futbol nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2008 Salı

miço

daha önce bir yerlere yazmıştım 80lerdeki libero furyasını..defansın en gerisinde kaleciyle oturup hoş beş edecek mesafede duran, topu -aut atışları dahil- oyuna sokan, çoğu zaman ofsaytı bozan, sıklıkla 2ye1 yakalanan ilginç bi pozisyondu libero pozisyonu..franco baresi, koeman bu pozisyonun dünya futbolundaki önemli örnekleriyken, türkiyede fatih terim, gökhan keskin ve müjdat yetkiner en dikkat çekici isimlerdi..

müjdat, 80li yılların fenerbahçesinin, özellikle 88-89daki rıdvanlı, oğuzlu, selçuklu, turanlı kadronun göbekli 5 numarasıydı..pala bıyıklarıyla ve göbeğiyle futbolcudan çok mahallenin evli-çocuklu bakkalını çağrıştırırdı çoğumuza..hangi takımlaydı hatırlamıyorum ama fenerbahçenin bir avrupa kupası maçında, önünde göbeğiyle 50 metre top sürdükten sonra gol atması ve özellikle golden sonraki harap, bitap görüntüsü bugün gibi aklımda..schumacher'i antremanda dövüp hastanelik etmesi, fenerbahçe'de kadro dışı kaldığı bir dönem kadıköy-göztepe hattında taksi şöförlüğü yapması gibi notları da ekleyelim müjdat'ın renkli futbol serüvenine..90lı yılların başında, beşiktaş maçlarında fani madida'nın deparları karşısındaki çaresizliği, müjdat'a önce fenerbahçeyi sonra da futbolu bıraktırdı..

müjdat'ı, nam-ı diğer miço'yu, bu aralar beşiktaş'ta elinde tesbihiyle balıkçılarla muhabbet ederken, çarşıda esnafla tavla atarken, mahallenin ağır abileriyle meyhanede rakı içerken ya da pastahanede tek başına keşkül yerken görebilirsiniz..ben bi kaç defa gördüm..her gördüğümde yanına yaklaşıp "abi, sizin zamanınızda kaleciler neden kullanmazdı aut atışlarını" diye soracak oluyorum, iki tesbih sallıyor, uzaklaşıyorum...
lklk

4 Eylül 2008 Perşembe

Kames


Bu yazıları okuyup da, Kames kullanmamış olan var mıdır acaba? Ama 7 katlı, ama 8 katlı, en son abartıp 15 katlısını bile çıkarmışlardı sanırım.

İster tek kale maç yapıyor olun, ister "alman kale", ister "japon kale", ister işin artık cılkını çıkarıp "gol atan kale"! Hepimiz bir ünlü futbolcu seçtik, o olduk, bir yandan maçı sunduk, bir yandan top oynadık, nefesimiz yetmedi haliyle.

Plastik toptan futbol topuna geçişi öyle kolay olmadı bizim kuşağın. Tozlu sokak aralarında futbol oynama zevkine erişen belki son kuşak olarak, "Geoid" şekilli plastik toplarla başladık top tepmeye. Anca mahallede hali vakti yerinde birileri olunca, onların çocuğunun meşin topu olurdu, o zaman da o çocuğa bağımlı kalırdık. Ödümüz kopardı tatile gidecekler şehir dışına diye. Seneler sonra yetişti imdadımıza Kames adlı marka. Plastik toptan daha sert ve daha yuvarlaktı. Böylece anladık ki, aslında topa "Ruben Sosa" falsosunu, çok da istemli bir şekilde vermiyormuşuz.
90'ların sonuna yaklaşınca, birden azalmaya başladılar, biz de zaten artık halı sahaları, Mikasa topları tercih etmeye başlamıştık, büyümeye ve sokaklara sığmaz (hem boyutsal, hem ruhsal olarak) olunca..

Şimdilerde merak ediyorum, ne oldu Kames'e? Vahşi düzene yenik düşmüş olduğunu tahmin ediyorum. Adidas bi kontrat yapsın, 3 çizgili toplar ürettirsinler bari Kames'e, peynir ekmek gibi satmazsa bırakıyorum bu işi.. Sırf ben alırım iki üç tane, hiç olmazsa çoluğum çocuğumla oynarım yarın öbür gün pikniklerde!


ps: resim için Burkay'a sonsuz teşekkür..

dwf

31 Ağustos 2008 Pazar

takoz recep

avrupa şampiyonası elemelerinde isviçreye attığı golü bilmeyen yoktur..“gol vuruşu, bilinçli yapılmış orta şut karışımı bi vuruştu” diyecem ama söz konusu golü atan şahıs, zamanında penaltıyı taca atan, kendi filelerini röveşatayla 90dan gören biri olunca durum değişiyor..topla beraber kendi yarısahasına doğru rakipten daha hızlı depar atabilen kaç futbolcu vardır ki? fenerbahçe ile oynanan bi tsyd maçında, fenerbahçe serbest vuruş kullanmak üzereyken barajdan fırlayıp rakip oyuncu topa vurmadan topa vuran, sarı kart gören ve bu karta itiraz edip kırmızı kart görebilen birinden bahsediyoruz..“biz de kendimize göre yakışıklıyız be abim” cümlesi, yeryüzünde başka kimin ağzına bu kadar yakışırdı?

hiç unutmam, bjk tv'de izlediğim bi röpartajında eski bi anısını şöyle anlatmıştı: "gençlerbirliği maçındayız. taç kullanıyorum. top toplayıcı çocuk 'abi galatasaray 5'i attı' dedi. sinirlendim. taçı kullandım. çift daldım ve kırmızı kart görerek soyunma odasına gittim."


alpay, sergen ve oktay’ın beşiktaştan kovulduğu sene, takoz recep de sergenin peşine takılıp istanbulsporun yolunu tuttu..sonra da futbolu sessiz sakin bıraktı..recep şu an nerde, ne yapar bilmiyorum ama türk futbol tarihinin en güzel orta şut karışımı (!) vuruşu ve o nev-i şahsına münhasır futbol tarzı asla unutulmayacak..veliahtı ali eren de başka bi postun konusu olsun..
lkl

25 Ağustos 2008 Pazartesi

18 Mayıs 1994


Henüz 11 yaşında bir genç futbol hayranıydım.

Ve henüz hangisinin daha güçlü olduğuna karar veremediğim (ama gönlüm Barça'daydı), Barça ve Milan, Atina'da Şampiyonlar Ligi Finali oynuyordu.

Barça: O güne kadar benim için dünyanın en iyi kaleceisi görünümündeki Zubizarreta (ki Türkiye'de Zubizaretta olarak bilinir); Ferer, Koeman, Nadal, Bakero; Pep Guardiola, Sergi, Amor, Stoichkov; Romario, Beguiristain 11'i ile, yani ideal 11'i ile çıkmıştı sahaya.

Milan: Rossi, Tasotti, Maldini, Galli, Panucci (Baresi ve Costacurta yokluğunda eksik savunma); Donadoni, Desailly, Albertini; Boban; Savicevic, Massaro (hücum tarafında ideal 11 sahada sayılır ama Jean Pierre Papin ve Brian Laudrup önemli eksiklerdir) 11'i ile başlamıştı.

İlk yarıda etkisiz Barça, Boban ve Saviçeviç'in kıvrak hareketlerine, bu hareketlerin sonucundaki son toplarda Massaro'nun 2 süper vuruşuna engel olamayınca ilk yarı 2-0 kapanıyordu Milan lehine.

İkinci yarı, yukarıda belirttiğim, kaleciler konusundaki Dünya sıralamamı alt üst eden olayla başlıyordu. Zubizarreta, kalesinin nerede olduğunu bir dakikalığına unutunca, ilk yarının pasörü Saviçeviç, devrenin hemen başında takımının üçüncü golünü kaydetti. 60. Dakikada ise, o ana kadar pek de iyi tanımadığım bir orta saha oyuncusu (bugünkü tabirle önlibero) çıkıyordu sahneye. Marcel Desailly, orta sahada kaptığı topu, kale önüne kadar, duvar paslarıyla sürdükten sonra, zaten mecali kalmamış Andoni'yi avlıyordu bir kez daha, ve maçın skorunu ilan ediyordu: AC Milan 4 - FC Barcelona 0.

Heyecanlı ve üzgün bir gündü. Milan dev farklı bir Avrupa finaliyle* tarih yazmakla kalmamış, çok da şık bir futbolla, sonraki 14 sene boyunca yok edecekleri bir sempati kazanmıştı gözümde.

*normalde çok kontrollü ve yakın skorlu geçen bir maç türü


fsaf

19 Ağustos 2008 Salı

nostalji ceza yayı'nda..

nostaljiyi hep muazzez ersoy yapacak değil ya biraz da biz yapalım dedik..

bundan sonra her hafta bir kere, zihnimizde iz bırakan spor müsabakalarından seçkin örnekleri barizzio ve al lee'nin klavyesinden, üzerine naftalin kokusu sinmiş spor yıldızlarını da bendenizden okuyabileceksiniz..

duyurulur...
klj