12 Aralık 2010 Pazar

sana koltuk fırlatan değer bilmezin..


Hikaye çok klasik. Anne yıllar evvel evi terk etmiş zengin ailesinin yanına dönmüştür. Fakir olan baba oğlunu zor koşullarda büyütmüştür. Anne'nin aklı yerine gelmiş içi evlat hasretiyle yanmaktadır. Bu sırada oğul da tedavisi sadece yurtdışında mümkün olan ve tedavi süreci oldukça pahalı bir hastalığa kapılmıştır. Baba herşeye rağmen oğlunun iyiliği için onu zengin annesiyle yaşamaya ikna etmeye çalışır. Bunun için de artık onu sevmediğini söyler içi kan ağlayarak. Oğul da babaya önce inanmaz ama sonra ben de seni sevmiyorum diyerek annesine gider..

Dün işte böyle bir gecede oğul söktüğü koltukları babasına fırlatarak, hiç görmediği ama hep hayalinde yaşattığı annesine koştu. Baba oğlunu ikna edebilmek için daha önce tarihi mutluluklar yaşattığı evinde hüsranı yaşattı. Baba son kez belki de en büyük fedakarlığı yaptı akıllardan silinebilmek için..
Bu futbol dilencisi romantikliği bir kenara bırakırsak yazacak çok şey var hala bitmiş Galatasaray'a dair. Takımın, kulübün yönetilemediği, kadro yapılandırmasının rezalet olduğu gerçeklerini tekrar tekrar dile getirmeye gerek yok artık. TT Arena'nın açılmasını en çok Adnan Polat bu hazzı yaşasın ve artık gitsin diye istiyorum. Ben kendisini hala çok seviyorum. Hiçkimsenin cesaret etmediği dönemde bu takımı devralarak artık yıldız futbolcuları beğenmediğimiz, hergün yeni projesine alıştığımız, kulüp batıyor söylemlerini duymadığımız hale getirdi. Ama futbol konusundaki çok yanlış ve kemikleşmiş yaklaşımları ve bütün kulüp bir yana 12 kişilik yönetim kurulunu birarada tutmasına yetmeyen karizması ile daha fazla faydalı olamıyor bu kulübe. Evet artık o koltukta çivi olmadığı için üzerine çok fazla gidiliyor ve altı çok fazla oyulmaya çalışılıyor. Ama Galatasaray Başkanı için böyle oyunlar bahane olamaz. Türkiye'de gruplaşmanın anavatanı Fenerbahçe Aziz Yıldırım Çiftliği haline gelebildiyse, Galatasaray'ı çiftlik haline getirmeden de olsa birarada tutmanın bir yolu vardır elbet. Önceki seçim döneminde de dediğim gibi Ali Dürüst'ün gelişi kaçınılmaz görünüyor. İnşallah hayırlısı olur. Ama bundan sonra gitmesi daha iyiyi getirecekse bile Adnan Polat'ın bu kulübe verdiklerine kimsenin dil uzatmaya hakkı olduğunu zannetmiyorum.

Bugün biraz daha açmak istediğim konu bu bloga Galatasaray yazmaya başladığım ilk günden itibaren muhakkak değindiğim Galatasaray taraftarı. Galatasaray'ın maddi olarak dibi gördüğü, Fenerbahçe'nin her sene yıldızlar getirdiği bir dönemde Cem Uzan isimleri dolaşmaya başlamıştı. O zamanlar Galatasaray'ın da bir Aziz Yıldırım'ı olsun diye ağzının suyu akanlara bu kulübün böyle bir yapısı olmadığını, Galatasaray'ı oluşturan değerlerden vazgeçilirse bir anlamı olmayacağını, eğer başka türlü bir kulüp hayal ediliyorsa Türkiye'de farklı yapılar ve değerler olduğunu gidip suyun öte tarafından bir takımın taraftarı olabileceklerini söylemiştim. Ama gelgelelim 1990'lardan sonraki başarılara endeksli olarak Galatasaraylı olanlar çoğalınca dedikleri gibi Türkiye oldu Galatasaray. Herşeyiyle bu memleketin insanını yansıtan ve tamamen başarıya endeksli bir taraftar kitlesi oluştu. 14 senelik çileyi çekenleri utandıracak bir görgüsüzlük hortladı. Cemil'ler Can'lar hatta sonrasında Aykut, Rıdvanlar'ın Fenerbahçesi olan kitle Galatasaray oldu artık. Galatasaray, Fenerbahçeleşmeye mahkum oldu devamında. Havaalanında futbolcu dövmek yerine tesislere hıyar bırakan lümpen değer bilmez taraftar kitlesi oluştu. Takım sahaya çıkarken Lincoln Lincoln diye bir tarafını yırtıp, akşamında Ahmet Çakar gazına gelip Lincoln'e ana avrat söver oldu. Kaptanını önce Metin Oktay'la özdeşleştirip tüketen sonra da kız arkadaşı üzerinden vuran alçaklar oldu. Maçın ilk yarısı bitmeden kalecisini yuhalayan, Servet Çetin'i Rijkaard'ın gittiği hafta tribüne çağırıp bir sonraki hafta yuhalayan karaktersizler ordusu oldu. Galatasaray, kimliğini hala bulamamış bir torba kömüre oyunu satan, Atatürk ile RTE'yi kıyaslayan, ama Atatürk'ü sevenin de klişelerden kurtulamadığı, değer bilmez, düşünemez, pragmatist, faşist Türk halkı oldu. Bir avuç kaldık aslında şehrin bu yakasına ait olduğuna inanan. Sessiz sedasız eve dönerken halen Nevizade Gecelerini mırıldayabilecek kadar bu kulübe aşık olan.

Seni yıkacak dozerin değil de, sana koltuk fırlatan değer bilmezin diyim Ali Sami Yen. Seni böylece tükettik ki artık TT Arena'da her başarısızlık senden ayrılığa bağlanmaz.

askerlik yaparsan adam olursun..


Her Türk erkeği ne için aldığını bilmediği bir borçla doğar. O borcu da en azından özgürlüğüyle ama gerekirse canıyla öder bu memlekette. Ben sıramı geçen sene savdım, şimdi Barizzio ve Trapano'nun, ayrıca Köşeli ve Ercan'ın sırası. Hayırlısıyla gidecekler, borçlarını ödeyip gelecekler. Bize ise özlemek düşecek.

Bizi ayıran dozerin diyim gerisine TCK ceza yazıyor.

28 Kasım 2010 Pazar

bu şekilde bitmemeliydi..

celtic- inverness maçını nasıl bildin lan diye sorarsanız; bundan altı yıl önce 15 maçlık bir kupon hazırlamıştım, en yüksek oran 1,3du heralde, en garanti maçım celtic-inverness idi, 14 maç tuttu, bu maç yatırmıştı... ee yıllar geçti ben o maçı unutmadım, kuponu hazırlarken tuzağı farkettim...

23 Kasım 2010 Salı

BİR GOL BE!




bu akşam "abi trapano" ile birbirimizden habersiz kuponlar yaptık, eğer 13dkda karar vermeseydik yapmasaydık, biraz konuşma fırsatı bulsaydık, sanırım arsenale bu kadar güvenmezdik... kısa günün karı 119tl..

19 Kasım 2010 Cuma

Arena kurbanlarını bekliyor


Hagi bu takımda kalırsa uzun vadede başarılı olur mu, evet..
Biz Hagi'yi seviyor muyuz, evet..

Misimoviç ne yaparsa yapsın, Sarp'tan, Servet'ten, Ali Turan'dan, Hakan Balta'dan daha fazla şey katıyor mu takıma, evet..
Hagi'nin ilk gelişinde Ribery her 60. dakikada çıkıp yerini Sabri'ye mi bırakırdı, evet..
Hakan Yakın, Galatasaray tarihinin en kazma orta sahasına rağmen, yaratıcılık gereken zamanlarda bile oyuna alınmayıp, bütün orta saha Ayhan'a mı bırakılmıştı, evet..
Hagi, yıldız futbolcularla anlaşma konusunda her seferinde sıkıntı yaşar mı (hakan yakın, f.ribery, z.misimoviç, büyük ihtimalle abim h.kewell), evet..
Yönetim gazımızı almak için devre arasında yıldız futbolcu transfer etmek isteyecek mi, evet..

Hagi kendi bildiği rumenleri getirmek isteyecek mi, evet..

Yönetim ile Hagi arasında çekişme başlayacak mı, evet..

Sonunda 3S tayfası (Sezgin, Sarp, Servet) mı kazanacak, evet..

Biz bu duruma göz yumacak mıyız, evet..

Hala Arena aslanlarını bekliyor diyen var mı, muhtemelen hayır..

15 Kasım 2010 Pazartesi

dengesiz taraftar güruhunun sonsuz ışımaları


Galatasaray kadrosunun yetersizliği, bu kadroyu kuranların futbol seviyesi, futbolcuların ruhsuzluğu bunlara bağlı olarak Rijkaard'ın gönderilmesinin dangalaklığı konusunda yazmak istemiyorum daha fazla. Bence günün konusu bu değildir artık. Galatasaray eğer ki yıllardır Türkiye'nin en güçlü takımı değilse bunun sebebi sadece günlük transfer yanlışlıkları da olamaz. Hani bu takımın çok daha zayıf kadrolarla Kalli ve Luce zamanlarında şampiyon olduğunu görmemiş olsam tamam diyeceğim de bugün Mustafa Sarp yüzünden kaybediyosak dün Bülent Akın'a rağmen kazanıyorduk.

Öncelikle ben artık stada gittiğimde ya da evimde televizyondan maç izlerken taraftarın sesini duyduğumda kendimi o güruhun bir parçası olarak görmekten utanıyorum. Belki de bir gün Rijkaard'ı bir gün Bülent Korkmaz'ı getiren, bir gün Elano'yu bir gün Ali Turan'ı alan bu yönetim taraftarlarda kimlik yönetimine yol açmıştır da dengesini bozmuştur o kısmına birşey diyemem. Ama bildiğim tek şey dünyanın en dengesiz insan topluluğu haline gelmiş olunduğudur. Zira 2 gün Arda Turan - Metin Oktay resimleri asıp, oynamadığı maçta Sinem'e laf eden, Rijkaard'a tribünden gün boyu sövüp dün onu geri çağıranlar, Servet'i Fenerbahçe maçından sonra tribüne çağırıp, dünkü maçta takımı satanı biz de satarız diye yuhalayan dengesizler hep aynı. Gün geçtikçe düşünüyorum ki bizim Kalli zamanında 6 hafta seyircisiz oynamamız bir nevi ödülmüş aslında.

Takım tertibiyle ilgili ise Hagi geldikten sonra takım savunmasına ağırlık verileceği ve Galatasaray'ın pozitif futbol üzerine şekillendirilmeye çalışılan bir takım olmaktan öte defansif bir yapıya bürüneceği geçmiş tecrübeyle sabitti zaten. Nitekim öyle de oldu. Topun arkasında mücadele eden ve hızlı hücum eden Galatasaray yaratmaya çalışıyor Hagi. Bunu negatif birşey olarak söylemiyorum. Zira Hagi'nin yapmaya çalıştığıyla futbol profesörü Guus Hiddink'in futbol anlayışı arasında zerre fark yok. Rijkaard ve Hagi arasında Van Gaal ve Hiddink kadar fark var işte. Ama lider Trabzonspor'un orta sahayı Selçuk-Colman ikilisine emanet edebildiği bir ligde bizim Elano-Cana ikilisine emanet edememizi hala anlayamıyorum. Şenol Hoca ne güzel de gösteriyor di mi kazmasız da oynanabildiğini fizik güce dayalı olmasından şikayet edilen TSL'de.

Bu yazıya bir sonuca varmayacak bugün. Dün hiçbirşey bitmedi ya da şaşırtıcı hiçbirşey olmadı Galatasaray için. Daha fazlasını bekleyenler kendi beklentilerini sorgulasınlar bence. Önce herkesin aynı şeyi beklediği bir Galatasaray algısı oluşturulmalı en kısa sürede. Sonra da bu algıya engel olabilecek her türlü etken temizlenmeli yapıdan derim.
Floransaya selam götür sayıroğlan

30 Ekim 2010 Cumartesi

Mustafa hakkında herşey


1 - Mustafa sarp değil sarf'tır ziyandır.

2 - Mustafa gölge markaj yapma niyetiyle rakibi bırakıp kendi gölgesini marke eder.

3 - Mustafa topu sağ ayağıyla sürerken sağ tarafındaki futbolcuya pas vermek için ayağının dışını kullanamaz vücudunu 45 derece çevirir.

4 - Mustafa verkaç yaparken ya vermeyi unutur ya da toptan kaçar.

5 - Mustafa Ayhan'ın kendisini marke etmeyi bırakmasıyla Galatasaray'a gol atmasının gönül borcunu rakip takımlara karşı ödemektedir.

6 - Mustafa, yenilen golden sonra Galatasaray formasını yırtabilecek, atılamayan golden sonra Pino'ya küfredebilecek adamdır.

7 - Mustafa, Ali Turan'dır, Barış Özbek'tir, Servet Çetin'dir, hatta Servet Çetin'i tribüne çağıran taraftardır.

29 Ekim 2010 Cuma

Ezel


mahçubuz



Buradan muhteşem bi soruya cevap vereceğimizi taahhüt etmiştik. Ancak işkoklik arkadaş çevresinin bir takım yan etkileri var. Maalesef Cyrex'in satışına geldik. Kardeşim Cranium ve Minişler'le o kadar meşgul ki, şimdilik sorumuzu cevaplayamadık. Ama sözüm söz, ilk fırsatta telafi edeceğim, bu soruyu yanıtlayacağım.

Perez 15 İspanyol istiyor


İspanya'da çift kutuplu La Liga mücadelesinde rekabet İspanyol-Katalan eksenine taşınmayı sürdürüyor. Madrid cephesi de, bu yangına en az Barça'lılar kadar körükle gidiyor. Ramos, Casillas her fırsatta milliyetçi açıklamalarıyla "madrilenyo"ların gönlünü fethediyor.

As gazetesinin haber,ine göre, son olarak dün başkan Perez, "2013'te görev sürem bittiğinde kadromuzda 15 İspanyol olacak" demiş. Şu anda Real Madrid kadrosundaki İspanyol oyuncu sayısı 10.

maç-rakı

2 yıldan fazladır yazdığımız bu blogda hiçbir reklam geliri elde etmedik. Zira öyle bir hedef de gütmedik. Bu reklamını yapacağım hadisenin de herhangi bir geliri yoktur, maliyeci arkadaşlara buradan beyanımdır.

Efendim, bu akşam malum cuma akşamı, bizim tayfa gibi pek çok tayfanın böyle bir rakılı etli planları vardır. Ama bu tarz planlar Bursaspor-Fenerbahçe maçıyla çakışınca ikisini birarada izleyecek güzel ortam bulmak ve bunu uygun fiyata gerçekleştirmek zor.
Tam da bunun üzerine yakala.co çok iyi bir ilan çıktı. Sadece Bursaspor-Fenerbahçe maçı için değil ileriki zamanlarda benzer bir durumda da değerlendirilebilecek bir fırsat. Detaylara ve fiyata bakarsanız hemfikir oluruz gibi geliyor. Bunun geliri öyle hayır kurumlarına falan gitmeyecek elbette ama olsun canım herşey mi hayır. Biraz da güzel döner 2 duble rakı yanında maç keyfi yapalım hakettiğimiz gibi..

*resim için alkolig.blogspot.com'a teşekkürler
yalaka.co diye gay porno sitesi yapan şahıs, seni maçka parkındaki saatin altında bekliyorum.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Pes 2011 vs Fifa 2011 night


Cannon mu Nikon mu?
Gloria mı Starbucks mı?
McDonalds mı Burger King mi?
Facebook mu Twitter mı?
Iphone mu Blackberry mi?

Bu sorulara kesin olarak cevap veremeyiz belki. Ama bu akşam senelerdir bizi çok meşgul eden bir soruya cevap arayacağız: Pes mi Fifa mı?
2000'li yılların başıyla düşüşe geçen Fifa, yaklaşık bir decade süren bir PES hakimiyetine boyun eğmek durumunda kalmıştı. Oyun gerçekçiliğini oynanabilirlikle birleştiren PES serisinin, Fifa 2010'un çıkışına kadar, artık rakipsiz olacağı sanılıyordu.

Ne var ki, Fifa çok ani bir atakla, oynanabilirlikten biraz feragat edip, tek kelimeyle simulatif bir oyun çıkarmaya başladı 2010 ve sonrasında. Pas ve şutların yön ve kuvveti dengesinin büyük ölçüde oyuncuya bırakıldığı, otomatik hamlelerin hemen hemen sıfıra indirildiği bir oyundau ve 2010'da PES'i tokatladılar.


2011'de çıkan iki oyuna bakınca, net olarak şunu gördük: PES koltuğu geri istiyor. Fifa'nın getirdiği devrim karşısında inat etmeyip oyunu önemli ölçüde yeniledi Konami. Paslar, ara paslar, savunma, şut ve daha bir çok alanda yeni özellikler eklendi, otomatik hamleler -galiba biraz fazlaya kaçtılar- çok azaltıldı.

Velhasıl, bu akşam Cyrex ile birlikte (bunu okuduysanız siz de katılabilirsiniz) (o değil de ben Sandık malikhanesine izinsiz insan davet ediyorum) bu mühim sorunun cevabını arayacağız. Cevabı da Cuma günü yine buradan duyuracağız.


ankara ankara güzel ankaraaaaaa

19 Ekim 2010 Salı

sebep

Aykut Kocaman: " Sevemiyorum abi su sambacıları, pası ben veriyordum adam yine Tanju ile kutluyordu"
*Takımınızda aksayan taraf olmayınca, 2 rakibiniz yenilmiş siz kazanmışsanız böyle keyifli postlar çıkıyor bea..

18 Ekim 2010 Pazartesi

alem puşt olmus, zaman gitme vakti


En basta futbolcuya dayali sistem, sisteme dayali futbolcu vs. ile ilgili nihai kanaatimi paylasayim. Sistem futbolcuya dayali bir olgudur, elinizde uygun futbolcu yoksa istediginiz sistemi uygulayamazsiniz. Eldeki futbolculardan maksimum verimi almak bir teknik direktorun onceligi olmalidir. Buna paralel olarak adim adim altyapisindan ustyapisina, transfer politikalarina kadar hayal ettiginiz sistemi yerlestirirsiniz. Yani sistemi takima degil kulube, onu da bir gunde degil zaman icinde verebilirsiniz. Bu bilgiler isiginda dogru insan Rijkaard'in herseyi tam dogru olarak yapabildigini soylemek zor. Galatasaraydan ayrilmamasini temenni etmekle beraber artik kacinilmaz sona geldik gibi gorunuyor.
Ama baslikta kazananlar kavraminin sahsinda vucut buldugu kisi Servet vb olsa da kaybeden Rijkaard degil burada. Rijkaard Turkiyeden ayrilan pek cok meslektasi gibi kupa koleksiyonuna kaldigi yerden devam edecekken bizler donup Servetler Mustafalarla harcadik adami diyecegiz. Kaybeden biz olduk, cunku hocasini gondermek icin alenen sabote edenlere yenildik. Cunku Rijkaard ile yollarini ayiracaklarin testis ve beyin caplari Servet, Hakan gibi adamlari bu takimdan gondermeye yetmeyecek. Cunku bu kirli oyun oynanirken Baros kadar isyankar olamadik. Yedekte umarsiz Elanolar olarak kaldik. Bu bitmis askin hikayesini tekrar dinlemek isteyenler ise Nazim'dan "mavi gozlu dev, minnacik kadin ve hanimelleri"ni okusun.
vatan yahut silvestre

15 Ekim 2010 Cuma

Samandıra'da mutluluk rüzgarları

T.direktör Kocaman, kaptan alexi yanına çağırarak " ben süper bir hocayım, sen de süper bi oyuncusun, ihtiyacım olmamasına rağmen sana hep danışacam, oyundan hiç çıkarmayacam" dedi. Alex de "bu sözleriniz beni çok mutlu etti süper hocam diyerek zeytin dalını geri çevirmedi. Bu konuşmadan sonra alex takım arkadaslarını toplayarak tek hedefin şampiyonluk olduğunu söyledi, arkadaşlarının kolejdeymiş gibi davranmalarını istedi... alex gülmeyince "gidiyor" haberleri vardı, şimdi bunlar niye yok?!

12 Ekim 2010 Salı

Avusturya-Belçika


Başlık biraz ilginç gelecek belki, ama Türkiye'nin maçına yazacak çok fazla şey bulamamışken, bir yanda grupta 2.lik için çekiştiğimiz 2 takımın maçı üzerinden yola çıkarak, bizle ilgili bir yazı yazmak istedim.

Al Lee kardeşim haftasonu içini döktü bizim takımla ilgili, bu nedenle onun lafının üstüne laf demem. Ama ne kadar katıldığımı en azından belirteyim buradan.

Velakin, an itibariyle, Avusturya da, Belçika da, bırakın 2 mağlubiyet alan takımımızı, diğer maçları kazanan takımımızdan bile çok daha iyi oynuyor. Hatta amiyane tabiriyle, "çatır çatır" oynuyorlar. Bu gruptaki geleceğimiz hakkında da kara kara düşündürüyor bizi. İsmini bile duymadığımız sübyan veletlerin, bazan da İngiltere'de oynayan abilerinin sahadaki hevesini ve yeteneğini görünce, bizimkilerin biraz yurtdışından (sadece büyük ligleri değil, anlaşılan bayağı bir yolumuz var) maç seyredip kendine gelmesi gerektiği konusu tekrar gündeme geliyor kafamda.
Buradan, dün izlediğim Avusturya Azerbaycan maçını 3-0 kaybeden Azerbaycan için "Avusturya'dan 3 yemek de kendi içinde başarılı bir tutumdur" açıklamasını yaptığımdan dolayı hem Avusturya'dan, hem Azerbaycan'dan özür diliyorum.

Biraz da Hamit ve Emre'nin açıklamalarını büyüteç altına almak isterim. Öncelikle Emre, bana kalırsa, hayatında yaptığı en samimi, en vizyon sahibi açıklamaları yaptı bugün maç sonrası. Maçın en iyisi olduğunu söyleyen muhabire (ki bence de öyleydi) golün de kendi hatasından dolayı yendiğini söyledi. Üstüne bundan seneler önce medyaya orta parmağını kaldırdığı günler sorulunca kendi hatalarını itiraf etmeyi bildi. Son olarak ve en önemlisi ise, artık fizik olarak süper durumda olmadığını, ve 2012 sonrasında milli takımda olmayacağını açıkladı. "Yeni bir nesil yaratılmalı" fikri hakimdi sözlerinde.

Hamit de benzer şekilde, suçlu aramak ve infaz gerçekleştirmektense, çok sayıda faktörden kaynaklanan bu mağlubiyetler serisinden "yeni gelecek genç arkadaşlara" ders niteliğinde bir yol haritası çıkarmak gerektiğini vurguladı.

Efendim Hiddink Sabriyi sol bekte oynatmasın, buyrun Hakan Baltayı oynatsın. Biz de sistemimiz ve yetenek havuzumuzla ilgilenmek yerine, Fatih Terim vs Hiddink dövüştürmesi yapalım kafamızda. Sonra da dönüp sağımıza solumuza bakıp, bir-iki ay önce dünya şampiyonu olan arkadaşların, 10 sene önce uzayda değil, aynı takımın U19 takımlarında oynadığını hatırlayalım. Üstüne bizim 10 sene önceki U19 takımımızın da süper olduğunu hatırlayıp düşünelim: biz nerede yanlış yaptık?

ps. biraz fazla içmiş olabilirim, bu nedenle konu bütünlüğü saçmaladıysa affola..

9 Ekim 2010 Cumartesi

"Metin" doğmak


"Babam Galatasaraylıydı, o sevgiyle bu ismi vermiş bana. Sonra Beşiktaşlı oldu ama... Metin Oktay’la karşılaştım, çok sohbet ettik. İyi ki de ismimi ondan almışım. Ben de yıllar sonra Metin Tekin olmuşumdur ama hiçbir zaman Metin Oktay’ın ismi gibi olmayacaktır." Metin Tekin, sabah gazetesindeki röportajından

Kewell abim gibidir ya benim, Galatasaray ve Kewell diyince ne hissediyorsam aynısını Metin Tekin için de hissetmişimdir. Böyle güzel bir Türk futbolcu daha yok koskoca Türk liglerinde. Konuşmasıyla duruşuyla okul olmalı okutulmalı Metin. Bu arada aşağıdaki fotoğraf Metin'in yukarıdaki fotoğrafta kimi tokatladığını merak edenler için..


sedyedeki Türk düpedüz zenci


Niyetim duygu sömürmek değil elbet ama bir durumu vurgulayarak başlamak istiyorum. Bir önceki Almanya-Türkiye maçını Kiel'de izlemiştim. Türkiye maçı kaybetmesine rağmen orada yaşayan Türk işçiler ertesi gün işyerindeki Almanlar'a nasıl onlardan daha iyi oynadıklarını, Almanlar'ın şanslı olduğunu söyleyip, beklenmedik performansın da Almanlar üzerinde yarattığı şaşkınlığın etkisiyle mağlupken galip havalara girmişti. Aynı topraklarda pazartesi günü işe gidecek olan ya da bahçesini sularken Alman komşusuyla karşılaşacak olan Türkler eski günlerdeki gibi gözlerini kaçırmak zorunda kalacaklar. Ve orada yaşayan Türkler daha iyi biliyorlar "Auf Wiedersehen" lafının stadtaki taraftardan ötesine söylendiğini. Sırf bu sebeple dahi Hiddink'in takımı Almanya doğumlu futbolcularla kurması makul görülebilir (bu noktada Uğur Meleke'nin bugünkü yazısına atıfta bulunuyorum).

Dün son zamanlarda izlediğim en hızlı maçı izledim ve yenilen tarafı destekliyor olmanın burukluğunu saymazsak epey keyif aldım maçtan. Türk Milli Takımı Hiddink'in oyun felsefesini aklına kazımaya başlamış. Yapılabilenlerden ziyade yapılmaya çalışanlara odaklanırsak takımın top kapıp hızlı hücumlarla kaleye gitme çabasını fark edebiliriz. En azından bu açıdan umut verdi takım.

Ama burada sorgulanması gereken Hiddink'in oyun felsefesini mevcut altyapı, oyuncu seçimi ve kadro yapısı ile birleştirdiğimizde ortaya istenilen sonuçları getirecek bir takımın oluştulup oluşturulamayacağıdır. Bu takımda Aurelio ile kıyaslanabilecek tek Türk oyuncu olan ve Valencia'da Euro 2008 sonrası günlerinin üzerine koyan Mehmet Topal'ın takıma çağırılmaması ve takiben sakatlanması durumu ile kendi takımında bile oynayamayan ve henüz bir istikrar yakalayamamış olan Özer'in durumları ayrıca değerlendirilmeli diye düşünüyorum. Defansın ortasında defansa yaslanan bir takımın müthiş oyuncusu Ömer Erdoğan'ın pozisyon yanlışlıkları ile Servet'i bile gölgede bırakması göz önünde bulundurulursa İbrahim Toraman'ı hiç izledin mi Hiddink diye sorası geliyor insanın. Elbette Arda, İbrahim Üzülmez hatta Mehmet Topal olsaydı çok daha farklı olurdu takım. Gerek Almanya'nın bizi sağdan sola koşturması gerek de takımın kendine güveninin yüksek olmaması nedeniyle yaptığımız komik hatalar da daha aza indirgenirdi.

Kadro seçimi diyince herşeyi bir kenara koyalım ve Türk futbolcuları hangi konuda iyidiri sorgulayalım öte yandan.


Kaleci olarak karaktersiz ve dengesiz Volkan herşeye rağmen Avrupa'nın pek çok Milli Takımı'ndan geri bırakmıyor kalemizi. Defanstan oyun kurabilen ve pozisyon bilgisi yüksek bir savunma oyuncumuz yok koca memleketimizde. Orta sahada yaratıcı oyuncularımız sakat Arda, Amerikalı Volkan, triple Kazım ve istikrarsız Özer'den ibaret. Orta sahada tek zengin yanımız en çok söylendiğimiz noktalardan olan oyunu iki yönlü oynayabilen Emre, Nuri, Selçuk İnan ve kısmen Aurelio ile Mehmet Topal'a sahip olmamız. Bu arada daha önceden bulaşmış olduğu bahis skandalı sebebiyle Türkiye'de bile görmek istemediğim Gökdeniz Karadeniz var ki sadece futbola odaklanan bir gözün bu adamın Rubin Kazan'da oynadığı futbolu görüp kadroya alması gerekirdi diye düşünüyorum.

Ama ben en çok forvete gelince tıkandım. Semih, Halil hatta Mevlüt'ü düşünüyorum. Hangisine gözüm kapalı emanet edebilirim Milli Takım formasını. Sakın Sercan demeyin gülecek mecalim bile yok.

Şimdi Sabri solda napıyoru falan geçmek gerekiyor böyle bir durumda. 6+2+2'ler bile yetmiyor takımlarımıza kimse görmüyor mu bunu Allah aşkına. Galatasaray 6 yabancı ile oynarken suçlular hala Servet,Mustafa Sarp, Ayhan, Aykut ve Ali Turan oluyorsa ve elimizde olsa onları da yabancılarla değiştirmeyi makul görebiliyoruz. Bence çözüm 2. Dünya Savaşı sonrası Almanya'sının yaptığı devletçi endüstriyel kalkınma hamlesini futbola uyarlamak. Daha fazla özgürlükten ziyade koşulları ağırlaştırarak kendi futbol endüstrimizi yaratmaktır. Yoksa Mahmut Hanefi'yi Roberto Carlos zannedip mutlu olacağız senelerce.

8 Ekim 2010 Cuma

6 Ekim 2010 Çarşamba

Uygun adım ileri


Beklenen oldu.

Cuma gecesi Wasted we Ali'yle maç seyrederken konuşmuştuk, belliydi olacağı. Hatta Wasted Bülent Korkmaz'ı sevdiğini söyleyince, yanlış anlayıp bi de sağlam azarlamışlığım vakidir kendisini haksız yere! Bülent Uygun'u sevmem, sevenle de oturup bu konuyu tartışmam.

Koltuğa uygun görünüyordu. Biraz katakulli oldu istifası, resmen kaçar gibi gitti Buca'dan. Bence çok hoş da olmadı. Ama hayırlı olsun, bence Es Es için geçici de olsa iyi bir transferdir, bu sezon en azından ikinci 5'i zorlama ihtimalleri artacaktır.

1 Ekim 2010 Cuma

mağlubiyeti takiben aklıma takılanlar


Hani 2 gol yiyebilirsin maçın başında ve bir tanesi yoktan bir penaltı da olabilir, bu golleri çıkartamayıp maçı kaybedebilirsin. Hiçbir takım her maçı kazanmak zorunda değildir yani. Buraya kadar tamam da bir takım futbol namına hiçbirşey koyamaz mı ortaya. Haftalardır süregelen hücumsuzluk had safhada. Peki burada tek suçlu uyumu sağlayamayan, yeni çözümler yaratamayan ve eldeki futbolculardan yeterince verim alamayan F.Rijkaard mıdır, yoksa hem bu blogda hem de başka bloglarda arkadaşlarca benim de kışlada defalarca söylendiğim üzere görünen köy olan kadro yapılandırmasındaki doktora tezi durumu mudur?

Zerre heyecan uyandırmayan yedek kulübesine bakıldığında mı daha çok kararıyor insanın içi yoksa sahada Ali Turan gibi Galatasaray futbol tarihinin en kötü topçularından birini ve diğer gamsızları gördüğünde mi onu da bilemiyorum.

Daha da vahim sorularım var takiben. Hani Servet çok önceden gönderilmeliydi dengesiz açıklamaları yüzünden de Elano iyice soğutulduktan sonra böyle bir maçta bile yer alamaz mıydı? Ya da takımın defanstan topu oyuna sokabilen yegane oyuncusu Neill'i çıkarıp Ali Turan'ı almak hele orta sahada topu ileriye oynamaya niyetli yegane insan Cana yerine gol atmasına rağmen futbol özrüyle göz dolduran Barış ve halı saha topçusu Miss Kolombiya Pino'yu sahada tutmak ne oluyor ki? Bir an hakikaten Rijkaard birilerine kızdı maçı bilerek veriyor diye düşündüm. Hani aşağıdaki postta Hiddink'e lafı soktuğu gibi bu hareketleriyle de yönetime mi bir imada bulunuyor anlayamadım. Bir maçı kaybederek daha fazlasını mı kazanacak acaba ya da çok Ezel izledim film elden gidiyor derken geri dönüşlere ve arka planda akıllı sebeplere mi inandırmak istiyorum kendimi onu da bilmiyorum. Öğrenince yazarım elbet..

laf sokmanın flemenkçesi

"Servet'i milli maçlar için dinlendirmek istedim" F.Rijkaard-Karabükspor maç sonu ropörtajı

O an


O ana kadar takımının tek ismiydi Quaresma. Beşiktaş, sezonun en zor ilk yarısını oynuyordu. Sakatlanıp çıktıktan sonra umudum çok azaldı maça dair. İlk yarıda benim tahminim tuttu, ikinci yarıda Ram'ınki..

Q7'nin yerine giren Holosko, muhteşem sprinter özelliğiyle bi dolu pozisyon buldu, çoğunu bencilce harcadı. Tabi burda Holosko'nun, bu sezon eline sayılı fırsat geçeceğini bilmesi ve bu nedenle hazır pozisyon buluyorken ismini skorborda yazdırıp 11e yaklaşmaya çalışma paniğinin etkisi büyük.

Quaresma'nın sakatlığının önemli kısmının milli maç arasına denk gelecek olması şanstır.

Bir de sözüm hala bu adamın kötü oyuncu olduğunu söyleyenlere. Rica ediyorum soda için, bu kadar hazımsızlık pis reflü yapar!

29 Eylül 2010 Çarşamba

Capone

Galatasaray'da Tafo'dan başka hiçbir Brezilyalı başarılı olamamıştır diye istatistikler yayınlayanlara nacizane cevabımdır.

Ajax tipi forma.

Ertuğrul Sağlam, Rangers'ı kızdırmamak için Ajax tipi formayla oynayacaklarını söyleyince aklıma Samsunspor geldi. Onlar da PSV deplasmanına gidebilseydi Celtic tipi forma giyerdi herhalde..

Bursaspor eskizi


Bugün Bursaspor Ibrox'ta karşılaşacağı Rangers, kendimi bildim bileli bizim 3 büyükler ayarında gördüğüm bir takım gibi gelmiştir bana. Böyle Porto'nun biraz altında Sporting Lizbon'un biraz üzerinde. Neden Portekiz Ligi'nden örnek verdim bilmiyorum ama öyle işte. Bu sene henüz askerden dönmüş olmamın da etkisiyle henüz izleyemedim bu yüzden bugünkü maç ne olurdan öte kısaca Bursaspor izlenimlerimi paylaşmak isterim.

Bursaspor'u ise Galatasaray ve Valencia maçları ile askerlik dönüşü Bucaspor maçında 90 dk izleyebildim. Gördüğüm kadarıyla geçen seneki kadro yapısı ve oyun sistemi aynen korunmuş Bursaspor'da. Pek çok takım gibi 4-2-3-1 ya da 4-4-2 oynamasına karşın, çok adamla geride kalınan ve kolay kolay kontra yemeyen sistemi, muhakkak kule santraforla destekleyen, defanstan uzun toplarla çıkan bir takım hala Bursaspor. Geçen seneden kalan en önemli yadigar ise eksikliği ile ligin orta sıra takımlarının bir türlü yükselememesinde başrol oynayan kazanma alışkanlığının yitirilmemesi olmuş. Ligdeki maçlarında güzel futbol oynamamalarına rağmen büyük takım havasıyla kazanıyor gibiler. Şampiyon kadronun geçen seneye göre aşama kaydedememesindeki en büyük sıkıntı ise Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılınacak bir ortamda takıma sınıf atlatacak transferlerin yerine tam anlamıyla yapılamaması olmuş. Öncelikle belirtmeliyim ki Ertuğrul Sağlam bu sene takımda takviyeye ihtiyaç duyulan noktaları iyi belirlemiş diye düşünüyorum. Defansın solunda gönderilip kurtulunan Veli yerine Wederson, ortasında Zapo'nun yerine Stepanov, forvette kule santrafor Turgay'a alternatif Nunez, orta sahada yaratıcı oyuncu alternatifini zenginleştirmek adına İnsua ve defansın önünde Hüseyin-Bekir Ozan-Ergiç üçlemesine ilaveten Svensson. Bunlar arasında en başarılısı olarak Vederson'u görüyorum. Buna benzer olarak da beklediğim transferler Nunez yerine en kötü ihtimalle Makukula ya da Mehmet Yıldız'ın, Svensson yerine Aurelio'nun alınmasıydı. Risk almadan takıma güç katması kesin isimlere yönelinmesi idi. Stepanov şimdiye kadarki performansıyla doğru bir transfer olduğunu gösterse de onun yerine biraz daha yaşlı, tecrübesi ve pozisyon bilgisiyle İbrahim, Ömer gibi isimlere katkıda bulunabilecek bir oyuncu bekliyordum. Takımın defanstan pasla çıkmak gibi bir derdi olmadığı için pas yapabilen demiyorum zaten. Orta sahaya yaratıcı oyuncu gerekliliğini Arjantinli bir oyuncuyla gidermek ve İnsua'yı almak şu anki performansına rağmen yanlış transfer değildir bana göre. Gerçi yine Beşiktaş'ın yok yere elden çıkardığı Tello, Delgado gibi isimler çok daha doğru olabilirdi.

Birkaç futbolcu için de birşeyler karalamak isterim. Geçen senenin en iyi çıkış yapan Türk futbolcusu Ozan İpek'in bu sene takıma uyum sağlayamayan Misimioviç havalarında olması, takımın bir kanadını komple Wederson'a itelemeye yol açmış.

Transfer penceresi hamlelerinin dışında takımda direkt oynamamasına anlam veremediğim oyuncu ise Bekir Ozan. Bucaspor maçında ilk 11 başladı ve Selçuk İnan etkisi yarattı takımda. Ama genel olarak 2. yarılarda giriyor sürekli olarak. Ben olsam önce onun ismini yazarım orta sahaya sonrasını düşünürüm.

Senenin gözümden düşeni ise Sercan Yıldırım. Büyük bir balon olmaya doğru ilerliyor gibi görünüyor. Adam geçme ve dripling yeteneklerinden çok şey kaybetmemesine rağmen gol vuruşları ve oyun zekasında zerre ilerleme katededememesi yıllarca Süper Lig'de yaşadığımız harcanma Deja-vu'larına ilave olacak gibi görünüyor.

27 Eylül 2010 Pazartesi

Pazar


Pazar, Tanrı'nın müflon terliklerini koyduğu yerdir. Pazar, gürbüz cumartesinin solgun, gergin gölgesidir. Pazar, 'ziyaret hakkına' sahip boşanmış babaların çocuklarını hayvanat bahçesine götürdükleri gündür. Pazar, boş zaman geçirme yeteneği olmayan insanlar için zorla yaratılmış bir boş zamandır. Pazar, akşamdan kalmalığın sınır tanımadığı zamandır. Pazar, ilahiler miyavlayan, futbol topları osuran aşırı besili beyaz bir kedidir..

Tom Robbins, Ağaçkakan
anlatılacak çok şey var, nerden başlasam bilemiyorum, o yüzden başlayamıyorum..

24 Eylül 2010 Cuma

Film Ekimi 2010


Sevgili sinemasever arkadaşlarım,



Malumunuz, filmekimi yaklaşıyor. Buna binaen, oturup şöyle bi baktım filmlere. Biraz konularının, biraz da IMDB notlarının etkisinde 11 filmlik bi seçki yaptım. Amme hizmeti olsun diye de filmlerin IKSV ve IMDB linklerini koydum, yanlarına parantez içinde IMDB puanlarını yazdım.



Filmler 8-14 Ekim günlerinde gösterimde olacak. Süper tavsiyeleri olan varsa beklerim, şuna gidelim diyen varsa direk uyarım.


Sağlıcakla kalın..


Jack Goes Boating (8.0)

http://www.imdb.com/title/tt1278379/

http://www.iksv.org/filmekimi_2010/Filmekimi.asp?day=7&fid=29



Happythankyoumoreplease (7.0)

http://www.imdb.com/title/tt1481572/

http://www.iksv.org/filmekimi_2010/Filmekimi.asp?day=7&fid=26



Certified Copy (7.2)

http://www.iksv.org/filmekimi_2010/Filmekimi.asp?day=7&fid=20

http://www.imdb.com/title/tt1020773/


Socialism (5.7)

http://www.imdb.com/title/tt1438535/

http://www.iksv.org/filmekimi_2010/Filmekimi.asp?day=4&fid=17



The Illusionist (7.8)

http://www.imdb.com/title/tt0775489/

http://www.iksv.org/filmekimi_2010/Filmekimi.asp?day=2&fid=14



Kaboom (7.4)

http://www.imdb.com/title/tt1523483/

http://www.iksv.org/filmekimi_2010/Filmekimi.asp?day=1&fid=8



Get Low (7.6)

http://www.imdb.com/title/tt1194263/

http://www.iksv.org/filmekimi_2010/Filmekimi.asp?day=7&fid=28



Of Gods and Men (8.0)

http://www.imdb.com/title/tt1588337/

http://www.iksv.org/filmekimi_2010/Filmekimi.asp?day=2&fid=10



Cirkus Columbia (7.9)

http://www.imdb.com/title/tt1417067/

http://www.iksv.org/filmekimi_2010/Filmekimi.asp?day=5&fid=30



I saw the devil (8.5)

http://www.imdb.com/title/tt1588170/

http://www.iksv.org/filmekimi_2010/Filmekimi.asp?day=5&fid=21



Carlos (7.6)

http://www.imdb.com/title/tt1321865/

http://www.iksv.org/filmekimi_2010/Filmekimi.asp?day=1&fid=9

22 Eylül 2010 Çarşamba

hocalar ve demeçleri

aykut kocaman: futbolcuya dayalı düzeni yıkmak istiyorum!

o zaman şunu da ekle: "zamanında ali şen bizi kovdugunda haklıydı".. alex ile uğraşma aykut, savunamıyorum seni.. adam brezilyalı ama lakaplar dönemi kapanmasaydı, ne imparator kalırdı ne kral... sus işine bak, tişörtünün ilk düğmesini aç, stochu oynat...

rijkaard: önemli olan 3puanı almaktı (bucaspor maçı sonrası)

hani total futbol hani? misimoviçi de alarak türkiye ligini çözdüğünü gösterdi. total futbol derken total skor futboluna döndün bakıyorum. cristoph rijkaard göster kendini...

schuster: derbi güzel, türkiye güzel, baklava kebap güzel, bogaziçi güzel...

sana şimdilik zico şansı var diyecem, aklıma daha şanslısı gelene kadar... hayat sana güzel şimdilik, tadını çıkar...

15 Eylül 2010 Çarşamba

Çalsın davullar

Cyrex bir-iki saat içinde İstanbul'da. Pazartesi de Al Lee dönüyor. Onlarsız iğrenç bir 5 ay geçti İstabul'da. Çok şükür bugün yarısı, haftaya diğer yarısı dönüyor hayatımızın..