Guardian haberinde gördüğüm formalardan birkaçı epey farklı geldi geçen senekine göre, ama reklamı, ama deseni olsun, önemli farklar gördüklerimi sıralayayım dedim.
27 Temmuz 2010 Salı
26 Temmuz 2010 Pazartesi
24 Temmuz 2010 Cumartesi
atarsa..

Şafak 57 demişken ve her gün saatlerce düşünüp hiçbir şey yazamamışken, böyle bir çarşı vaktinde birşeyler karalamak, çölde su gibi geldi.
Dünya Kupası olsun, transfer dönemi olsun ya da hazırlık maçlarında hergün kendi kendime onlarca post attım ama paylaşamadım, yorum alamadım böyle alışınca zor geliyor insana aklındakini içinde tutmak.. Bu nedenle bu şafakla ben mi yazayım demedim, üşenmedim bişeyler karaladım.
Öncelikle Dünya Kupası hakkında bir iki kelam edeyim. Turnuvayı en iyi oynayan takım kazandı, gönlümün takımı Avustralya gruptan bilem çıkamadı. Ama İspanya ve Almanya dışında en çok Paraguay'ı beğendim. Müthiş bir oyun disiplini ortaya koydular ve İspanya maçı özellikle çok iyiydi.
Transferler ve yeni sezon görüşlerine gelirsek;
Galatasaray Lorik Cana'yı alarak iyi, Pino'yu alarak boş bir iş yaptı bence. Yıllardır Galatasaray'da tutunabilen yabancı futbolculara bakarsak karakterlerini ortaya koyabilen lider özellikli oyuncular olduklarını görürüz. Galatasaray yerlileri bu tarz bir karakter ortaya koyamayan hiçbir futbolcuyu kolay kolay içinde barındırmamıştır. Cana da kişisel özellikleri itibariyle Galatasaray'da tutunabilecek bir futbolcu olacaktır. Pino ise Gio'nun epeyce daha ucuzu olarak yer Rijkaard'ın gönlü hoş edilmeye çalışılacaktır. Ancak Galatasaray'da geçen sene Rijkaard geldikten sonraki birkaç aylık dönemde katedilen mesafenin üzerine hala birşey konulamaması üzüntü verici. Hala takım sahaya hızla yayılamıyor ve gücünü ortaya koyamıyor. Geçen sene pek çok maçta savunma ve hücum arasındaki tek hat Keita'nın da gidişi de eklenince Rijkaard-Neeskens ikilisinin yol haritasını merak etmemek elde değil. Neyse şehrin öte yakasında dedikleri gibi: Hep destek tam destek!
Fenerbahçe ise Dia ve Stoch transferleriyle geçen senenin Galatasaray'ına benzer bir hücum organizasyonu oluşturacağa benziyor. Ama ortanın ortasında Christian (GS maçına rağmen) ve defansın ortasında Bilica saatli bombalar ve daha vahimi alternatifleri çok daha zayıf. Uzun lig maratonu ve Avrupa'da geçen sene olduğu gibi çok can sıkabilir bu durum.
Beşiktaş, şu sıralar en havalı takım ve bana göre kadro genişliği en iyi olan takım. Henüz sistem tam olarak oturulamamış olsa da özellikle en çok eliştirilen kanatsız kartal özelliğinden çıkıldığı görülebilmekte. Herkes Bobo'nun alternatifsizliğinden ve forvet eksiğinden yakınırken, sağlı sollu ortalarda henüz esamesi okunmayan Mert Nobre dahi oldukça faydalı olabilecektir kanımca.
Askerlik bitene kadar en fazla 1 post daha atarım herhalde. Nizamiye kapısında bırakmış olduğum beynimin etkisiyle çok parlak olmayabilir ama her türlü sürç-i lisan vatan borcundan düşülerek affolunur inşallah.
23 Temmuz 2010 Cuma
Eski günlerdeki gibi

"Rakip kolay"
Mevzu bu değil. Mevzu, geçen sene büyük ümitlerle gelip istediğini bulamayan Nihat'ın, yuvasında tekrar kendini bulması. Beşiktaş, yetiştirip yolladığı Nihat'ın ikinci baharından nemalanmak istiyor. Nihat da bunu çok istiyor ve bu sezona iyi başladı. Sevimsiz bulduğum bu gol sevincini de özlememişim desem yalan olur! Bu sezon santrfor transferi muhtemelen yap(a)mayacak olan Beşiktaş'ın kutup(Faroe adaları)ta yaz gibi aradığı forvettir.
Yazının başındaki tırnak içinden sıyrılıp, Quaresma'ya dair 2. bir not daha yazmak istiyorum. Hala gol atamadı, dünyaları kaçırıyor, ama tüm rakip defansı da üstünde tutuyor. Çok önemli silah, tartışmayacağım kısmı budur.
19 Temmuz 2010 Pazartesi
"hagi'den sonra......."

boktan bir Pazar gününü bu fotoğraftan daha güzel ne şenlendirebilir ki? harry kewell bizim için “hagi’den sonra” ile başlayan bütün cümlelerin öznesidir..
***
Bu arada Ankara ayazında atış talimleri yapıp hedefleri 12’den vuran, 100 metre koşularında ön saflarda yer alan, koşan, sürünen, yuvarlanan asker kardeşim allee’den de konuyla ilgili mesaj var. mesaj oldukça kısa ve net; “çok mutluyum”..
***
***
Bu arada Ankara ayazında atış talimleri yapıp hedefleri 12’den vuran, 100 metre koşularında ön saflarda yer alan, koşan, sürünen, yuvarlanan asker kardeşim allee’den de konuyla ilgili mesaj var. mesaj oldukça kısa ve net; “çok mutluyum”..
***
16 Temmuz 2010 Cuma
Vikingur Maçı

Aslında sene başlarında Beşiktaş'ın kebap avrupa maçlarına gitmeyi çok severim. Tribünler rahat olduğu için 90 dakika şov yapar, stres azır, tam bana göredir bu maçlar. Ama bu kez iyiden tembelliğe vurup evde seyrettim maçı.
Beşiktaş hazır takım görüntüsü tabii ki vermedi. Nasıl versin, daha en flaş transfer forma giymemiş, herkesin aklında "acaba beni mi kesecek" sorusu var, bi dolu rotasyon fikri, yabancı sınırı derken kimsenin aklı tam olarak dünkü maçta değildi. Ama senenin başında önemli ipuçları verdi dün Beşiktaş.
Öncelikle 5 adamla hücum edeceğini gösterdi. Van Hoojdonk dönemi 4-1-5'ine benzer bir görünümle. Gariban Aurelio'nun bu takıma yansıması ise tabii ki Ernst olacak. Ama Mehmet'in çektiği kadar yük çeker mi, kefil olamıyorum.
İkincisi, takım "pas kültürü"ne alışacak, alışmaya çalışacak. Hücum setlerinde ve savunmadan çıkışlarda Schuster etkisi hemen gözlemlenebiliyor. Takım bir oyuncuyu bulup onun 47 metre deparıyla değil, çapraz paslarla ileri doğru yöneliyor, önü tıkandığında arka çaprazdaki oyunculardan tekrar rota çizmeyi akıl edebiliyor artık. Beşiktaşlıların görmeye çok alışkın olduğu bir husus değildir.
Quaresma'nın, ilk maç gazı olmadığı varsayımıyla, takıma çok şey katacağı ortada. Takımın topu atıp rahatlayabileceği bir adamın sol kanatta durması da alışılmadık bir durum. Topu her aldığında, çok güçlü bir direnç görmemiş de olsa, takımın rakip kaleye ölümcül bir pozisyon yaratma ihtimali doğuyor.
Dediğim gibi, Hilbert ve Guti de eklemlenince muhtemelen her maç alakasız bir 11 göreceğiz, Ağustos ortasına kadar doğruyu bulmak için epey bi puzzle çözecek gibi görünüyor Schuster.
15 Temmuz 2010 Perşembe
Guti Beşiktaş'ta

José María Gutiérrez Hernández
Bugün itibariyle Beşiktaş'ta. Vikingur maçını tribünden seyredecek. Çok konuşulacak, birçokları yaşlı diyecek, işe yaramaz diyecek. Bence kim ne derse desin, büyük iştir, çok da işe yarayacaktır. Hala kafamda kestiremediğim Beşiktaş orta sahasını iyice belirsiz hale getirdi kafamda tabi bu transfer. İyi bi fikri olan varsa lütfen yazıversin, biz de önümüzü görelim.
12 Temmuz 2010 Pazartesi
Altın Top

Çok çabaladı, takımına çok iyi liderlik etti, arkadaşlarının da tam desteğini alarak turnuva boyunca çok güzel bir takım oldular. Ve hak ettiği üzre altın top ödülünü Diego Forlan kazandı. Bir ara inişe geçen kariyerinin sonlarına yaklaşırken, muhteşem bir zirve oldu Forlan'a önce Euro Cup sonra dünya 4.'lüğü..
Sveti Stefan??

Ben mi yanlış görüyorum, yoksa NTV, "Sırbistan'a vize kalktı" haberine fotoğraf olarak Montenegro'daki Sveti Stefan'ı koymuş! Zaten haberlere enteresan fotoğraf seçimleriyle uzun zamandır dikkatimi çekiyorlardı, bu sefer baltayı taşa vurdular..
Bu iki ülke'nin ayrıldığından fazlaca bihaber, "Sırbistan sahillerine gitmek artık vizesiz" haberlerini de görürüz yarın gazetelerimizde!
8 Temmuz 2010 Perşembe
Ömer Baba

Bi dolu yerde çıkmış, ben de Alper Çetin kardeşim vesilesiyle gördüm, çok beğendim.
Doğru sözü çok adamın, allahı var. Ama ne söyleyeceği bu kadar kestirilebilir adam olmak da ilginç iş be kardeşim. Burkay ne söylüyorsa 2-3 saniye sonra aynısını söylüyorsun, e ne katıyorsun bize ya sen?
Her şeye rağmen türkiyedeki yorumcuların çoğundan kaliteli olduğunu düşündüğümü söyleyip kaçayım.
5 Temmuz 2010 Pazartesi
Uruguay inanmak istiyor

Oscar Tabarez, turnuvanın başından beri dinlediğim, izlediğim hocaların başında. Sakin duruşu ve yeşilçam karakter oyuncularını andıran görünüşüyle sempati duyduğum bir insan. Bugünkü röportajında şöyle söylüyor:
"Uruguay'ın büyük bir takım mı, daha küçük bir takım mı olduğunu tartışmak zor. Biz, büyük olmaya çalışıyoruz, en azından dünyanın, futbolun değiştiğine inanmak istiyoruz. Tabi, kaynaklarımız da git gide azalıyor!"
Çok zor bir gece olacak onlar için, ama Uruguay'a hala inanıyorum ben de. Final'de, hatta kürsüde görmek istediğim takım artık Uruguay!
Tabi tüm hayaller bir yana, Almanya, uzunca zamandır kısmen İspanya hariç hiçbir milli takımın yakalayamadığı bütünlüğü yakaladı. Bastian gibi bir orta sahayı da Allah her takıma nasip etsin. Kupanın en büyük favorisi an itibariyle Almanya'dır, bu da Barizzio'dan geç kalınmış acı gerçekler.
27 Haziran 2010 Pazar
1-1 oldu

İngilizler turu mu hak etti? Hayır. Rezalet futbol oynadılar. Bir çok anlamda ezildiler almanlara. Ama Uruguaylı hakem tarih sayfasında 1966 yılından kalan hesabı kesti. Artık almanların tarihi bir kin gütmesine gerek kalmadı ingiliz milli takımına. Lampard'ın golüyle skor 2-2 ye gelse, ivmeyi yakalayan İngiltere bir şekilde turu alırdı derim. Yazık olduğu görüşündeyim kötü futbollarına rağmen.
Akşamı bekliyoruz. Arjantin büyük favori maçta, göreceğiz bakalım.
Bu arada Gana Afrikanın yegane temsilciliğini sürdürüyor, çok keyifli bir çeyrek final olacak Gana-Uruguay. Uruguay bana kalırsa yarı finale kalacak, düşman kardeşi Arjantin'e de çok güzel kafa tutacaktır. Kim bilir, bu kupanın sürprizi olurlar belki?
23 Haziran 2010 Çarşamba
Marsel elendi

Güzel adam, ayakları yere basan bi sporcu. NTVspor'da bir programda dinlemiştim uzunca. Her sene 10 basamak yükselmek dünya sıralamasında gibi zorlayıcı ama ulaşılabilir bir hedefi vardı (tam amerikan şirketi lingosu oldu). Bu kafayla giderse hedefine yaklaşacak. Bugünkü maçtan sonra da artık bir grand slamde çeyrek final oynamak istediğini belirtmiş. İnşallah oynar, merakla ve keyifle takip ediyoruz.
Yo, African People!

Enteresan oyun vesselam!
Avustralya, kupanın etkisiz elemanlığından, kupanın kaderini değiştiren takım olmaya terfi etti. Sırbistan'ı yenerek hem belki de Afrika'nın tek umudu olan Gana'yı bir üst tura yolladılar, hem de İngiltere ile Almanya'dan birinin çeyrek final görememesine sebep oldu.
Çok istedim, günler önce lazinyonun sorduğu sorunun pratikte cevabını görmeyi. Averajlar, atılan goller vs eşit olunca kurayla tur atlayan takımın belli olmasını. Olmadı ama, vuslat başka gruba, başka kupaya.
ABD'nin de son dakika golüyle 3.lükten 1.liğe yükselmesi kaderin cilvesi. Kupa zevksiz geçiyor geçmesine ama uzun zamandır son dakikalarda bu kadar grubun kaderinin belirlendiği vaki değildi. O açıdan da ayrı keyifli doğrusu.
ps. İki kardeş ayrı milli takımda oynar, üstüne de karşı karşıya gelir mi arkadaş? Ne yaman çelişkidir!
17 Haziran 2010 Perşembe
Kaçan Balık
Dünya Kupası ikinci 3 gün dürümlemesi

Yer yer sürprizlerle devam ediyor kupa. 2-3 derece havada oynanan maçlar da hepimiz için sürpriz sayılır aslında. Güney Afrika iklim, rakım vs avantajını kullanamadı. Bu saatten sonra grupta Uruguay-Fransa hüküm sürer muhtemelen. 3-5-2 oynayan 2 Güney Amerika takımı (Uruguay ve Şili), dünya futbolunda ters devrim yapar mı bilinmez ama benim sempatimi kazanıyorlar.
Paraguay İtalya'yı hastanelik ediyordu, sıkıntı bi gol yediler, olmadı, muhtemelen o gol yüzünden de devam edemeyecekler kupaya.
Kuzey Kore'ye hasta oldum. Hele milli marş okunurken ağlayan 9 numaralı forvet, çok uzun zamadır milliyetçilik gibi kavramlara ilk kez sempatiye yakın bi duygu hisstmeme neden oldu! Çok enteresan takım, 11 adam falanks sistemi halinde savunma yapıyor, ama %40 civarında bi pas yüzdesiyle oynadıkları için 90 dakika savunma halinde yaşıyorlar.
İspanya'nın yiyeceği bir tokat vardı bu kupada kesin. Nağmağlup-favori gibi anahtar kelimelerin yarattığı baskıya çok alışkın bir takım değiller neticede. Ve bu tokadı erken yemeleri bence sağlıklı oldu. İsviçre'ye muhtemel bir tur kapısı açtılar ama kendileri turnuvanın kalan kısmında çok daha determine, çok daha iyi oynayacaklardır. Hala favoriler listesindedir bu nedenle İspanya.
Pele nedir ya? Allah aşkına. Maradona sempatik bi delidir, Pele onun antipatiğidir. Hırçın delikanlıya sataşıp prim yapan çalışkan çocuk ayağı 90'larda kalmadı mı?
14 Haziran 2010 Pazartesi
Dünya kupası ilk 3 gün dürümlemesi

İlk 3 gün itibariyle İngiltere-ABD haricinde tüm maçları izledim, geçici duyma kaybını yaşıyorum, fena halde baymış durumdayım vuvuzela'dan!
Çok pişmanım zamanında yerel değerlere saygı b.kuna yasaklanmasın dediğime, özürlerimle. Kısa kısa görüşlerim ilk günlerle ilgili.
Güney Afrika ve Meksika bu kupa için umutlular, grubun diğer 2 takımı Fransa-Uruguay'a bakılınca, gayet gruptan çıkma umutları var. Grupta kimlerin çıkacağını dahi kestirmek bence güç an itibariyle.
Yunanistan kupanın madara takımı olmaya en büyük adayım. Yapmayı bildikleri tek şey olan savunmayı bile yapamaz olmuşlar, sonlarını iyi görmüyorum.
Arjantin yine rakım kurbanıyız diyor. Artık alışsalar iyi olur, yükseklerde daha çok maç yapmaları gerekecek kupaya uzanmak için.
Nijerya acilen eski usta ayaklarından birini göreve çağırmazsa bu son vuruşlarla kupayı golsüz tamamlar.
Cezayir oynadığı maçı verdi. Ghezzal yaptığı hareketle takımı fena yaktı, slovenya belki de onun sayesinde gruptan çıkacak! 2. turda gelenden 4-5 yerler ama..
Sırbistan dün hepimizi hayal kırıklığına uğrattı. Tam toparlanacaklar derken bir saçma el hareketinin kurbanı da onlar oldu! Gana'yı çok beğendim, explozif bi takım, sağı solu belli değil, sürpriz ihtimali var derim.
Klasik favori Almanya iyi top oynayınca "bu sefer erken elenecekler galiba" dedirttiler. Klinsmann'lardan sonra böyle görmemiştim panzerleri. Cahill nedir ya, premier lig'den gelip bu denli garip hareketler yapmak enteresan bi kafa olsa gerek. Mağlubiyette payı olmadı ama 2. maçta takımını kendinden yoksun bıraktı. Avustralya bavulunu şimdiden hazırlasın diyorum.
Son olarak, daha önce giden her arkadaşımın "güvenlik diye bir şey yok" diye bahsettiği Güney Afrika, klasını konuşturuyor. Fifa-Uefa sağolsun bir yandan bizim tesisleri beğenmeyip büyük ülkelere dağıtırken organizasyonları, bu tarafta insanların can güvenliğinin olmadığı yerlere "bütçeyi büyütmeki daha fazla insana ulaşmak" gibi itici söylemlerle yakında Nikaragua ve Katmandu'ya ortak kupa düzenletir!
Allah akıl fikir versin efendim, iyi seyirler herkese..
6 Haziran 2010 Pazar
Lord of the sands!

Kral'ın dönüşü başlığını çok attık, bu sefer böyle girelim.
Asla tekrar 1 numara olamayacağını düşünenlere, süper bir çıkış yakalayan Robin Soderling'e, geçen yıl boşanan anne-babasına, hepsine karşı aldı bu galibiyeti. Bu sene 3 masters, 1 grand slam olmak üzere 4 büyük toprak kort turnuvasının tümünü kazandı, 22 maçta 22 galibiyet aldı.
Her ne kadar evi toprak kort olsa da, daha önce çimde de, sert kortta da grand slam kazandı. Bunalımlı geçen geçen sene sonrası, bu sene bomba gibi geri döndü. Bu sene 2 grand slam daha var, ve onlarda göstereceği performans, Federer ile arasındaki rekabette önemli ölçüde belirleyici olacaktır.
Bu arada bilmeyenler için tekrar edelim, eski Barsa stoperi Miguel Angel Nadal'ın yeğeni olmasına ve Mallorca'lı olmasına rağmen, koyu bir Real Madrid ve kraliyet taraftarıdır, ve bu nedenle oynadığı tüm finallerde İspanya hanedanından ziyaretçileri olur..
2 Haziran 2010 Çarşamba
rafa!

Allahın manyağı, ilk 3 oyunu verip yüreğimi ağzıma getirdikten sonra coşup maçı kazndı, set vermeden. Aldığı sayıları görün derim, wimbledon için şimdiden fikir sahibi olmak adına!
Backhand'inin sırrına mazhar olamadığım kardeşim, üstadı Federer'in yokluğunda bankom bir kez daha Roland Garros'da. Yarı finalde rakip 29 yaşındaki, istediğini bir türlü alamamış, bu kez ilk ve muhtemelen son grand slam'ini almak isteyen Jurgen Melzer.
Büyük Mustafa

Denizli bıraktı, as per ntvspor..
Sağlık sorunları nedeniyle bıraktığı safsatasını bir kenara bırakalım, adam kalp ameliyatı sonrası da devam etmişti görevine. Bend'i getireceksen delikanlı ol be adam, ne 2 senedir bu kulübe kartal gibi hizmet veren Mustafa'ya kelek at, ne de arkanda bağıran milyonlara.. 1 değil vukuatın 2 değil!
Bend gelirse onu ayrı tartışacağız..
1 Haziran 2010 Salı
Bursa yazısı

Bir çok okuyucu, arkadaş, izinli blog yazarı vs'den aldığımız geri bildirim, "bir Bursa yazısı yazmadınız" oldu. Olaya açıklık getirmek adına bu yazıyı şu anda kaleme alıyorum.
Aslında bu yazının çok önceden trapano'dan gelmesi gerekirdi, zira fener hakkında en iddialı yazıları kaleme alan insanlardan biriydi Ercan Saatçi'yle birlikte kendisi. Ancak olmadı.
Mesele şudur ki efendiler, tuttuğum takım olan Beşiktaş geçen sene şampiyon olduğunda, bambaşka bir konu olan "İzmir ve Taso'nun düğünü" teması üzerine yazdığım yazıya 2 satır enjekte ederek geçiştirmiştim. Çünkü bu konu hem hakim medyada hem de futbol bloglarında zaten yüzlerce kez yazılacak, temiz ve kirli cümleler havada uçuşacak, holigan tavırlar kaçınılmaz sergilenecekti. Biz de burada "belgesel-caz" (Cem Yılmaz tabiriyle) blogu tutmuyoruz sonuçta, ancak olayımız taraftarlık değil, gözlemcilik. Bu zemini mümkün olduğunca kaybetmemeye çalışıyoruz. Bu nedenle mazur görünüz, kim olsa şampiyon, aynısı olurdu, kimseye garezimiz yoktur.
Düşünceme gelirsek, hakikaten önemli bir spor olayıdır. Türkiye'nin daha iyi bir futbol ülkesi olması adına da bence pozitif bir gelişmedir. Ancak, kimilerine göre dalga geçilecek bir açıklama da olsa, "tekrarlanmayan başatı tesadüftür". Ve kanımca tekrarlanması da epeyce zor olacaktır. Her ne kadar epeydir iyi sezonlar geçiremese de, Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe bayrağı bir şekilde geri alacaktır. Neticede "futbol kültürü" dediğimiz şey değil midir Almanya İtalya gibi ülkelerin kötü oynadığı turnuvalarda bile kupa kazanabilmesinin sırrı.
Toplar
2010 dünya kupası resmi topu "Jabulani"ye tepkiler hızla artadursun, biladerim lazinyo, içeriğe çokça ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde sağolsun desteğini esirgememiş.. Hepimizin duygusal dönemleri oluyor, ve güzel cümleler de çoğu zaman bu dönemlerde çıkıyor ağzımızdan. Lazinyo da futbol toplarının hayatımız üzerindeki, çocukluğumuzdan başlayıp bugüne kadar gelen etkisinde kalmış durumda bu ara çok belli ki. Önce Kames, şimdi bu meşin yuvarlaklar. Daha önce muhakkak geçmiştir bloglarda bu toplar, ama bizde de bulunsun, kendi cümlelerimizle koyalım maksat.
Lazinyonun favori topu Questra (1994), benimki ise Tricolore (1998). Bu da demek oluyor ki insanlar genelde 14-15 yaşlarında kullanılan topları en çok beğeniyor. Buradan da bize yeni bir SPSS araştırma konusu çıkar! Siz de yazın favorilerinizi, ben bi araştırıvereyim.
2010 - Jabulani
2006- Teamgeist
2002 - FeverNova
1998 - Tricolore

1990 - Etrusco Unico

1986 - Azteca

1982 - Tango Espana

1978 - Tango
1994 - Questra

1990 - Etrusco Unico

1986 - Azteca

1982 - Tango Espana

1978 - Tango
1970 / 1974 - Telstar
Her zamanki gibi “çok yoğun” geçen bir nöbetimde rast geldiğim ve gördükçe her biri tüylerimi ürperten topları haklarında çok bilgi vermeden derlemek istedim. Haklarında epey bilgi nette mevcut. Hikâyelerinden tutun da yapımlarında kullanılan malzeme ve tekniklere kadar. Tabi ki hepsini hatırlamamız olanaksız ancak 20 sene sonra benzer bir konu tüylerimi eminim ki çok daha fazla ürpertecek. 50 yaşımızda… PES oynayacağız, Wining oynayacağız, top seçeceğiz, gözlerimiz dolacak…
Lazinyo
Waltz with bashir
18 Mayıs 2010 Salı
kepazelik
inanılır gibi değil. galatasaray yönetiminin son rezaleti basketbol takımının en iyi yerli oyuncusunu elinde tutamamak olmuş. Şu anda kesinlikle türkiye’nin en iyi dış oyuncusu olduğuna inandığım, oyunu oynarken kafasını çalıştıran aynı zamanda parkeye yüreğini koyan ve her şeyden önemlisi fazlasıyla gelecek vadeden bu genç adam gelecek sezondan itibaren trabzonspor’da oynayacak. Jo alves’in cebine 1,5 milyon euro alem parası koyup, gariban mehmet topal’a transferine izin vermek için 1 milyon dolarlık alacaklarından feragat etmesini şart koşan, kaptanını trübündeki çapsızlara ıslıklatıp sadece aşık olduğu takıma değil futbola küstüren yönetime yakışan bir icraat olmuş. galatasaray'da neler olduğuyla ilgili ayrıntılı bir yazımız olacak yakın zamanda ama şu anda kesin olan tek şey; üst üste saçmalıklarla yönetimin iyice mide bulandırmaya başladığı..***
17 Mayıs 2010 Pazartesi
Vint!*

Barsa 20. şampiyonluğunu aldı, söke söke, zorlanarak da olsa.
Dün akşam uzunca süren Benelux tatili dönüşü (bir iki gün içinde yazacağım) eve dönüşüm 20:10'u bulunca koştur koştur açtım Ntv-Ntv Spor ikilisini. İki takım da epey kötü futbol oynuyordu, garip bir şampiyonluk paniği içerisinde. Barsa rakibin kendi kalesine atmasından sonra (ki diğer bir bakışla Pedro'nun banttan ince görmesi de diyebiliriz) klasik gevşekliğine döndü, bulduklarını attı ve heyecan yaratmadan kapattı defteri.
99 puan, kantarın topuzunun kaçtığının göstergesi. Madrid'le bu sene topladıkları toplam puan, bol mücadeleli bir senede ilk 3'ün aldığı toplam puana yaklaşıyor olabilir (mi?).
Bu düzeni, Barsa'nın sinir bozucu koşusunu bozmak isteyen Madrid muhakkak yeni sezona çirkef, karizmatik ve başarılı bir hoca getirecek (zaten aday sayısı 2-3'e iniyor). Bir de içeriden transfer yapabilirlerse kolay çökertirler. Ama sürpriz olur Messi-Xavi-Iniesta-Puyol iskeletinden birinin gitmesine pek ihtimal vermiyorum.
Hasılı, Primera Division'da güzel bi sezon olmadı, Katalanlar haricinde çok fazla sevinen çıkmadı. Umuyorum, sıklıkla belirtildiği gibi "makas" açılmaya devam etmez, sevilla'ların Valencia'ların şampiyonluğu zorladığı sezonları tekrar görürüz.
*katalan dilinde "yirmi"
15 Mayıs 2010 Cumartesi
delonte west ve lebron'un annesi
link burda, http://wcwpsports.blogspot.com/2010/05/west-sleeping-with-lebrons-mom-reason.html haber çok ilginç..güya lebron'un annesi gloria james'in (ilgilenenler için yukarıdaki fotoda sağ taraftaki abla) takım arkadaşı delonte west ile ilişkisi varmış, lebron boston serisinin 4.maçından önce bunu bir şekilde öğrenmiş ve takıma küsmüş..gerçekle alakası var mı yok mu bilmiyorum ama bu konu lebron'un transferi sözkonusuyken gündem yaratabilir..bu arada lebron'un transferi şu anda konferans finalleri kadar önemli gündem maddesi..bakalım new york belediye başkanı şehrin anahtarlarını kral'a teslim edecek mi?***
14 Mayıs 2010 Cuma
mike brown'un eseri
kim ne derse desin, playoff'larda konferans yarı finalleri gelip çattığında celtics-cavs serisinin en büyük favorisi cavs idi ama malesef herkesin şaşırdığı büyük bir süpriz yaşandı ve boston seriyi 4-2 kazanıp konferans finaline yükseldi. peki cavs adına bu hezimetin sorumlusu kim? otoritelere bakılırsa başsorumlu lebron ama benim fikrim pek de öyle değil. celtics serisinin başrol oyuncusu bence koç mike brown..peki brown ne yaptı? öncelikle, pota altını varejao - hickson ikilisi ağırlıklı oynatması gerekirken shaq - jamison'da gereksiz ısrar etti brown. gerçekten merak ediyorum rondo'ya mo will'i vererek ne düşünüyordu ya da özellikle serinin 4. maçında garnett jamison'ı ezerken acaba ne geçiyordu aklından? shaq bi metreden ısrarla kaçırmaya devam ederken beynine oksijen gidiyor muydu brown'un? ulan adam mı kalmadı kaç maç shaq üzerinden oynadın? koy hickson'ı ayakları çabuk atletik adam garnett ne kadar baş edebilecekti ki hickson ile? jamison tamam oynamalı ama en azından garnett'in kenarda olduğu zamanlarda değerlendirmesi gerekiyordu jamison'ı. neden deli west savunmadı rondo'yu seri boyunca? ki west'in hücum yönünden de -en azından playofflarda- mo'dan aşağı kalır yanı yoktu? al işte rondo kahraman oldu..gerçekten anlayamadım koç brown'u, geçen sene orlando serisinde de eli kolun bağlı kalmıştı bu adamın..hatalardan hiç mi ders çıkarılmaz..şimdi gel barizzio'nun laflarıyla, dalga geçmeleriyle uğraş..hayır clevalend'ı da sevsem bi şey demiyecem. serinin müsebbibi ben değil, koç brown sevgili barizzio..ona göre..***
5 Mayıs 2010 Çarşamba
fenerbahçe türkiye kupasına renk katıyor...
madem alamayacaksın her sene her sene finale kadar niye çıkarsın kardeşim? fenerbahçe'nin olayı başlıkta da belirttiğim gibi kupaya renk katmaktır..trt'in maç yayınlarını özlemişiz, maç öncesi belediye başkanı, emniyet müdürü ve vali ile ropörtajlar ufak çapta "ne oluyor lan" dedirtti. maçı da kupayı da golü yedikten sonra beraberliği panik dakikaları gelmeden bulan trabzonspor hak etti..colman'ı ve özellikle selçuk inan'ı ayrı bi yere koymak gerekiyor. tranzonspor adına farkı onlar yarattı..fenerbahçe'nin urfa'daki varlığı alex'in varolduğu ölçüdeydi. kaptan da yapacağını yaptı zaten, golü yoktan yarattı adeta..2-1'den sonra ömer üründül'ün semih ve gökhan'ı almıyor diye daum'a saydırması ayrı bir konudur, geçelim..gap arena'da kolbastı bu ülkenin güzel bi fotoğrafı oldu, not düşmek lazım..trabzonspor başkanı ben olsam takımı bu akşam trabzona götürmem, sıragecesi-ciğköfte olayına girer, galibiyetin keyfini çıkarırdım..bu arada kupa töreninde song'un üstündeki formada yazan "rasimcan" ismi ne demektir, biri biliyorsa yazsın şuraya..neticede song gibi kaptana yakıştı kupa kaldırmak..***
Etiketler:
fenerbahçe,
trabzonspor,
wasted times,
ziraat türkiye kupası
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















