7 Nisan 2009 Salı

kupalara alışkın Trabzon taraftarı..!


Hakan Şükür'ü Milli Takım'a almamak kabul edilebilir bir tercihti ama yerine Ersen Martin'i çağırmanın herhangi bir izahatı yoktu. Zaten bu yüzden, "sen bu takımı ancak CM'de yönetirsin" diye pankart açmıştı Ultraslan.

Ama şimdi durum farklı, sezon başında 25 oyuncu transfer etmiş olmasına rağmen, sezon boyunca maçlarını en keyifle izlediğim takımı yarattı Ersun Yanal. Daha sene başında bu sene şampiyonluk hedeflemediklerini söylerken başına neler geleceğini biliyordu herhalde. İsteyen sevsin istemeyen sevmesin ama ben son maçta 3'ü 100% olmak üzere 12 gol kaçıran Trabzonspor'u, toplam 4 pozisyona girip Bursaspor,Konyaspor ve Gaziantepspor'u yenen Galatasaray'a tercih ederim. Bu sebeptendir ki Galatasaray'ı tarihinin en kötü kadrolarından biriyle Avrupa'da dimdik ayakta tutan, Türkiye'de şampiyon yapan Lucescu yerine görece daha başarısız sayılabilecek Erik Gerets'i tercih ederim.

Trabzonspor taraftarları en sonunda yüzlerini ellerine alıp istifaya çağırdılar Ersun Yanal'ı. 61. dakikada uçurdukları balonların yanına ekleyip gönderecekler ellerinde olsa. Hem de Umut Bulut ve Gökhan Ünal'ı da beraber yollayacaklar fezaya. Umut ve Gökhan'ı beğenirsiniz beğenmezsiniz, ama Trabzonspor bu kadar baskı kurup bu kadar pozisyon bulabiliyorsa bunun yegane sebebi Umut ve Gökhan'ın rakip yarı sahada sürekli gezgin halde olmasıdır. Keza Zapo da Tam Saha dergisine verdiği röpotajda en çok zorlandığı forvetin Trabzonspor forveti olduğunu vurgulamıştır. Trabzonspor'un eksiği golse, mevcut sistemde bu bütün takıma ait bir sorumluluktur aynen savunma gibi. Şöyle açıklayım, mevcut Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş kadroları Amerikan futbol takımı düzeninde top oynuyorlar. Defans ve ofans resmen 2 ayrı takım halinde ilerliyor ve takım bütünlük gösteremiyor. Ancak Trabzonspor'da sürekli hareket halinde forvetler ve onların açtığı boşluklara giren orta saha hatta defans oyuncuları, takımın hepsini sürekli oyunun içinde kılıyor. Burada ise oyuncu kalitesi, kadro derinliği gibi faktörlerin yanına taraftarın bilinçsizliği ve anlamsız baskısı eklenince herşey gerçek ersun yalan oluyor.
rooney rooney rooney rooney (kaiser chiefs-ruby melodisiyle)

Villa sürprizi


Sabah çayımı yudumlayaraktan maillerimi kontrol ederkene, ilginç bir sürprizle karşılaştım. İngiltere ofisinden bir arkadaş, bir programı kullanan insanların isim ve lokasyonlarını rica etmiş benden. Bir de örnek tablo hazırlamış. Tabloyu incelerken neden böyle alışılmadık renkler kullanmış diye düşündüm ilkin. Ardından ilk isim Gareth Bary olunca, "vay be baya sık kullanılıyor herhalde adamlarda bu isim" dedim. Ardından Ashley Young, Gabrielle Agbonlahor ve diğerleri gelince, hoş bir Aston Villa nüktesi ile karşı karşıya olduğumu anladım. İngilizler de komik insanlarmış meğer.

En güzel kısmı da, Barcelona'da yaşadığı rivayet edilen Martina Laursen.
gyugy

6 Nisan 2009 Pazartesi

Geniş alan sprinteri


Çok kullandığımız bir tabirdir futbolda. Savunmanın arkasında gördüğü boşluğa iyi sarkan, topla buluştuğunda 40 metre depar atıp kimseleri kendisine yetiştirmeyen adamdır. Kapalı savunmalara ve markaja karşı görece etkisizdir, açık savunmalara karşı gol kralı olur. üstüne de arkadaşlarına tonla asist yapar.

Tam olarak tanımını yaptığımız adamın Daniel Guiza olduğunu bu hafta kendisini seyrettiğimiz 2 maçta görebildik. Türkiye karşılaşmasında son dakikada savunmanın gafletinden yararlanıp, Hakan'ın da kendisine yetişmesine müsade etmeyip yaptığı güzel servis vardı. Dün de ben beğendim Guiza'yı. Son vuruşlardaki inadına beceriksizliğine rağmen, bir o kanatta bir bu kanatta sürekli top aldı, sürekli top dağıttı. Golünü de atmış oldu sonlara doğru (Lugano'yu yakalayacak neredeyse!), moralini de katladı böylece. İspanya'da nasıl bir ortamda şampiyon olabildiğine dair daha net bir resim oluştu gözümde, eski takımında çok da seyredememiştim kendisini.

Kendisinin aksine çok iyi savunma açan, golü iyi koklayan bir forvet olduğunu düşündüğüm Semih Şentürkle bence çok iyi bir forvet ikilisi oluşturuyorlar, ki bence Semih, hemen her forvetin birlikte oynamak isteyeceği bir partner. İnatla beraber oynatılmadılar yeterince. Dünkü maçta var olmayan bir orta sahaya rağmen yeterince pozisyon üretti Fenerbahçe. Deivid ya da Alex'i feda etmek pahasına beraber oynatılmalıdırlar kanımca. Yok yerimiz iyi diyorlarsa o ayrı konu.

Wölfe!


Alman ligindeki çekişmenin bizim ligdekinden çok önemli bir farkı var. Liderlik hemen hemen her hafta el değiştiriyor. Dahası, herkes lider olduğunda şampiyonluğa dair bir inanç oluşuyor içinde. "Şampiyon olamazlar", "yapmazlar abi" gibisinden mevzular yok orda pek. Yeni haftanın lideri kurtlar (Wolfsburg) oldu. Ben W armalı formayı daha çok seviyordum, yeni logo daha çiğ durdu gözüme.

Cumartesi bil cümle Turunç familyasını (isim verip rencide etmiycem) PES'te tokatlarkene, bir yandan da Sivas maçı, Arsenal maçı ve Bayern-Wolfsburg maçını takip ediyorduk! Aslında 3. tercihimiz olacak bu maç, fena tokatlanmakta olan Bayern'i ve bıyık altından gülen Klinsmann'ı (bakalım ömrü ne kadar uzun olacak Bayern'de) görünce hemen öncelikli maçımız oldu. Zaten sırf Grafite'nin golünü canlı izleyebilmemiz bile doğru karar verdiğimizin göstergesi.

Arada yine canlı bağlanılan maçta, Hertha da Dortmund'a yenilince, liderliği, sonuna kadar hak ederek almış oldu Wolfsburg. Heyecanla takip etmeye devam ediyoruz Bundesliga'yı.
http://www.vflwolfsburg.de/50324.html

5 Nisan 2009 Pazar

Başarılar ve temelleri

İşbu yazı, abim Lazinyo tarafından, Siena gezisi sırasında kaleme alınmış bir denemedir.

Aslında her şeyde olduğu gibi sporda da kalıcı olabilecek başarıların temelinin olması gerekir diye düşünüyorum. Hemen her spor dalında tarihe geçmiş başarılarımız olmuşsa da hiç biri maalesef kalıcı olamadı. Halter, güreş, savunma sporları, futbol ve basketbol akla ilk gelenler. Göçe göçe, kona kona en sonunda durulduğumuz topraklarda da anlamış bulunmaktayım ki temel memel atamamışız.

Görmüş olduğunuz fotoğraflar geçtiğimiz hafta Siena’da tarafımca çekildi.
Bu şehirde herşey yüzlerce yıllık dokuyla beraber yaşıyor, yeni yapılan herşey de bu dokuya uygun olarak kırmızı taştan yapılıyor ve Siena’da neredeyse tamamen Sienalılar yaşıyor. Tüm şehir gördüğünüz gibi.

Bu inanılmaz tarihi atmosfer içerisinde maymun gibi etrafa bakıp kompozisyon ararken gözüme banka ve gölgeliğinde yazanlar ilişti. Ardından rehberimden olayla ilgili bilgi istedim. Monte dei Paschi di Siena görmüş olduğunuz tarihte kuruluyor. Şu anda Siena’nın % 40’ına sahipler ve yıllık gelirlerinin %40’ını Siena için harcamak zorundalar.

Hasılı aklıma hemen Ergin Ataman ve Montepaschi Siena’sı geldi. Yanlış hatırlamıyorsam 2002'de Saporta kazanmışlardı. Aynı takım akla Mirsad’ı, Naumoski’yi, Žukauskas’ı, Rentzias’ı ve Chiacig’i de getiriyor. 2007 ve 2008 şampiyonu, 2009'un da en güçlü adayı. Biz Koraç kupaları ve final four'lardan nerelere geldik, adamların progresi ortada. Biz de ilerde “köklü” oluruz diye umuyorum.

Tıp ve din alanında da ilklere sahip bir şehir. Haliyle sporu da destekleyiş biçimleri biraz farklı. Sadece basketbol değil tabi ki, futbolun da adı çok geçiyor. Siena futbol takımı, ki onlar da isimlerini sponsorları Montepaschi'nin ismiyle birleştirmek üzereler, ilk kez Serie A'ya yükseldikleri 2000 yılından bu yana artan bir başarı grafiğiyle Serie A'nın hatırı sayılır kulüplerinden biri olma gayreti gösteriyor.

Saçma bi fotoğraftan nereye geldik. Bol sporlu günler diliyorum.

Lazinyo
kardeşime çok teşekkür ediyor, yazılarının devamını diliyorum..

3 Nisan 2009 Cuma

realist dedenin sürrealist torunu


Bugün esi Defne Samyeli'nin yazisindan ögrendigim kadariyla Galatasaray'in yeni stadini yapmakta olan ve bu süreçte yasadigi krizlerle hergün mansetlere tasinan Eren Talu, ilk Türk realist romani "Araba Sevdasi"nin yazari Recaizade Mahmut Ekrem'in torunuymus. Birini ünlü yapan Araba Sevdasi, digerininki Stad Sevdasi.
otomatik portugal

Ferguson & Mcgregor olayı ve Türkiye

Takiminin yenildigi maçlar sonrasi Istanbul gece alemlerinde futbolcularla karsilasan olmustur aranizda. Ben sahsen görmedim ama Galatasaray'in maglubiyetlerinde efkar dagitmak (!) için Etiler ya da Kuruçesme gecelerinde Ümit Karan'i gören pek çok arkadasim olmustur. Milli Takimlarda her düzeyde forma giymis halen de çagirilan ama ismini vermemem gereken bir arkadasimdan ögrendigime göre Ümit Milli Takim kamplarina kadin çagirildigi bile olmustur bu memlekette. Bu memleketin en pahalı topçusu Guiza'nin Ispanya Milli Takim kamplarinda yaptigi iddia edilen alemler de çokça yer bulmustu medyada. Bu bilgiler isiginda Glasgow Rangers Kaptani Ferguson ve Kalecisi Allan Mcgregor'un Hollanda maçindan sonra içki içmeleri sonucu Milli Takim'dan uzaklastirilmalariyla baslayan daha sonrasinda kendi kulüplerinden de ceza almalariyla sonuçlanan olaylar silsilesini biraz bizim Milil Takim'a uyarlayim dedim. Aşağıda geçen isimlerden Volkan-Emre-Aragones yerine Arda-Emre-Bülent Korkmaz yazabilirsiniz, bunları kullanmamın sebebi Ferguson'un kaptan Mcgregor'un kaleci olmasıdır. Yazıda Fenerbahçe Spor Kulübü ya da hiçbir futbolcusu hakkında aşağılama yoktur, yazi ağır geyik içerir, okumadan uyarayim dedim..


Simdi söyle düsünelim, Milli Takim kaptani Emre, Ispanya'daki maçtan sonra kaleci Volkan'la Madrid sokaklarinda dolasip hava alalim derler. Giderlerken yolda güzel bir pub bulurlar ve 2 tek atip kafa dagitmaya karar verirler. O sirada Kalli'nin ispiyoncu kankasi Ahmet Akçan Kalli'nin tavsiyesi üzerine Real Oviedo ile görüsmek üzere Madrid'de inen uçagindan çikip su sokaklari biraz gezeyim derken pubda ne görsün, Emre ve Volkan hafiften demlenmektedirler. Bu konu beni ne ilgilendirir demez, içindeki "Amansiz" çikar ortaya ve Fatih Hoca'ya durumu çitlatir ardindan da Milli Takim'daki iletisim problemlerinden dem vurarak hem ispiyonaj hem de tercümanlik hizmetlerini Milli Takim'a sunabilecegini söyler. Fatih Hoca ise öfkeden Ahmet Akçan'in teklifini duymaz bile böylece Milli Takim kurtulur. Kurtulamayanlar ise Emre ve Volkan olmustur. Bir sonraki maçta yedek kulübesini göreceklerdir, çünkü Fatih Hoca'nin fatura kesmeye ihtiyaci vardir, içme eyleminin maçtan sonra yapildigini bile bile.


Ali Sami Yen Sponsor Cenneti'ndeki milli maçta ise Volkan ve Emre maçi tribünden izlerlerken kendilerine yapilan haksizligi düsünmektedirler. Kendilerini görüntülemekte olan basin mensuplari ve Ahmet Akçan ile gözgöze gelmeden ama onlarin orada oldugunu farkederek parmaklarini "V" harfi seklinde agizlarina dogru götürürler. Milli Takim'i yine yenilen Fatih Terim, kendisine basin toplantisinda futbolcularin yaptigi hareketleri anlatan Osman Tanburaci'ya "senin biyigini ..." diyip "gerekirse 6 futbolcumu kollarindan tutar atarim Milli Takim'dan daha da gelemezler" diye ekler.


Peki bu durumda Fenerbahçe ne yapar? Antu.com hemen arsivlerden el hareketi yapmis ya da içki içmis Galatasarayli futbolcular listesi hazirlarken, Aragones ise futbolcusunun içki içmesini kabul edebilecegini ama Ulusal Takim Teknik Direktörü'ne hareket çekmesini kabul edemeyecegini ilan ederek bu iki futbolcuyu süresiz kadro disi birakir. Bu arada Genç Fenerbahçeliler Sefa Reis liderliginde daha önce kaptan-kaleci tekmelemis olmanin verdigi CV'lerinin etkisiyle, hem Milli Takim kaptani hem de kalecisini tekmelemek üzere federasyon yetkilisi Davut Disli tarafindan tutulmustur bile. Gerçi daha sonraki federasyon seçimlerinde Sefa Reis çikip bu dayak için para aldigini itiraf ederek, kendisine para veren Davut Disli'yi suçlayacak ve alakasiz bir sekilde geçen gece Aziz Yildirim'i bir kadinla gördügünü iddia ederek istifaya çagiracaktir. Nereden çikti bu bileklikler diye de haykiracaktir sonunda.


Herseyin sonunda ise Volkan'la Emre solugu aldiklari Iskoçya Daglarinda, bir ellerinde bira ayaklarini asagi dogru sallarken, daglardan esen rüzgarin, Iskoç eteklerinin altindan püfür püfür esmesiyle bunlari hatirlayip sersem sersem gülümsemektedirler..
Yasasin Tam Bagimsiz Iskoçya

Gölgede ve güneşte Robinho

Guardian yine süper bi analiz yapmış, Robinho'nun deplasman ve içerideki performanlarını analiz etmiş. Yukarıda, Robinho'nun Stoke city ile oynanan iki karşılaşmada attığı şutlar var. Gördüğünüz gibi, içeride iken isabet yüzdesi, isabet edenlerin de gol olma olasılığı çok daha yüksek. Sadece şutlara bakıldığında "Robinho deplasmanda kayıp" başlığı atılabiliyor, Fotomaç style! Ancak bir de şuna bakalım.

Liverpool ile yapılan iki maçta verdiği paslar Robinho'nun. İçeride 10/16, dışarıda 27/31 pas! Bir de verdiği pasların coğrafyasına bakarsak, sürekli orta saha ve kanatlara destek atmaya gittiğini görüyoruz. Takımın pas trafiğine bu kadar çok katılarak kanatların atağa katılmasını kolaylaştırıyor, rakip beklerin atağa çıkmasını güçleştiriyor. Ve Robinho deplasmanda kenara alındığında, ki bu sık oluyor, City yakın zamanda gol yiyor. Severim kendisini..
nasıl geçti çocuklar halısaha??

2 Nisan 2009 Perşembe

başkanların adamları


Galata Sarayı efendileri ile Prens Charles'ın takımı yani bir nevi Buckingham Sarayı efendileri olan Newcastle'ın, takım zora düştüğünde başa Büyük Kaptan geçirdiğini herkes biliyor, Barizzio da yazdı zaten.
Ama Galatasaray'ın aksine bu karar sonucunda "başkan'ın adamı" diye bilinen Dennis Wise gitti.
Daha önce bahsetmiştik; oyuncu izleme, transfer ve genç takım organizasyonundan sorumlu olduğundan Dennis Wise'ın.
Darısı Galatasaray'ın başına diyelim.
Auf wiedersehen

Kırmızıların adamı

Pek gergin çocuk şu Rooney. Hele daha gençken tam agresif ergen çocuklara benzemiyor muydu! İşte Rooney'nin kırmızı kart gördüğü pozisyonlardan bir seçki size. Üstteki foto, 2002'de Everton'da oynarken Birmingham'a karşı gördüğü kırmızı kart.

Burada yıl 2005, Şampiyonlar Ligi'nde Villareal karşılaşmasında kırmızı kart görüyor.

Yıl 2006, Manchester United "dostluk" maçında Portoyla oynarken, bizim kopil yine tutamıyor kendini.
Aynı sene, Dünya Kupası çeyrek finalinde Ricardo Carvalho'nun üzerine rahatlıkla gözlemlenebilen bir nefret ve kasıtla basınca, yine "erken duş" almaya gönderiliyordu.
Geçtiğimiz günlerde Fulham karşılaşmasında topu hakeme doğru fırlatırken, muhtemelen olacaklardan haberdardı, ama yine de bu karardan çok hoşnut olmadı.
Bir de varilmeyenler var, mesela geçen gün Ukrayna karşısında Oleksandr Aliyev'e çift dalışı, ve hakemin devam deyişi var. Saymakla da bitmez uçan tekmeleri, onlar da başka posta inşallah.
que pasa diego?? :) 3000 metre yüksek geldi bizim çocuklara..bi de halili özledim

tesadüf nedir?


27 Eylül 2006


1 Nisan 2009

sorumuz şudur: tekrarlanan başarı tesadüf olmaktan kurtarır mı ya da tekrarlanamayan her başarı tesadüf müdür..?

Bi abartmayın!


Dünyanın neresinde var bilmiyorum bu. Yılı geçmiş yenilmemiş, aylar olmuş beraberlik bile almamış bi takıma yenildi diye teknik direktör kellesi kesilir mi, allah aşkına! Son dakika golleriyle gelen yarı final zamanında Fatih ve aslanları kafasındaydı herkes. (Son günlerde sponsorların ellerini ovuşturarark çektiği reklamlar da bu kafayı sömürmek için tasarlanmıştı.) Bu iki maçta, o günlerden kötü oynamadık, sadece daha şanssızdık, ve tabi rakip İspanyaydı.
Grubun görece zayıf takımları Belçika ve Estonya karşısında alınan beraberliklere bu kadar feveran edilmemişti. Bu iki maçtan kaç puan çıkarmayı bekliyorduk, herkes söylesin. Bu 2 maça göre hesap yapılmazdı, bunları sanki oynamayacakmışız gibi puanlarımızı değerlendirmeliydik. Zaten "büyük takımlar" karşısındaki başarı grafiğimiz ortada, seriyi bozmamız sürpriz olurdu, olmadı. Tek üzüntüm benim, İspanya 2 maçtır tanınmayacak haldeyken, Torres ve Villa sahada varlık göstermezken, kıskıvrak yakalamıştık adamları. Olmadı. Ben ortaya konan mücadeleden çok memnun kaldım, helal olsun Türko'lara..

Birkaç not: 1)Nasıl bir kafadır maç içerisinde çıplak erkek oynatmak, kızların bile hoşuna gitmedi bu fikir doğrusu. Federasyon akıllı ol. Nefret ettim.. 2)Kapalı tribünün kenarında asılı Azerbaycan bayrakları hoşuma gitmedi. Biz farklı ülkeyiz hocam, başka milli takımımız var, destek ne iş? 3)Maç seyretmek için dünyada en kötü yer Ali Sami Yen Yeni Açık Alt tribün'dür, açık ara. 4)Devre arasında kapalı tribün, "Kapalı, bayrağı açın" diye emreden ...'ya (ağır kelime oldu, noktalar koydum yerine) itaat etmedi, çünkü açılan şey bayrak değil, sponsorun reklamıydı. Olmaz olsun reklamı, parası, desteği. Milli takım bu, neden böylesi büyük sponsorluklar? Uzadı, özür dilerim, sağlıcakla..
şu amansız reklamını da kaldırın yayından allah aşkına!!

1 Nisan 2009 Çarşamba

İkinci "Büyük Kaptan" vakası


Alan Shearer. Bugüne kadar en beğendiğim İngiliz futbolcu, en çok sevdiğim forvetlerden biri... 1988 yılında Southampton'a gelip, ilk maçında hat-trick yaparak dikkatleri ilk kez üzerine çekiyordu.



1992 yılında bir İngiliz futbolcuya verilmiş en yüksek bonservis olan 3.3 Milyon Pound'a geldiği Blackburn Rovers'la 1995 yılında şampiyon oluyordu. Aynı yıl yılın futbolcusu ödülünün de sahibi oluyordu.


Bir sene sonra Newcastle'a transfer oluyor, takımının ve ülkesinin en önemli futbolcusu haline geliyordu, Euro 96'nın da gol krallığını özgeçmişine katarak! Efsaneleşmiş gol sevinci halen bir çoğumuzun tüylerini ürpertir.



Yıllardan 2002'ye geldiğimizde, Newcastle için 206. golünü kaydediyor, ama bu Nisan gününde yapılan maçta dizini sakatlıyor, kariyerine bir nokta koyuyordu.
O artık Newcastle United teknik direktörü. Kinnear'ın kalp rahatsızlığı sebebiyle zaten bir değişiklik bekleniyordu, ama hayranları için (mesela ben) güzel bir sürpriz oldu bu haber. Bakalım bu Büyük Kaptan neler yapacak bu kez teknik direktör koltuğunda.
kırmızıııı beyaaaaazzzzz kırmızııııı beyaaaaazzzzz

31 Mart 2009 Salı

Üslup tartışması

Maradona'yı Pele'den daha çok severim. Ama son saldırısını anlamsız buldum.
Pele'nin çıkıp ortalıkta kendisine uyuşturucu bağımlısı demesi nahoştur, ama gerçeklere dayanır. Bizim Dios'un çıkıp Pele hakkında "he lost his virginity to a man" demesi, çeviremeyeceğim, terbiyem müsait değil, alenen yardırmaktır.

Allah muhafaza ortamı Türk politik arenasına çevirirsiniz, saygımızı yitirmeseniz keşke be hocam..
Gereksiz toplumsal mesaj verdik galiba, perdon:)

Ne güzel forma!

Ben acayip beğendim İngiltere'nin formasını. Becks kırdı rekorunu, adrese teslimlerini yaptı yine..
http://www.myworld.com.tr/tr/planlar/southside/southside_2+1a.html

30 Mart 2009 Pazartesi

Adam olacak çocuk


Bazı ünlü futbolcuların çocuklukları. Çoğu gün gibi ortada zaten, bir iki tanesi biraz değişmiş o günlerden bu günlere. Caner'e teşekkür eder, tahminleri bekleriz.



bu resimde hangisi ronnie anlayamadım misal :)

en alttaki sağlam mavra, inşallah ceza yemeyiz :)

Yazık

Fildişi Sahillerinde duvarı çöken statta 22 ölü, 130u aşkın yaralı var. Futbol can almasın..
allah rahmet etsin

27 Mart 2009 Cuma

mustafa denizli buldu "revivo"sunu


M.Denizli geldiğinden beri oynadığı futbol ve son golü itibariyle bjknın revivosu oldu tello...sivas'a attığı muhteşem golünün hazırlıyacısı ile revivonun bursaya uçan tekmeyle attıgı muhteşem golün hazırlayıcısı aynı isim,yusuf şimşek...kalede yine rüştü,fiziksel ve mevki benzerliğinden lazetiç ekrem dağ eşlemesi yapsak,şampiyonluga bu isimler yetecek mi göreceğiz yoksa m.denizli takım içinde rapaiç,serhat,andersson bulması mı gerekecek?
revivonun c.vigo fotosuna laf etmeyin,onun formasını verip ortega forması aldık

Altın yere düşmeyle pul olmaz #2

Ronaldo 2 gol daha attı Corinthians formasıyla. Başarılarının devamını diliyoruz. Türkiye'de hangi takıma gelse gol kralı olur kendisi, çok da güzel olur.
Biletix'e uyuz oldum, 1 saat uğraşıp bilet alamadım resmen! Burkay sağolsun..

İspanya'yı neden yenemeyiz


Türkiye milli takımının neler yapabileceğini hepimiz, sevinçle, kupa başında söylediklerimizden mahçup bir şekilde seyrettik geçen yaz. 2002 var bir de. Yani 6-7 senelik "iyi takım" mazimizde bir dünya, bir avrupa 3.lüğümüz var. Dünyanın bir çok ülkesinden taraftarları var artık milli takımın. Mesela Barnabeu'da maçı seyredecek olan iş arkadaşım Joaquim, (katalandır kendisi, "cakiim" diye okunur, "yoakim" ya da "hoakim" diye değil) Türk milli takımı hastası. Çünkü hiçbir takımın kendisine bu kadar kaotik, çağın tek düzeliğinden uzak bir futbol keyfi sunmadığını söylüyor. Gerçekten çok iyi bir takım Türkiye milli takımı. Velakin..

Alınan başarılarımızı biraz mercek altına alırsak, rahatlıkla Türkiye'nin nasıl takımlara karşı başarılı olduğunu görebiliyoruz. Sözü geçen 2 başarımızda, herhangi bir "büyük takım"a karşı alınmış bir başarımız yok, Brezilya'yı ilk maçta ezip, hakem yüzünden verdiğimiz maçı saymazsak (fanatik yorum, ama doğru). 2002'de Brezilya'ya iki kez kaybettik; Kosta Rika ile berabere kaldık. Devirdiğimiz takımlar ise Çin, Japonya ve Senegal!

Yine 2008'de Portekiz ve Almanya'ya kaybettik; İsviçre, Çekistan ve Hırvatistan'ı (penaltılarla) yendik.

Bunun kanımca sebebi de, teknik kapasite ve oyuncu kalitesinden ziyade (bunlar yok demiyorum, aman diyim) "gaz kültürü"ne dayanan Türk tarzının getirmiş olması bize bu başarıları. Yemiyor bunları büyük takımlar. Senegal isterse dünyayı yensin, karşısında 11 tane yeniçeri görünce basireti bağlanıyor, ama onların yendiği büyük takımların karşısında da bizim yeniçeriler "yalınkılıç" kalıyor.

İtalya, İngiltere ve Fransa karşısında nedir durumumuz? Brezilya'yı kaç kere getirebildik dize?

İnşallah utanırım, ama İspanya karşısında da, aynı durumun devam edeceği kanısındayım. Dis iz dı fıtbol, itiz dı fıtbol, vatkenaydu samtaymz??
wasted times has left the conversation

26 Mart 2009 Perşembe

İngiliz usulü orta saha

Çogu kisiye göre Dünya'nin en iyi orta sahasina sahip milli takimi Ingiltere'dir. Becks-Lampard-Gerrard-J.Cole 4'lüsü hep yanlis teknik direktörler ve Rooney'e partner bulunamamasi nedeniyle yeterince basarili olamamistir. Çünkü bu 4'lü oyunun 2 yönüne de hakim, lider futbolculardan olusmaktaydi. Dünyanin en basarili teknik direktörlerinden biri oldugunu defalarca kanitlayan Capello ise aslinda herkesin kafasindaki bu hayallerin 4'lüsünün çok da ideal olmadigini düsünmüs. Uzaktan attigi goller vesilesiyle hücum yönünü görmeye alistigimiz Lampard'in, hakettigi degeri görmeyen defansif yanini kullanmaya karar vermis. Bu sayede Gerrard Rooney'e yaklasarak Liverpool'da Torres'le oldugu gibi bir ikili olacak, Lampard ise geriden ataklari baslatacak oyuncu olacak. Taktik 4-4-2 'den 4-4-1-1'e dönecek. Lampard'in yaninda büyük ihtimalle Hargraves gibi bir dalagi yerinde bir topçu oynayacak, hatta Ingiltere özlemini kurdugu kupalara bu sekilde ulasacak belki. Ama kesin olan su ki, önümüzdeki Ukrayna maçiyla bir devir kapatacak Italyan Fabio.
canım acayip fm oynamak istiyor şu sıralar, ne dersin bariz??

eğitim şart..!


''Egitim herseyin önünde geliyor. Su anda 20 milyon genci olan Türkiye'nin bir Avrupa Sampiyonlugu veya Dünya Sampiyonlugu yoksa, 1 milyon genç nüfuslu Hollanda'nin Avrupa ve Dünya sampiyonlugu varsa; dogru düzgün bir sistemin kurulamamis olmasi, altyapiya gereken önemin ve sizin gibi gençlere gereken destegin verilmemis olmasindan dolayidir.'' demis Bülent Uygun, Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Egitim Fakültesi'nde Sakaryaspor taraftar grubu ''Tatangalar'' tarafindan düzenlenen ''Türk Futbolunda Anadolu Kulüpleri'' konulu etkinlikte yaptigi konusmada.

Demek istedigi sey açik, herkesin yillardir söyledigini, örnekleyerek anlatmak istemis. Film burada kopuyor zaten. 16 Milyon nüfuslu Hollanda'nin genç oranini 1/16 alip Türkiye'ninkini 2/7 almak affedilebilir ama Hollanda'nin hiç Dünya Kupasi almamis oldugunu bilmeden sallamak pek olmamis. Ya da belki ben yanlis düsünüyorumdur, cevabi cümlenin basinda vermek için bilerek yapmistir böyle bir hata. "Egitim herseyin önünde geliyor" nasil olsa.
ağlarsa anam ağlar, gerisi ninja kamlumbağalar

25 Mart 2009 Çarşamba

Dedikodu kazanı


Manchester City want Diego Forlan to find the top corner from 25 yards and Row Z from two yards next season.

-Manchester City, Ceza Yayı'ndan topu 90'a yazsın, altı pastan dağa taşa vursun diye Diego Forlan'ın peşinde! Espiri İngiliz medyasından, taraflı tercüme benden.
al lee dişin nasıl oldu olm?

24 Mart 2009 Salı

Rafa bir kez daha


Yükselen trend Murray, yine karşısındaydı. Bu kez Indian Wells.. Nadal yoluna devam ediyor. ¡Vamos!
paola & chiara vamos a bailar

Tanrılar kurban istiyor


Lincoln ne yaptı ki? İyi oynadığı zaman kral Cassio (Benfica maçı ve civarı), kötü günde tükaka! Milli maç arası, oyunculara izin verilmiyor mu? Tüm futbolculara olduğunuz yerde kalın emri mi verdiniz? Bu ara bir takım sorunları var diye hapse mi atacaksınız Lincoln'ü? Yoksa krize kurban edilecek kalifiye bir günah keçisine mi ihtiyacınız var?
etme eşekle muhabbet küstürürsün, silme cam kırığıyla g.tün kestirirsin

23 Mart 2009 Pazartesi

haftanın üzerine soğuk bira II


3büyüklerin taraftarı olan 3genç bira içip futbol muhabbeti çevirmek için aynı masada buluşurlar,1.biralar gelir,herkes takımına sitemkardır...


BJKT:oğlum lider olacaktık,çok pis fırsat kaçtı

FBT:abi o değilde böyle bir ligte şampiyon olamazsak yazıklar olsun,çok eşek bizim takım ya

GST:abi kendi sahamızda yeniliyoruz 10kişiye olacak iş değil...


(2.biralar gelir,artık rakibe vurma sırası gelmiştir.)

FBT>BJKT:lan olum ilk5teki kimseyi yenemeden şampiyonmu olacaksınız,zevki çıkmaz

GST>FBT:olum sen hiç konuşma sizin hiç şansınız yok,fikstürüne bak

FBT>GST: sen hamburgerini ye


(3.biralarda türk futbolunu irdelenir)

GST:hocam ligin kalitesi artıyor ha, şuna bak hepimiz puan kaybettik,havuzdan gelen para ligteki puana göre dağıtıldıgı için son 3yıldır böyle oluyor heralde

FBT:saçma!ligin kalitesinin arttıgı falan yok,ön libero sayısı artıyor,gol atmak zorlaştı...avrupalı önliberoyu ,10numarayı bırakıyor biz 2ledik hatta ilerde üçleriz abi,aslında aragones denemişti futbolcular becerememişti

BJKT:şampiyon biziz ya ben ona bakarım


(3.biralardan sonra tuvalet molası ardından 4.lerde futboldan hafif kayma eğilimleri görülür)

BJKT:abi bu hafta kupon yaptıgını düşün ne para kaldırırdık yaw

FBT:hee ya ama nerden bilecen abi

GST:olum aslında belliydi ha


(5.biralarda futboldan kopulmamaya çalışılır)

FBT:abi çok güzel kız ya offff hsonu yine gördüm

GST:e yakışır kardeşime

FBT: (ince bi sesle) abi çok güzel gülüyor da tek eksisi var bjklı

BJKT:eksi değil artı olum

GST:fenerli olmasından iyidir


(6.biraların başında konu masumiyetini kaybeder,mekanda dümtektek şarkısıyla birlikte tek konu hadise ve eurovisiona çıplak çıkacagı olur...o kısmıda sansürlü verelim:))

GST : djsnıpofpıgjdfpsojgdfsohjgdpoıghd

FBT :ISADHFOS OIDSJOSIFJAĞPFD OIPJSDOPIAS

BJKT : soıdfjapoıjfdoı aofdjaoıf

bana bu birayı nerden bulabileceğimi söyleyeni,o mekana davet edecem

Haftanın üzerine bir soğuk bira..


Uzun zamandir post girmiyordum, hatta Hamburg maçinda Wasted ile yikildigimizdan beridir, ne spor sayfalarina bakiyordum ne de bloglara. Trapano'nun Ümit'li resmini bile yeni gördüm. Ama Cuma-Cumartesi-Pazar aksamlarimi Fenerbahçe, Besiktas ve Galatasaray maçlarina ayirdim. Fenerbahçe ve Besiktas yazacam biraz sonra da Galatasaray tabiki.
Fenerbahçe, Sivas-Sivas-Kayseri üçgeninde oynadigi ezici futboldan sonra Kocaelispor ve Bursaspor maçlariyla sezon basina döndü. Bu son iki maçin da kaderi hemen hemen ayniydi. Ilk yarida öne geçip uyutan ve son dakikalarda kalesinde gol gören Fenerbahçe. Halbuki biz Aragones'i öne geçtigi maçlari domine etmesiyle tanimistik. Öyle ki, uzun lig maratonunda yenik duruma düsmesi muhtemel Atletico Madrid'de dise dokunur bir basarisi olmamasina karsin, hiçbir maçta yenik düsmedigi Avrupa Sampiyonasi'nda eze eze sampiyon olmasi bu yapisina da baglanabilir. Özellikle Guus Hiddink'i mat ettigi Rusya maçi, Avrupa Sampiyonasi'nda teknik direktör galibiyeti olarak adlandirabilecegim en net maçti. Herneyse Ertugrul Saglam göreve geldiginden beri, Bursaspor'unun takim savunmasina fazlasiyla önem vermesi ki bu sayede Ömer Erdogan ve Mustafa Sarp'i yildizlastirmasi ama hücum varyasyonlarini (hali saha topçusu) Volkan Sen ve (3 güne bir Manu beni izliyor Arsene kapimda yatiyor diye aglayarak yetenegine yazik eden) Sercan Yildirim'a dayandirmis olmasinin etkisiyle ligin en az keyif veren takimlarindan birini olusturdu. Geçen haftaki Eskisehirspor maçinda Emre Toraman olmasa gol atamayacak olan Bursaspor, bu hafta Fenerbahçe'nin hücum etmeyip israrli davet etmesi üzerine gelmeye basladi. Yine de gole kadar Sercan'in çalimlarla getirip, Ilker Yagcioglu kivaminda ayagindan açtigi posizyon disinda net bir pozisyon yaratamadi. Bu arada Kayserispor ve Sivasspor maçlarinda son yillardaki en etkili futbolunu oynayan Emre'nin Türkiye'nin en az sevilen futbolcularindan biri olmasini degerlendirerek sürekli kizdirip yeni bir magazin haberi yaratmak için üzerine yüklendiler. Birsey çikaramadilar ama Emre de etkili olamadi maç boyunca. Kanattan bindirebilecek, Gökhan Gönül, Roberto Carlos, Ugur Boral, Gökhan Emreciksin hatta I.Gökçek Wederson gibi isimlere ve forvetinde Guiza gibi bir isim bulunan Fenerbahçe topu kanatlara istedigi gibi yayamiyorsa burada temel sorun topa basip, rakibi üzerine çekip bu isimleri kaçirabilecek orta saha oyuncusu azligidir ve antrenmanlarda kanat oyunlarina yeterince önem verilmemesidir diye düsünüyorum. Fenerbahçe Resmi Sitesi ise pizzayi getirdi ama pramosyonunu kendi yemis oldu bu haftasonu.
Besiktas - Sivasspor maçi bence bu haftanin en yüksek mücadele gücü ve en kaliteli maçi oldu. Patates tarlasi kivamindaki sahasinda top kayiplarina sik sik mahal verilen maçta, Mustafa Denizli Gençlerbirligi maçinda kendisine 3 puani getiren ekibi korumustu. Sivasspor ise 4-2-3-1'i tercih etmisti. Benzer oyun yapilarindaki Nonda ve Tum'u 10 numara pozisyonunda kullanan teknik adamlar beni sasirtiyorlar. Adam hem forvet olup hem de top kontrol edebilince 10 numaraya dönüsebiliyor bu memlekette. Zira Semih bile zorlanmisti birara 10 numaraya. Besiktas topu yere indirdigi her pozisyonda etkili oldu ama anlamsiz bir sekilde maçin 3'te 2'sinde topu fizik olarak kendilerinden daha üstün Sivasspor defansina dogru sisirerek harcadi. Holosko genis alan bulmakta sikinti yasayinca Bobo'ya da bekledigi destegi veremedi. Mustafa Denizli'nin Yusuf'u sol açik, Tello'yu sag açik yaparak, takimi orta yapmaktan öte içeriye dogru katetmeye ve sut çekmeye meylettirmesi dikkat çekiyordu. Öyle ki golü de soldan Yusuf'un kestigi topa şık bir vole çakan sagdaki Tello atiyordu. Ikinci yarida Mustafa Denizli Sivasspor defansinin arasinda harcanan Holosko-Bobo ikilisini oyundan alarak aralarina bomba olarak Nobre'yi sokup, ceza yayi sahasi disinda etkili olabilecek Delgado'yu oyuna aliyordu. Bu arada geçen sene bütün büyük maçlari kaybeden Bülent Uygun bu sene epeyce ders almis oldugunu gösteriyordu. Geçen sene herkese arkada bosluklar birakan Sivasspor bu sene 2. yaridaki Fenerbahçe maçlari disinda oyunu ortasahada tutmayi basardi. 2. yarida Kamanan ve Balili'yi oyuna alarak 4-3-3'e dönen ve yorulmus olan Besiktas defansini dagitmayi planlayan Sivasspor, bu sefer de her tarafa yetisen Ernst'i geçemedi. Maç iki tarafin da lehine sonuçlanabilirdi ama hakki beraberlikti gibi geldi bana.
Galatasaray için ise, hafta basinda bir dilek tutup gül agacina baglanmis skorlar vuku bulmaya baslamisti gibi geliyordu. Maçtan önce süper olacak bu hafta diyen arkadaslarima, önce yenmeliyiz sonra süper olur bu hafta diyordum. Nitekim üzdü beni Galatasaray. Maç boyunca saydim gol disinda 4 pozisyon olmus. 3'ü Galatasaray'in 1'i Eskisehirspor'un. Bu arada Riza'nin maç kazanmasi için magdur olmasi gerek, ya kirmizi kart ya haksiz penalti falan. Bu maçta 10 kisi kaldiklarinda "eyvah!" dedim. Korktugum basimiza geldi. Yukarida Ertugrul Saglam için söylediklerim Büyük Kaptan için de geçerli. Galatasaray Bülent göreve geldiginden beri pozisyon üretemiyor. Çok pozisyon da vermiyor. Ama saha içinde saga sola kosup hiçbirsey yaratamayan bir takim çikiyor ortaya. Bu maç ilk defa frikik organizasyonu yaptilar gerçi uzun yillardan sonra. Arda sordu topun basina gelirken ne yapalim diye Kaptan'a. Ayhan göstere göstere kaçarken sagdan resmen uyudu Eskisehirspor defansi. Ama gol çikamadi pozisyondan. Kewell 2. forvet gibi oynadi maçta. Hep merak ediyordum forvet ikilisi Kewell-Baros olsa nasil olur diye. Hala merakimi giderebilmis degilim ama Galatasaray'in hücumda en etkili oldugu maçlar Lincoln veya Arda'nin forvetin arkasina iyice yaklastigi maçlar oldu hep. Lincoln'den bahsetmiyecem çünkü herkes "çok dogrulari ve çok yanlislari" söyledi zaten. Ben sonuna kadar Büyük Kaptan diyorum. Kapali da Bordeaux maçinda açtigi pankartin arkasindaysa Büyük Galatasaray taraftari da öyle yapacaktir zaten. Kaptan, hata yapacak, yapacak ama sonunda ögrenecek. Ben de 2 senemi O'nun bize verdigi 30 sene askina verecegim gözüm kapali. Ama kanimca bu firsati vermeyecekler, sene sonunda görmek istemedigim bir isik (Luce) beliriyor takimin üzerinde. Zira Galatasaray'a Özcimbomlu Sezgin abi kadar faydasi olmayan Sezgin Adnan kimseye vermeyecektir basarili olma sansini. Eskisehirspor için söyleyecek çok birsey yok iyi mücadele ettiler. Taraftarlari için kendi sahasinda çok iyi ama deplasmanda yoklar deniyordu. Bu maçta tekzip etmis oldular kanimca.
Ligde henüz hiçbirsey bitmis degil. Iddiam devam ediyor, 5 maç üstüste kazanan puan farki koyar ki 3 büyükler de bunu yapabilecek güce ve tecrübeye sahip. Anadolu'dan sampiyon çikmayacak bu sene, çikmasin da zaten di mi Trapano..

Bu arada resim alakasız ama herkes yeterince mutsuz uğramış futbolcu resmi görmüştür bu haftasonu, bari bu acılı yazıyı güzel bir yere bağlayalım di mi. Ablamız schweinsteiger'in kız arkadaşı Sarah Brandner. Avrupa Şampiyonası izleme sebeplerimizdendi kendisi..
bu resim yüzünden vurulursam sorumlusu Melih Gökçek'tir böyle biline

Sarı kartlık hareketler bunlar


Hakim Warrick - Renaldo Balkman
blogun galatasaraylı yazarları, ayıp oluyo ama..

20 Mart 2009 Cuma

sanki ucuz atlatmışsın gibi kaptan




Yıl 2004, Temmuz ayının 23'ü... Fenerbahçe-S.Seigen hazırlık maçı
şimdi 23temmuz hatayınmı ümitinmi kurtuluşu?

Hamilton @ Tussaud

niye kimsenin sesi çıkmıyo?? halo askere gidiyo, duyan gelsin yarın akşam beyoğlundayız