATASARAY
Tuncay Şanlı MIDDLESBROUGH
Caner Erkin CSKA MOSKOVA
Arda Turan GALATASARAY
HÜCUM OYUNCULARI

Halil Altıntop SCHALKE 04
Mevlut Erdinç SOCHAUX
Batuhan Karadeniz ESKİŞEHİRSPOR
Semih Şentürk FENERBAHÇE
Gökhan Ünal TRABZONSPOR
Mehmet Yıldız SİVASSPOR

Çağırılmasına en çok sevindiğim isim Eren Güngör oldu. Bence son dönemlerde en iyi çıkış yapan genç oyuncu kendisi. Gijon maçında 15 dk oynayıp, en son Betis maçına ilk 11 çıkan İbrahim Kaş'ın formunu da ödüllendirmiş Terim. Kazım Kazım Kazım, Terim kontenjanının en has adamları. Mehmet Yıldız ve Gökhan Ünal ise 40 yıl resmi maçlarda oynatılmayacağı bilinen ama ayıp olmasın diye çağırılan türden. Herkes Volkan Demirel'e forma verilmezse kim geçer kaleye diyordu. 2 sene öncesine kadar Türkiye'nin Cech'i olacak denilen ama geçirdiği ağır sakatlık sonrası Fevzivari golleriyle hayal kırıklığı yaratan Ufuk Ceylan'ı çağırmış Terim. Bank Asya'da izleme fırsatı bulamadım ama futbolunu olgunlaştırmışsa yatırım yapılmaya değer bir kaleci. Kesin bu çağırılmalıydı diyebileceğim başka bir kaleci yok en azından. Bir de Mehmet Topuz var ki sakat veya cezalı değilse kimse bana yerine neden Kazıms ya da Caner Erkin'in çağırıldığını anlatamaz herhalde.
Antakyadayım bu haftasonu, Paşa'nın düğünü var..

Yazık ettiler Boston'uma


Yoğun temponun içinde boğuladurayım, François sağolsun Barça maçını, Marquez'in muhteşem frikiğini (ki aramızda "abi Marquez de böyle gol atıyosa bu takımda bu sene bir gariplik var" gibi cümlelere neden oldu) izlemiş olmak bile şans. Ama bir maç kaçırmışım ki, vay beni beni.

LA Lakers yine bir serisini noktalamış Boston'un. Uzatma devresinde 110-109! Lamar Odom bile 20 sayı atmış, yuh!
Adamlar tribünde Japon bayrağı açacaklar artık!
garnett de boston korkuluğu gibi duruyo anca!

6 hafta


Geçen Hafta Al Lee'nin Kratoçvil yazısının altındaki yorumlara, "6 hafta sonra gönderilme ihtimali %50 olan Ümit Kayıhan" demişiz. Rakamları nereden salladım bilemem, ama epey abarttığıma dair eleştiriler almıştım. Abartmak bir yana, az bile yaptığımı görmek sevindirici.

5 Şubat 2009 Perşembe

Milan akıllı oynadı


Transfer zor iştir, riskli iştir. Çok defa eski kulübünde devleşen bir oyuncunun süper bir transfer gerçekleştirdikten sonra kariyeri düşüşe geçmiştir. Bu da hem oyuncuya, hem de takımına büyük zarar vermiştir.

Milan bu ara transferde bence çok akıllıca bir iş yaptı. David Beckam doğru transfer olmayabilirdi. Son senelerde bir çok kez orta sahada görev yaptı, ama aslında bir sağ kanat oyuncusu kendisi. Bu yüzden maya tutmama ihtimali vardı. Bu yüzden doğrudan sokağa atmak yerine Beckham'ı kiraladılar. Bu süreçte Becham performans gösteremeseydi, kimsenin canı yanmayacak, Posh da hayatına LA'de mutlu mesut devam edecekti.

Erken konuşmaya gerek yok, ama galiba taş yerine oturdu. İlk maçları süper bir performansla geride bıraktı Becks. Ve hepimizin beklediği açıklama geldi kendisinden. "LA Galaxy'den ayrılmak istiyorum."

Galaxy yönetimi, "anlaşmamızın şartları belli, o sadece kiralık gitti" diyor, ama Milan'da oynamak isteyen oyuncuyu hiçbir galaksi'de tutamazsınız..
barça bardağımı çamaşır suyuyla yıkayıp duran temizlikçiyi bi elime geçirirsem var ya..

4 Şubat 2009 Çarşamba

youtubetastic

Goal.com'da Quaresma'yı tanımlamak için "youtubetastic" tabirini kullanmışlar. Türkçe meali biraz zor ama youtube ve fantastik kelimelerinin birleşimi gibi görünebilir. Bu konuda dilolog kardeşim Barizzio bizi aydınlatacaktır eminim. Benim anladığım kadarıyla youtube'da hareketlerini izleyip dünyanın en iyi oyuncusu olduğunu düşüneceğin ama takımına o kadar da katkı yapmayan futbolcuları tanımlamak için kullanılmış. Geçen seneki performansıyla Özer Hurmacı (bu sene biraz daha iyi en azından) benim için bu sıfatı en çok hakeden futbolcuydu diyebilirim. Özer ve Quaresma dışında youtubetastic denebilecek pek çok futbolcu var Türkiye'de ve Dünya futbolunda. Aklıma gelenlerden bir 11 yapmaya çalışırsam:

Ochoa
Sabri - Luciano - İbrahim Toraman - İbrahim Üzülmez
Quaresma - Özer - Inamoto - Insua
Matias Fernandez
Afonso Alves
Başka fikirleri ve teklifleri yorumlarda bekleriz efenim..
Kuku'nku

Yuvaya Dönüş #2


Bir ay kadar önce Defoe'nin dönüşünden bahsetmiştik. İlginç takım Tottenham, eski tayfayı toplamaya başladılar iyice! Sıradaki dönüşümüz Robbie Keane.

Kendisinden hiçbir zaman haz etmemişimdir. Ama itiraf etmeliyim ki, çok değerli bir oyuncudur. Olmadık anlarda maçın kaderine etki edebilen bir forvettir. Liverpool'da Torres'in varlığında, kaliteli bir yedek kulübesi oluşturmak zaten hoşuna gitmiyordu. Rafa Benitez, satışın sebebinin finansal olduğuna dair bir açıklama yaptı, normalde böyle şeyler duymazsınız. Yani bence bu bir tehlike sinyali, endüstriyel futbol, öyle görünüyor ki, önümüzdeki yıllarda kabuk değiştirmek durumunda kalacak. Ya araplar daha fazla para akıtacak, ya da küçülme yönünde bir düzeltme hareketi gözlemleyeceğiz futbol piyasalarında. Şahsi fikrim: İnşallah ikincisi olur!

Harry Redknapp, bu dönüşe ne kadar sevindiğini, radikal bir hamle yaparak gösterdi. Artık kaptanlık pazu bandı, artık Keane'in!
cinsel bündşen

3 Şubat 2009 Salı

ve en sonunda


Bitti bu iş denirken bu akşam "Arshavin yuvada kaldı" dendi (kaynak:Lambuja). Ama son olarak ajanslardan haber geldi: Arshavin sonunda 15 Milyon Sterlin karşılığında Arsenal'e satıldı.

Arsenal için büyük işler yapacağı kanısındayım. Yaşı 27 olmasına rağmen takımın yaş ortalamasını da 1-2 yaş yukarı çekti muhtemelen!

Lampard'ın cezası kalktı


Al Lee'nin kızdığı kadar vardı doğrusu Pazar günkü Liverpool-Chelsea maçının hakemi. Gerrard'ı atması gerekirken Lampard'ı atarak 2 kişilik bir etki yaptı maçın kaderine. Neyse ki İngiltere'de federasyon, "İnsanlık hali, hakemler de hata yapar, cezayı iptal eder mağdurun yükünü hafifletiriz" zihniyetiyle hareket ediyor, hem ortalık psikolojik olarak rahatlıyor, hem de gerçekten adaletli oluyor görece.

Hasılı, Lampard ceza almayacak, önümüzdeki maç takımıyla beraber sahada.

2 Şubat 2009 Pazartesi

tamamen alakasız..

kim ne derse desin, ortaokul-lise yıllarının tek şanssızlığı; hep bi an evvel geçsin diye bakılmasıdır..kesinlikle kendinizi hayat denen girdabın içinde bulmadan evvel yaşadığınız son güzel yıllar..kimimiz o yılların deli doluluğunu üniversite sıralarında ve sonrasında da yaşamakta ısrar etse de; kağıtlarla çöp tenekesini pota belleyip maç yapmak, tahta silgisiyle futbol oynamak, sınıf savaşlarına yan sınıfa çöp tenekesi atarak aktif olarak iştirak etmek, bir günah keçisi bulup 20 kişi üzerine atlamak, tutulan takımın tezahüratını söyleyip ezeli rakibin taraftarıyla amaçsızca kavga etmek, boş derslerde yapılan geyikler, her teneffüs kantin civarında dolanıp hoşlanılan dişilerin etrafında piyasa yapmak, başka okulların çıkışlarına kız tavlamak amacıyla gitmek.. hepsi bu yıllara özgü davranışlar işte..insanın sayarken bile içi eriyor..biliyor çünkü hiçbirşey ilerleyen yıllarda bu şekilde güzel gelmiyor..herkes ayrı bi kente gidiyor..yolda karşılaşılıp içten sarılmalar seyrekleşiyor..yavaş yavaş unutuluyor arkadaşların adları, suratları..hatırlamaya çalışmak da fayda etmiyor..sonra bi gün bi mail geliyor "cuma günü buluşuyoruz istanbuldaysan" diye..evden o gün daha özene bezene çıkıyorsun, köşebaşındaki starbucks'da kahve alırken farkediyorsun dökülen saçları, yüzlerdeki eskimeleri.. ve kahvene ne kadar şeker koyarsan koy, o küçücük kantindeki tadı yakalayamıyorsun..

"ben bu bloga futbol okumak için giriyorum" diyenlerin gözlerinden öperim

Vamos Rafa!


Rafael Nadal yine yaptı yapacağını. Önce ağlattı en büyük rakibini (damarlarında buz aktığını zannettiğimiz büyük adamı ağlarken görmek zaten apayrı bir şok), sonra kendisini övgülerle göklere çıkardı, çok da güzel yaptı. Maça 4 saatini gömen olduysa benim gibi, klişeme hak verecektir: anlatılmaz yaşanır! Bu ikilinin her maçı bir öncekinden daha zevkli oluyor.

Düşünürken sordum kendime, neden bu kadar tutuyorum bu çocuğu diye. İşte Rafa'yı sevmem için bir kaç neden:
  • Kendisi İspanyol.

  • Çok hırslı. Bazan mahalle maçlarında arkaşlara küsüp topa dan dun vurduğum zamanları hatırlatıyor, kaybederken suratı asılıyor, ajite oluyor.
  • Tenis kıyafetleri yakalı t-shirt ve diz boyunda şort olduğu halde kolsuz t-shirt ve capriyle çıkıyor bir çok maça.

  • Taraftar kitlesi var ve her fırsatta onlara selam duruyor, normalde bu da tenis için alışık olduğumuz bir durum değil.

  • Son olarak, kendisine o.ç. diyen (kendine baksın) Fernando Verdasco'yu (kendisini sevmememin asıl nedeni daha ezikçe tabi, yakın zamana kadar Ana Ivanoviç'le beraberdi)bi güzel susturdu.


Uzun sözün kısası: henüz 23 yaşında Rafa, çok genç yaşta elde ettiği başarılar inşallah bozmaz da, daha bi 10 sene kadar izleriz Allah'ın delisini!

feliz cumpleanyos!

1 Şubat 2009 Pazar

kaslı uğur itiraf etti..

"Takım olmayı bir türlü öğrenemedik"
herkes kendi takımı için uğraşırsa bu işin ruhu mu olur..

Uçan Arjantinli


Messi Barcelona'nın 5000. golünü attı. Hem de yedekte başladığı ve Barça'nın da geriye düştüğü günde. Onun yaşındakilerin Türkiye'de genç yetenek olarak Bank Asya'da oynadığı günlerde o artık Barcelona tarihine de yazdı ismini. Çok şeyler verecek daha futbola. Artık beklentimiz Barça'nın bu sene Şampiyonlar Ligi'ni alması Messi'nin de bu sayede hakettiği Ballon d'Or a kavuşması. Bence Seba Başkan versin ödülünü..
Messing Up

kupa kazanmak vs itibar kaybetmek


İlk yarısını Fenerbahçe maçı dolayısıyla izleyemediğim Liverpool-Chelsea maçının 2. yarısına yetişebildim. 2. yarıda Liverpool'un sağlı sollu atakları vardı. Chelsea'yi özetlemek gerekirse Alex ve Terry Liverpool ataklarında yıldızlaşıyordu (Alex'in ters vuruşlarını saymazsak), bekler Bosingwa ve Ashley Cole bekleriyle birlikte hücum eden Liverpool'a dayanabilmek için hücuma destek veremiyordu. Orta Sahada takımın fedaisi John Obi Mikel aldığı her topu Bülent Akın kıvamında harcarken Ballack ve Lampard'ın çift yönlü oyunu orta sahayı ele geçirmeye yetmiyordu. Takımı hücuma taşıması beklenen Malouda her topu harcadı ve Anelka'yı çok yalnız bıraktı. Dalga dalga gelen Liverpool ataklarından birinde Gerrard tabanını gösterdiği pozisyonda hakem faul verince bir de küfür etti hakem Riley'e. Ama uyarıyla yırttı. Aynı hareketi yapan, ama topa vuran ve bir de üstüne Xabi Alonso'dan tekme yiyen Lampard ise orantısız güce maruz kaldı resmen. Riley'in tereddütsüz kırmızı kartına gülümseyerek sahadan çıkarak tepki bile vermeyen Lampard'ın aksine John Terry çıldırmışçasına isyan ediyordu hakeme. Derken bu sene başına kadar en hayran olunası futbolcular listesinin başına ismini yazacağım, ama bu sene çirkinlikeriyle beni hayal kırıklığına uğratan Steven Gerrard kendini yere atarak gördü sarı kartı. Chelsea savunması Truvalılar gibi kaleyi korurken, son dakikalarda kaleye sızan Torres temiz bir golle zaferi getirdi Liverpool'a. Maçın en çirkin hareketi ise bu dakikada eksik rakibine karşı zaman geçirmek için korner direğinde top oyalamaya çalışan Benayoun'dan geldi. Bu harekete sert tepki verip rakibinin dengesini bozan Bosingwa'ya alkışını verdik evimizden. Liverpool'un başarıya aç olduğu aşikar. Ama kulüp hisselerini önce Amerikalılara şimdi de Kuveytlilere satmakta olan, işçi sınıfının sosyalist (!) takımı efsane Liverpool, bu şekilde tüm dünyadaki sempatisini yitirir bir kupa uğruna benden söylemesi..
beyaz martı chelsea (sarıyer)