
19 Şubat 2009 Perşembe
Bordeaux Sarması

17 Şubat 2009 Salı
Tymo - Baros ve süperligsel güzellemeler

Asagidaki linklerden röportajlara ulasabilirsiniz:
Anatoliy Tymoshchuk
Milan Baros
Tymo'nun röportajinda Ukraynali kaptan, futbolcularda pek aliskin olmadigimiz entellektüel birikimini ve futbol sevgisini ortaya koymus. Dick Advocaat kendisi için o dogustan kaptan diyor. Tymo ise kaptanligin günümüzde sembolik bir görev olarak algilandigini ama aslinda kaptan olan kisinin takim arkadaslari ve taraftarlar tarafindan takimin lideri olarak taninan kisi oldugunu, takimin en iyi oyuncusu olmasinin gerekmedigini ama etrafindakilerin O'nun oyunda olmasiyla oyunlarini gelistirebilecegi kisi oldugunu söylüyor. Burada Galatasaray, Fenerbahçe ve Besiktas'a bakarak böyle bir insanin bulunmadigini çok rahat gözlemleyebiliyoruz. Geçen senenin Galatasaray'ina baktigimizda Hakan Sükür-Türkiye, Song-Kamerun, Linderoth-Isveç, Nonda-Kongo milli takimlarinin kaptanlariydilar. Bu sene ise Linde'nin hiç oynamadigi, Nonda'nin genel olarak yedek oldugu, Song ve Hakan Sükür'ün olmadigi Galatasaray'da kaptanlik için Ümit "Frame" Karan, Hasan "müzmin sakat" Sas, Ayhan "terbiyesiz" Akman, Cassio "???" Lincoln isimleri geçerken, Sabri ve Arda'nin da kaptan olamadiklari için üzüldüklerine sahit oluyoruz. Sahsi fikrim Galatasaray'da Hasan ve Ümit'in "sembolik" kaptanliklarinin yanisira oynadigi sürece o pazubandi Kewell takmalidir. Takimda oynamis oldugu süre digerlerinden az olmasina ragmen en azindan taraftarlar tarafindan hem tavri hem de durusu itibariyle takima liderlik yapabilecek karizmaya sahip kisi kendisidir ki o bile eksiktir aslinda Bülent-Hakan Sükür isimlerinin yaninda. Fenerbahçe için su anda Alex, Ümit Özat ve Tuncay gibi olamasa da bu takima liderlik yapabilecek en uygun futbolcu. Besiktas'a gelince Delgado'nun bu konuyla uzaktan yakindan bir ilgisinin olmadigina inaniyorum ama takimin kaptanligina en uygun isim diye herhangi bir öneride bile bulunamiyorum. Bu konuda teklif ve yorumlarinizi bekliyorum.
Tymo'nun röportajinda vurguladigi bir baska söz ise Guy Ritchie'nin filmi Revolver'in baslangicinda kullanilan, Satranç Temelleri (fundamentals of chess) isimli 1883 basimli bir kitaptan aldigi "daha akilli olmak için daha akilli rakiplere karsi oynamalisiniz" sözü. Nitekim Galatasaray'in Sampiyonlar Ligi ön elemesi rakipleri söz konusu oldugunda, gerçekten güçlü bir rakiple oynamamiz gerektigine inandigimi basta Wasted ve Barizzio olmak üzere pek çok kisiyle paylasmistim. Zira iyi bir hazirlik dönemi geçirmemis oldugu asikar olan Galatasaray'i her takimin eleyebilecegine inaniyordum ama belli bir düzeyin üstündeki kulüplerle yapacagimiz maçlarin takimin performansini üst düzeye tasiyabilmek adina daha önemli bir kazanim olacagini düsünüyordum. Netekim Bükres'e sessiz sedasiz elendik ve bunun takima olumlu hiçbir kazanimi olamadi. Keza Fenerbahçe ve Besiktas da hazirlik maçlari dahil ciddi rakiplerden sürekli uzak durarak, Berlin Türkiyemspor'u yenmenin dayanilmaz hazzini yasiyorlarken Gaziantep performansini arttirmak adina Udinese ile maç yapiyordu.
Baros'un röportajinda da 2 nokta dikkatimi çekti. Ilki Aceto'nun yazisina ithafen sürekli Kebap ve Lahmacun yediklerini baska Türk yemegi bilmedigini söylemesiydi. Digeri ve asil vurucu olan ise takimdaki en yakin arkadaslarinin yabanci futbolcular olmasiydi. Bunun tek nedeni ortak dil-din vs olabilir ama çok temelli olmasa da takim içinde henüz çok net sezinlenemeyen bir Yabanci-Yerli ayirimi ortaya çikiyor gibi. Hagi - Popescu zamanlarinda takimin en sevilen futbolcusu oylamasinda Popescu hep açik ara birinci olurken Jardel'in soyunma odasinda tartaklanarak gönderildigi bir takimdan bahsediyorsak bunlarin hassas dengeler oldugunu ve kaynasmanin had safhada olmamasinin takim ruhunu etkileyecegine inandigimi söylemek isterim.harcanmış all star
uykusuz geçen üç geceyi daha detaylı yazmak gerekirdi ama bu aralar zamanla problemli olduğum için kısaca özet geçiyorum..aslında başlık herşeyi özetliyor..bu tam anlamıyla senaryosu önceden hazırlanmış bi all star oldu..bi kere bu seneki allstar'ın en önemli yönü shaq'ın son allstar'ı olmasıydı..en azından benim için..tüm zamanların all star organizasyonuna en çok heyecan, renk ve keyif katan bu koca adamın şanına yakışır bi veda yapması gerekiyordu ve tatmin edici derecede de yaptı..(maçtan önceki shaqtastic dans'ın üzerine yoktur misal).. üstelik organizasyonun da shaq'ın şu anki evi us airways'de olması da ayrı bi güzellik oldu..cp3 ile rolleri değiştirip howard'a bacak arası yaptığı pozisyon allstar tarihinde unutulmazlar arasına girecek bi kere..yavan geçen maçın tek eğlenceli pozisyonu da diyebiliriz buna..maçtan önce mvp olarak shaq'ın yanına performanslarına göre kobe ya da lebron'ın oturacağını bi çok kişi biliyordu zaten, süpriz yok..ki batı kazanınca kobe de mvp oldu..maç yavan geçti dedim, vince the prince, t-mac gibi iki sokak basketbolcusu olmayınca yavan olmayacak da ne olacak..lebron maçın sonlarında egosunu tatmin etmesi için bulduğu rahatlığı cavs antremanlarının en geyik anlarında bile bulabiliyor mudur, merak ediyorum..her ne kadar kobe mvp olsa da, cp3 ve brandon roy benim için maçın en ilgi çekici ikilisiydi..maçı geçelim, smaç yarışması adalet yönünden tam facia..günahım kadar sevdiğim adamdır nate robinson..adını duyunca izlememeyi bile planlamıştım, adam şampiyon oldu, o derece..demek ki kısa boylu olunca daha topu eline almadan 10 puanları hazırlıyorlar..azman howard'ı geçiyorum, yazık oldu rudy fernandez'e..jüri de medyaya, trübüne oynadı işte..kısa boylu adamın şampiyonluğunun manşeti daha etkileyici olmaz mı sizce de? 3lük yarışmasında da on gömlek daha iyi şutör olduğuna inandığım jason kapono ritim tutturamayınca rashard lewis'le beraber yarışmayı son anına kadar götüren daequan cook götürdü şampiyonluğu..ben bi shaqoviç süprizi bekliodum 3lük yarışmasında da ama olmadı, akıl edememişler..kısa olacak dedim yazı uzun oldu..her ne kadar çamur atmış olsam da, haftasonunu phoenix'de us airways'de geçirmeye, eğlencenin her anını izleyip hikayeler toplamaya ruhumu satardım..16 Şubat 2009 Pazartesi
ne oldum budalası olmamak..
15 Şubat 2009 Pazar
Sevgililer Günü
Bu delinin kaçırılıp kulağının kesildiği doğru mudur, şehir efsanesi midir?
ulaş "kova"cıksın
Fenerbahçe'nin Hacettepe'yi 7-0 yendiği maçla ilgili, futbolcuların arzusu, Semih'in dönüşü, Guiza'nın tribündeki hali, Aragones'in şanslıydık açıklamaları, Alex'in Semih'le birbaşka oluşundan bahsetmek gerek biliyorum. Ama maçtan aklımda kalan eski fenerli "kova Recep" yedekteyken son zamanlarda izlediğim en kötü kaleci Ulaş Güler oldu. Kovadan kovası var dedirtti bugün hemen her golde resmen.Kova kova receepp, kova kova recep (ASY'de dady cool melodisiyle söylendiydi)
"Lincoln'ün olmaması bizi çok etkiledi!!"
Kalesinde İtalya Milli Takım yedek kalecisi, defansında Stuttgart eski kaptanı, orta sahasında Türk futbolunun son yıllarda yetiştirdiği en büyük yeteneği, forvetinde ise Çek Cumhuriyeti'nin forveti bulunan Galatasaray'ın, uluslararası alanda forma giyen tek oyuncusu Ali Zitouni olan Antalyaspor ile yaptığı maç sonrası, Skibbe'nin talihsiz demeci..Berlin vs Münih

Kalesini pijamalı Kiraly'nin koruduğu forvetini Preetz'in yüklendiği, Dariuzs Wozs'un pire gibi çalıştığı ama yine de (başta Tugay sağolsun) Berlin'de Galatasaray'a 4-1 yenildiği seneden sonra değil şampiyon olmak, Şampiyonlar Ligi'ni bile görememişti Berlin. Bu sene durum değişti. UEFA kupasında kendi sahasında Galatasaray'a yenilen Hertha bugün Pantelic'siz kadrosuyla ama Ukraynalı (eski Leverkusenli) Voroninle 75,000 kişi önünde Bavyeralı şımarıkları yenerek zirveye yükseldi. Bu sene şampiyon olmalarını istiyorum ama ancak Türkiye'de Sivasspor'un şampiyonluk şansı kadar şansları var biliyorum. Bu arada merak edenler için Hertha, bereket tanrısı için kullanılan isimlerden biridir.çok özledim çok
12 Şubat 2009 Perşembe
Oguzhan Oezyakup

yazık..
hazırlık maçı olması, rakibin arjantin olması, kenarda diego'nun oturması..herhangi bi yenilgi için bunlardan daha güzel bahaneler bulunabilir mi? tabi ki hayır..ama sözkonusu takım fransa olunca durum değişiyor..fevkalede yıldızlarla dolu takım iki yıldır resmen dibe vurdu..domenech'in dünya umurunda değil, "hadi birader hadi" deyip kapının önüne koyacak adam da yok..elindeki dev kadroyu piç eden bu meymenetsiz adamın bir güzel dövülmesinde bi sakınca görmüyorum şahsen..fotoğraf da dün geceden değil tabi ki..11 Şubat 2009 Çarşamba
Onaylandı!

Efsane 75 yaşında

Brezilya:2 İtalya:0

Çok hareketli başladı maç. Brezilya tüm takım halinde hücum etmeye çıkmıştı, her hallerinden belliydi. Ronnie'yi çok özlemişiz. Pas hatalarına rağmen sahanın en gösterişlisiydi. Robinho süperdi. Çok hırslıydı. Özellikle 2. golde önce Pirlo'nun ayağından topu çalışı, sonra tüm savunmayı 2 hareketle markete yollayışı, kapanışı da süper bir vuruşla yapıp Buffon'u avlayışı.. Görülmeye değerdi. Adriano istekliydi ama etkisizdi. Adamım Elano ise bildiğimiz gibi, bir var bir yok maçın içinde. Olduğu saniye maçın kaderini değiştiriyor ama! işinize gelirse oynatırsınız.. Marcelo'yu çok takdir ettim. İki yarısahada da çok çalışkandı. Aslında tüm bu oyuncuların sıkı performansı beni şaşırtmadı. Asıl şaşırdığım, Brezilya'nın ne kadar güzel bir takım kimyası oluşturmuş olduğu. Oyuncular gözleri kapalı paslaşıyor, savunma konusunda sürekli yardımlaşıyor. Dunga'ya helal olsun demek istiyorum.
Gelgelelim İtalya'ya. Lippi 4-3-3'ten vaz mı geçmeli, bilemedim, bana öyle geldi. Hadi geçmedi; Pepe, Di Natale, Gilardino 3lüsünde İtalya forveti çıkar mı? Baggio'nun hayaleti peşinizi bırakır mı? Veya Del Piero bu takımda neden oynamasın ki? Amauri ne oldu? Onu da geçin, İtalya milli takımı, savunma deyince dünyada akla gelen ilk kelimedir, dün geceki ikinci golü yer miydi, yoksa o adamı o ceza sahasında ağlatır mıydı? Sorularla dolu kafam. Tanınmayacak haldeydi dün italya. Başta ise en büyük hayal kırıklığı: Pirlo! Yakışıklı (!) futbolcuya nazar değmiş gibime geldi.
Netice itibariyle, dün gece bir futbol şöleni izlemedik. Tek taraflı bir futbol, direnci düşük bir İtalya ve 2010 Dünya kupası için güzel sinyaller veren bir Brezilya seyretmiş olduk. Bu sayılmaz, 94'ün rövanşı başka maça kalır derim ben.
10 Şubat 2009 Salı
yeni açık-eski açık-arda turan
"onlardan tek farkım, benim sahada olmam"..hakan şükür'e galatasaray taraftarı sorulunca hakan'ın verdiği cevaptır bu..şükür'ün moda tabirle bayrak adamlığını, takımı sahiplenişini anlatmaya çalışmak yersiz..mevzuya direk geçelim..mevzu şükür'den sonraki bayrak adam adayıyla, arda turan ile ilgili..bakış açısı
"bu yazı konuk yazarımız nilay'ın klavyesinden dökülmüştür.."
blog’u severek takip edenler bilirler ki birkaç gün öncesinde milan-… (diğer takımın adını hep unutuyorum) maçı sırasında birtakım yorumlarda bulunup sevgili wasted times kardeşimizi futboldan soğutarak kendisinin duygusal –tribal bir yazı yazmasına neden olmuştum. futbol hakkındaki hislerimi dile getirerek w.t. gibi kaç kişiyi futboldan soğuturum bi deneyeyim istedim..
“blogumuzu gayleştirme” diyenlerin seslerini duyar gibiyim ki kendilerine bu blogun sadece erkekler tarafından okunmadığını, bu yazının sevgili yazarlarımızın kız arkadaşları başta olmak üzere tüm kadın okuyucularımıza ithaf olunarak yazıldığını belirtmek isterim..
İşte futbolla ilgili hatırladıklarım;
küçükken babamın yanında “erkeklere bakmanın” verdiği utangaçlık-suçluluk duyguları ve tabi bu duygulara rağmen kim yakışıklı kim değil karar verme oyunu oynamaktan duyulan zevk...
Babamın zamanla yerini arkadaşlarıma bırakışı ve oyunu sesli oynamaya başlayışım/erkek arkadaşlarıma bırakışı ve oyunu az sesli oynamaya başlayışım...
Bir dönem pepsinin verdiği posterlerde yurt odamıza bantlamak için Beckhamlı olanı arayışımız-ki gerçek hayata bir ironi gibi şansımıza hep Roberto Carloslu olanlar çıkardı…
PES oynarken yemediğim gollerdeki tek etkenin bilgisayarın yönettiği kaleciler oluşuyla birlikte kalecilerin en önemli oyuncu olduğunu kavrayışım ve bu kavrayışla birlikte başlayan Casillas hayranlığım...
Ve son olarak da aşık olduğum çocuğu daha yakından tanıyabilmek için aslanım.com’a üye oluşum..
Ballack hayranı olan hatun kişiye armağan olsun.
Kimi getirsek?

Frank Rijkaard: Kendisini çok severim. Barcelona'ya yeniden dinamik bir ruh kazandıran adamdır benim gözümde. Chelsea'ye aradığı devrimi getirebilecek adamların başında bana kalırsa.
Jose Mourinho: Halen birçok Chelsea taraftarının sevgilisi. Dile kolay, 50 yıl sonra şampiyon yaptı takımı, 2 yıl üstüste. Yine de Inter'in Jose'yi bırakma ihtimalini yakın görmüyorum, Jose de gelmesin bence bir kere kovulduğu takıma!
Roberto di Matteo: Açıkçası benim ciddiye almadığım bir ihtimal. Chelsea geleneksel bir ingiliz takımı modunda yönetilseydi, taraftarların çok sevdiği bir eski futbolcunun başa getirilmesi mantıklı olurdu. Ama dedim ya, proje...
Didier Deschamps: Futbolcularını da kendisi gibi, arı gibi yetiştirmesiyle ünlü. Juve'nin halen onun mirasından yediğini düşünenler de çok. Dezavantajı ise ezilmeye ve haksızlığa tahammülünün hiç olmayışı, işine karışılmasına verdiği tepkilerin sertliği, önceki işlerinde bela açtı başına. Bu açıdan Roman'la işi zor gibi.

Roberto Mancini: Serie A'da üstüste 3 şampiyonluk! süper. Gerçi hiçbirinde karşısında rakibi yoktu. Rakibinin olduğu yer olan Şampiyonlar Ligi'nde ise hiç başarısı yok. Zaten dezavantajı da burda başlıyor. CL yoksa tatmin de yok Roman'a. 4 senedir her seferinde bu kadar yaklaştığı "kıymetli"sinden ölür de vazgeçmez.
Avram Grant: Hiç bir zaman sevmedim kendisini. Ama gerçek şu ki, kendisinin görevde bulunduğu süreçte Chelsea çoık az maç kaybetti, iyi de top oynadı. Terry o penaltıyı kaçırmasaydı, belki halen görevdeydi kendisi.
üşüdüm, üstüme google earth, iyi espiriymiş!
9 Şubat 2009 Pazartesi
çocukluk aşkı ve milan-reggina
ahmet'in arabası yerine nike ayakkabısının prim yaptığı yıllar..evden özene bezene çıkıp yine de bir şekilde kendimizi toz toprak içinde maç yaparken ya da ataricide oyun oynarken bulduğumuz seneler..ve o hergün dondurma tezgahının arkasında duran barbie bebek gibi sarışın kız..rüya gibi, peri gibi..oradaki dondurmayı hiç sevmeme rağmen hergün gidip oradan bişeyler alıyorum, gözlerimi gözlerine dikip..tek umudum parayı verirken eline değebilmek..saçlarım terden alnıma yapışmış, gözlerim parlıyor..bizimki utangaç bir hikaye ya çocukluk geçiyor bir laf edemiyorum..her seferinde yanaklarım kızarıyor..15 yıl geçiyor, başkasıyla tanışıyoruz..aşık oluyoruz..beraber yaşamayı düşünüyoruz, doğabilecek çocuklarımızı hayal ediyoruz..belki de sonra bir gün ayrılıyoruz..cumartesi ali sami yen'den gelmiş yorgun argın otururken evde, ntvspor'da milan-reggina maçına denk geliyorum..beckham'ı formayla yeşil sahada görünce tanıyamayan insanlar var etrafımda.."hakem topu bıraksın, beckham'ın peşinden koşsun" filan diyorlar..cinsiyet kız olunca yeryüzünde izlenmesi en ideal takım milan, haksız değiller..kaka, maldini, inzaghi, pirlo, flamini..yakışıklılıkta doruk noktası..kızların top umurunda mı, yakın çekim görsünler topçuları, topu görmeseler de olur..onları maçla başbaşa bırakıp başka şeyler yapıyorum..sonra maç bitiyor, maçın sonucu sormak istiyorum onlara ama vazgeçiyorum..nerden bilecekler ki..fena halde canım sıkılıyor, ilk paragrafa geri dönmek istiyorum...
çok uzak bir şehirde kanapede uzanmışken, maç milan'ın bile olsa futbol bana anlamsız gelmeye başlamışken, unutmak için içkiyle boğarken kendimi; hala hayalimdeki resmine bakıyorum çocukluk aşkımın..ama tek bir farkla; artık yanaklarım kızarmıyor..
6 Şubat 2009 Cuma
Fildişi Maçı kadrosu

Ufuk Ceylan MANİSASPOR
Volkan Demirel FENERBAHÇE
Gökhan Gönül FENERBAHÇE
Sabri Sarıoğlu GALATASARAY
Servet Çetin GALATASARAY
İbrahim Kaş GETAFE
Eren Güngör KAYSERİSPOR
Gökhan Zan BEŞİKTAŞ
Hakan Kadir Balta GALATASARAY
Hamit Altıntop BAYERN MÜNİH
Kazım Kazım FENERBAHÇE
Ayhan Akman GALATASARAY
Mehmet Aurelıo REAL BETIS
Emre Belözoğlu FENERBAHÇE
Nuri Şahin BORUSSIA DORTMUND
Mehmet Topal GALATASARAY
Tuncay Şanlı MIDDLESBROUGH
Caner Erkin CSKA MOSKOVA
Arda Turan GALATASARAY
Halil Altıntop SCHALKE 04
Mevlut Erdinç SOCHAUX
Batuhan Karadeniz ESKİŞEHİRSPOR
Semih Şentürk FENERBAHÇE
Gökhan Ünal TRABZONSPOR
Mehmet Yıldız SİVASSPOR
Yazık ettiler Boston'uma

6 hafta

5 Şubat 2009 Perşembe
Milan akıllı oynadı

Milan bu ara transferde bence çok akıllıca bir iş yaptı. David Beckam doğru transfer olmayabilirdi. Son senelerde bir çok kez orta sahada görev yaptı, ama aslında bir sağ kanat oyuncusu kendisi. Bu yüzden maya tutmama ihtimali vardı. Bu yüzden doğrudan sokağa atmak yerine Beckham'ı kiraladılar. Bu süreçte Becham performans gösteremeseydi, kimsenin canı yanmayacak, Posh da hayatına LA'de mutlu mesut devam edecekti.
Erken konuşmaya gerek yok, ama galiba taş yerine oturdu. İlk maçları süper bir performansla geride bıraktı Becks. Ve hepimizin beklediği açıklama geldi kendisinden. "LA Galaxy'den ayrılmak istiyorum."
Galaxy yönetimi, "anlaşmamızın şartları belli, o sadece kiralık gitti" diyor, ama Milan'da oynamak isteyen oyuncuyu hiçbir galaksi'de tutamazsınız..
barça bardağımı çamaşır suyuyla yıkayıp duran temizlikçiyi bi elime geçirirsem var ya..
4 Şubat 2009 Çarşamba
youtubetastic
Goal.com'da Quaresma'yı tanımlamak için "youtubetastic" tabirini kullanmışlar. Türkçe meali biraz zor ama youtube ve fantastik kelimelerinin birleşimi gibi görünebilir. Bu konuda dilolog kardeşim Barizzio bizi aydınlatacaktır eminim. Benim anladığım kadarıyla youtube'da hareketlerini izleyip dünyanın en iyi oyuncusu olduğunu düşüneceğin ama takımına o kadar da katkı yapmayan futbolcuları tanımlamak için kullanılmış. Geçen seneki performansıyla Özer Hurmacı (bu sene biraz daha iyi en azından) benim için bu sıfatı en çok hakeden futbolcuydu diyebilirim. Özer ve Quaresma dışında youtubetastic denebilecek pek çok futbolcu var Türkiye'de ve Dünya futbolunda. Aklıma gelenlerden bir 11 yapmaya çalışırsam:Kuku'nku
Yuvaya Dönüş #2

3 Şubat 2009 Salı
ve en sonunda

Lampard'ın cezası kalktı

2 Şubat 2009 Pazartesi
tamamen alakasız..
kim ne derse desin, ortaokul-lise yıllarının tek şanssızlığı; hep bi an evvel geçsin diye bakılmasıdır..kesinlikle kendinizi hayat denen girdabın içinde bulmadan evvel yaşadığınız son güzel yıllar..kimimiz o yılların deli doluluğunu üniversite sıralarında ve sonrasında da yaşamakta ısrar etse de; kağıtlarla çöp tenekesini pota belleyip maç yapmak, tahta silgisiyle futbol oynamak, sınıf savaşlarına yan sınıfa çöp tenekesi atarak aktif olarak iştirak etmek, bir günah keçisi bulup 20 kişi üzerine atlamak, tutulan takımın tezahüratını söyleyip ezeli rakibin taraftarıyla amaçsızca kavga etmek, boş derslerde yapılan geyikler, her teneffüs kantin civarında dolanıp hoşlanılan dişilerin etrafında piyasa yapmak, başka okulların çıkışlarına kız tavlamak amacıyla gitmek.. hepsi bu yıllara özgü davranışlar işte..insanın sayarken bile içi eriyor..biliyor çünkü hiçbirşey ilerleyen yıllarda bu şekilde güzel gelmiyor..herkes ayrı bi kente gidiyor..yolda karşılaşılıp içten sarılmalar seyrekleşiyor..yavaş yavaş unutuluyor arkadaşların adları, suratları..hatırlamaya çalışmak da fayda etmiyor..sonra bi gün bi mail geliyor "cuma günü buluşuyoruz istanbuldaysan" diye..evden o gün daha özene bezene çıkıyorsun, köşebaşındaki starbucks'da kahve alırken farkediyorsun dökülen saçları, yüzlerdeki eskimeleri.. ve kahvene ne kadar şeker koyarsan koy, o küçücük kantindeki tadı yakalayamıyorsun..Vamos Rafa!

- Kendisi İspanyol.
- Çok hırslı. Bazan mahalle maçlarında arkaşlara küsüp topa dan dun vurduğum zamanları hatırlatıyor, kaybederken suratı asılıyor, ajite oluyor.
- Tenis kıyafetleri yakalı t-shirt ve diz boyunda şort olduğu halde kolsuz t-shirt ve capriyle çıkıyor bir çok maça.
- Taraftar kitlesi var ve her fırsatta onlara selam duruyor, normalde bu da tenis için alışık olduğumuz bir durum değil.
- Son olarak, kendisine o.ç. diyen (kendine baksın) Fernando Verdasco'yu (kendisini sevmememin asıl nedeni daha ezikçe tabi, yakın zamana kadar Ana Ivanoviç'le beraberdi)bi güzel susturdu.

Uzun sözün kısası: henüz 23 yaşında Rafa, çok genç yaşta elde ettiği başarılar inşallah bozmaz da, daha bi 10 sene kadar izleriz Allah'ın delisini!
feliz cumpleanyos!
1 Şubat 2009 Pazar
Uçan Arjantinli

kupa kazanmak vs itibar kaybetmek



