30 Kasım 2008 Pazar

Maça dair 3 cümle


Maç Öncesi: "Saraçoğlu'na başım dik gideceğim"

Maç 11'i: Rüştü-Toraman-Zapo-Zan-Üzülmez-Sivok-Cisse-Ekrem-Serdar-Delgado-Nobre
buralara yazı yazmayınca boşluk olmuyor
Maç Sonu: "Şans bize gülmedi"
Özledik be Şaban

saçmalık..

ne zamandır kafamı kurcalıyordu, bu akşam hacettepe'li oyuncu oyundan atılınca yazmak istedim..futbolda bu yılın modası; eliyle kart işareti yapan oyuncuya sarı kart vermek..yan tarafında hakeme itirazın dibine vuran, yırtınan, kendini yerden yere vuran adama kart yok, ama gülümseyerek o el hareketini yapan masum futbolcuya çat; sarı kart..nerden baksanız aciz bir kural..hiç bi rasyonelliği yok..o el hareketinin kime ne zararı var, anlamıyorum..hakem camiasında "olum topsun sen, ibnesin" mi demek oluyor bu hareket? ne özelliği var ki? neymiş, "hakeme ne yapması gerektiğini el hareketiyle göstermemek gerekir"miş..ee kardeşim bütün maç hakemle konuşan, başında dır dır yapan, bağıran çağıran oyuncular var, onlar ne olacak..mesele ufak bi el hareketinde midir şimdi? inanılır gibi değil..hakeme bir dudak darbesi mesafede, kaşını gözünü açmış bağıran ümit karan'a kart vermiyosun, gülümseyerek bi kart işareti yapan tozo'ya anında patlatıyosun kartı..hakemlere de kızmaya hakkımız yok tabi..kural işte, uygulamak zorundalar..ama malesef bu kural futbolu çirkinleştiriyor..buyrun işte; ali sami yen'de 1-0 öne geçmiş, takır takır top oynayan hacettepe bu saçma kural yüzünden 10 kişi kalıyor, maç da lincoln'ün koşarak top sektirdiği mahalle maçına dönüyor..futbol bu kardeşim..dünya üzerindeki bir çok insanın hafakanlar basınca sarıldığı ilk antideprasan..buradan yetkililere sesleniyorum; bu oyunu böyle saçmalıklarla çirkinleştirmeyin..fifa, uefa, tff; sözüm size..alooo...
bariz, bizim için nananaynaynay..bariz nay..bariz naaaayyy..

28 Kasım 2008 Cuma

Kinnear sezon sonuna kadar Newcastle'da (?)

Magpies yönetimi Joe Kinnear'ın sözleşmesini sezon sonuna kadar uzattı dün. Şu anda 14 maçta 14 puanla 18. sıradalar. Acaba yönetim bu tablo devam ederse kaç hafta daha dayanır? Kinnear liderliğinde son 8 maçının sadece 2sini kaybetti Newcastle. Umut ışığı..

Bu da İngiltere medyası


Bizim medyayı topa tutanlara Premier Lig'i de tavsiye etmiyorum..
FM 2009 inceden baymaya başladı beni..yazı geliyor yakında!

United'da keyifli, Milli takımda gergin


Haşmet mahap'ın keyfi yerine gelmiş United antremanında. Kaybetmeye alışkın olmayınca tabi, milli takımda asabı biraz bozuk oluyor..
servette fc

26 Kasım 2008 Çarşamba

fenerbahçe-porto

içkiyle, alkolle haşır neşir olanlar iyi bilir..agresif şekilde alkol tükettiğiniz günlerde fezaya ulaşan sarhoş/çakırkeyif olma eşiğiniz, içki içmeyi azalttığınız 1-2 aylık dönemlerin hemen ertesinde abuk derecede düşük seviyelere iner..buyrun fenerbahçe'nin bu akşamki durumu işte..geçen sene şampiyonlar ligi maçlarında oyunun her anında konsantrosyonunu kaybetmeden oynayıp, bireysel hatadan çok az gol yiyen takımın bu sene kafası güzel! defansta basit yerleşme hataları ve yenen ilginç -biraz da şanssız- goller..bu rezil cümleyi kurduğum için özür dilerim ama "avrupalı da affetmiyor arkadaş"..şimdi, ölüm kalım maçı dinamo kiev'le..ama biraz düşününce, kiev'deki maçın bükreş'teki bükreş-galatasaray maçından ne farkı olabilir ki? porto'yu yendiği takdirde "en azından uefa" şansı %50lerde seyredecekti fenerbahçenin..şimdi o oran %1..bir mucize sabiti..bu durumun sebebinin tatil aylarındaki gelişmeler olmadığını savunuyor olsaydım; futbolu bırakır gider ebru sanatı ile uğraşırdım şahsen..
dont give up the fight iyiymiş

25 Kasım 2008 Salı

hükümet darbesi


Hasan Doğan iyi adamdı, güzel adamdı, toprağı bol olsun.. Ama herhalde hiçkimse Ulusoy federasyonunun hükümetsel bir müdahale ile yerinden edildiği ve Rahmetli'nin hükümete yakınlığını inkar edemez. Şimdi nereden çıktı bu eski hikaye peki?? Peru'dan..

Peru Hükümeti, Futbol Federasyonu Başkanlığı seçimini kazanan Manuel Burga'nın yerine kendine yakın bir ismi atayınca, FIFA Peru'yu tüm uluslararası turnuvalardan men ettiğini açıkladı. Şimdi denebilir ki Ulusoy hükümeti demokratik yollardan geldi ve gitti. Ben de derim ki: nerede kaldı "özün önceliği"..
"o.ç. Hüseyin Üzmez"

24 Kasım 2008 Pazartesi

Cesc in - William out


Londra'nın en genç takımında kaptanlık da 31'lik William Gallas'tan 21'lik Cesc Fabregas'a geçiyor. Böyle kararlar pek çok şeyin birikimi olarak alınır ama Emirates'ten son dedikodulara göre öldürülen Sırp Prensi Van Persie imiş. Gallas, son maçın devre arasında rencide etmiş genç kardeşini. Evladının üzülmesine dayanamayan Wenger de almış vatandaşının kolundan kaptanlık pazubandını.
alleema

Bu haftadan futbol


O kadar çok 0-0 oldu ki, ki bunun dışında da paso sıkıcı beraberliklerle donanmış bir haftaydı benim gözümde. Bu yüzden eğlenmek için güzel insanlara ihtiyaç duyduk, futbol kesmedi.

Türkiye malum.. İngiltere'de de Chelsea, Liverpool ve United rakipleriyle 0-0 berabere kaldı! Barcelona 1-1, Milan ise 2-2 skorlarla haftanın 1 puanla yetinen diğer büyük takımları. Ben ilk kez 7 tane büyük takımın aynı hafta berabere kaldığını gördüm, gördüysem unuttum; hatırlayan varsa lütfen bilgilendirsin..
Adriana Lima??

Apertura


Geçen hafta teptiği fırsatı bu hafta kullandı Boca. Artık Apertura'nın mutlak favorisi, gerilerden gelen Boca. River'ın böylesi kötü durumda olduğu bir sezonda almak zorundalar kupayı. Palacio ve Palermo'nun yokluklarında Viatri'nin performansı çok önemli bir katma değer takıma. "Sezonun en iyi forveti" anketinde Boca taraftarının %51'inin oyunu aldı. Figueroa da sonunda adamakıllı oynayabildi, golünü de attı. 2-1 yendiler San Martin'i.
River, tezahüratını da al git

23 Kasım 2008 Pazar

chinese democracy ve hakan şükür!

1991: nefret ettiğim okul yıllarım başlıyor..yılda en az 2 kez hasta, 3 kez baygınlık numarası yapıyorum, okuldan kaytarıyorum, sokağa fırlıyorum..abim walkman alıyor, kıskanıyorum..

1992: müzik benim için ya "daha dün annemizin..." ya da "sezen aksu"..abimin elinde duvar figürlü bir albüm, bunalımlardan bunalımlara koşuyor, anlam veremiyorum..bu arada tsyd kupasında fenerbahçe'yi, ligde galatasaray'ı tutuyorum..

1993: haylazım ama kafamda yara izi yok..çift haneli skorlarla biten mahalle maçlarında hattricklerim "taşüstü, el var" gibi envai nedenle engelleniyor ama yılmıyorum, tekmeye kafayı uzatıyorum..kolum dört yerden kırılıyor, evde oturuyorum..abimin duvar figürlü albümünü gizliden ele geçiriyorum..dinliyorum ama hiç bi şey anlamıyorum..

1995: the wall'ün esiri oluyorum..abimden başka albümler aşırıyorum..guns n roses bünyeyi ele geçiriyor..metallica'ya hiç ısınamamamın tohumlarini atiyorum, nirvana'yı keşfediyorum..hakan şükür konusunda kafam çok karışık, arif erdem'e kılım..

1996: abimden sonra evde simsiyah giyinen ikinci kişi ben oluyorum..annem bu durumdan rahatsız..rock saatinde slash'ın sololarını, avrupadan futbolda fowler'ın gollerini izlemek için trt'ye programlanıyorum..

1997: ucuza kaset çeken bir stüdyoya evdeki tsm kasetlerinden çalıp götürüyorum, abi'lere use your illusion, the sphagetti incident vs. çektiriyorum..okuldaki bi kaç kankadan başka bütün dünya "ne buluyorsun bu gürültüde" diyor, sinirlerimi geriyor..

1998: tam anlamıyla ergenliğe giriyorum, zamanımın çoğunu neyse boşver...

1999: 2000 yılına dek walkman, kasetçalar her ne dinliyorsam estranged ya da november rain dinlemediğim ardışık 2 gün yok..bu arada 68lileri de unutmuyorum..pink floyd'un yanına the who'yu, deep purple'ı katıyorum..queen bana çok piyasa geliyor..fatih akyel'in ayağını koymadığı top, beni dakikalarca ağlatıyor, "olsun seneye" diyor, uykuya dalıyorum...

2000: galatasaray uefa'yı alıyor..annem dersler yüzünden nba maçlarını da yasaklıyor..oysa çok iyi murat murathanoğlu taklidi yapıyorum..en kötüsü biraz da aşığım ve bundan benden başka kimsenin haberi yok..

2001: tüm vaktim üniversiteye hazırlanarak, maç izleyerek ve guns dinleyerek geçiyor..axl, slash'ın kıçına tekmeyi çoktan koymuş oluyor.."neden?" diyorum ama chinese democracy'iyi de dört gözle bekliyorum..

2002-2003: istanbula taşınıyorum, üniversite yurdundaki yatağim ve dolabım, calculus kitabım, puslu hisar manzarası ve guns n roses cdlerimden başka bir şeyim yok..

2004: istanbulu ve üniversiteyi sevmeye başlıyorum..yedek külübesinde de olsa tanrı'yı görüyorum..bu arada gpa zikzaklar çiziyor..

2005: büyük şok.. istanbulda adam gibi guns n roses coverlayabilen gruplar var, hem de sayıları bayağı da çok..chinese democracy'den umudu iyiden iyiye kesiyorum..

2006: hayatımda hiç olmadığım kadar aşık olup bir kaç ay içinde amı götü dağıtacakken, bu insanüstü kudretimin bir kismini guns n roses'dan aliyorum..kuruçeşme arena'da ilk kez roger waters'ı canlı izliyor, hacı oluyorum..hayatımda ilk ve son kez bir konser biletine 100 ytl civarı para ödüyorum..

2007: üniversiteyi bitirmemin ödülü, "excel sayfaları arasında harcanacak uzun bir ömür" oluyor..kız arkadaş dışında arta kalan zamanları da alkol-futbol-müzik'le geçiriyor, büyümeye lanet ediyorum..

2008: büyük gün geliyor..17 yıl sonra chinese democracy'nin piyasaya çıktığını duyuyorum.. heyecanlanamıyorum..tv programında "galatasaray" derken gözleri dolan hakan şükür'ün ve pazartesi sendromu ile cebelleşen ben'in, 10 yıl önceki halini düşünüyorum..duygulanıyorum..

çünkü, 90'ların çocukları artık daha fazla yaşlanmak istemiyor...

değil mi gençler??

Ankaragücü: 0 - Fenerbahçe: 0 & Ankaraspor: 0 - Galatasaray: 0


asıl bu başlık biraz uzun oldu

22 Kasım 2008 Cumartesi

değişim ve kaos..

garip bir ülkedeyiz..bir “olamamışlık”, bir “kararsızlık”, bir “arada kalmışlık” sözkonusu..ne batı olabiliyoruz tam ne de doğuyu batıyla sentezleyebiliyoruz..yüzünü batıya dönen metropol gençliği neon lambali rock barlarda batı kültürüne sığınırken, eve dönerken bindiği takside müslüm gürses dinledi yıllar yılı..alt sınıfların egemen kültüre dayattığı arabesk hep bir olmamis öteki taraf olarak gösterildi..oysaki arabesk denen sey de bizim kültürümüzle besleniyordu..
***
bunların farkında olmadan hayatımız da toplumumuz da biçimlendi..biçimsiz bir biçimlenme yaşadık, yaşıyoruz..kaosla beslenen bir kargaşa toplumu olduk..kaosu da istikrarlı bir değişimle, adam harcayarak, model bozarak yaratıyoruz..siyasette de, sporda da, müzikte de böyleyiz..insanların spor okumak için girdiği bir internet sitesinde, böyle sınıfsal-sosyolojik çıkarımlar yapılmaz ama milletçe uğruna çıldırdığımız futbol'un iki büyük takımının durumu bizi bu konuya getiriyor..
***
20şer milyon taraftara, dev bütçelere, yatırımlara sahip takımlar, ligin daha 12.haftasında içler acısı hallerde..ligin kalitesiyle, anadolu ihtilali ile alakası yok bunun.geçelim..ortada bariz bir bütçe-performans dengesizliği var..tekrar ediyorum; 20şer milyon taraftar ve futbolla yatıp futbolla kalkan bir millet.. bu potansiyel dünyada başka nerde var? bu nasıl bir dengesizliktir? bu kadar mı kötü kullanılır? neden modeller, planlar, kalıcı başarıların yakalanmasını hedefleyen istikrarlı ekoller oluşturulmaz? hasbelkader oluşturulanlar neden 4 ayda tuzla buz olur? fenerbahçenin oturmuş, karakterini bulmuş, tarihindeki en önemli başarısını kazanmış modeli 4 ayda nasıl bozulur, niye bozulur? söylemekten yoruldum ama zico neden gider? benim gözümde türkiye liginde 6 yıldır üstüste şampiyon olup ligi domine eden takım, yedek külebesine yapılacak bir kaç eklemeyle avrupa'nın 2.olimpic lyon'u olacakken bu fırtınayı çıkarmak, düzeni istikrarı alt üst etmek hangi mantığa sığıyor? biri anlatabilir mi?
***
aynı şeyler galatasaray için de geçerli..geçen sene müthiş potansiyele sahip en az 10 genç adamı sahneye çıkararak bir model, bir takım yaratanlar bu takımı neden veteran yıldızlarla doluşmuş süslü bir bilgisayar oyunu takımına çevirirler? kewell'ın, baros'un galatasaray'da oynuyor olmasıyla ilgili herhangi bir problemim yok, yanlış anlaşılmasın..sorun; geçen sene yaratılan agresif, genç karakterin bir anda yok edilmesi..sabredilmemesi..istikrar gömleğinin çıkarılıp parçalanması..
***
sorunlar bunlar ama nedenler de ilk paragrafta yazıyor zaten..bizim milletçe tek olayımız değişim ve kaos..bu durum aziz yıldırım için de, adnan polat için de, senin için de, trübünde omuz omuza zıpladığın adam için de, aynı sokakta büyüdüğün sen üniversiteye giderken kahveye gitmeyi seçen çocukluk arkadaşın için de geçerli..malesef geçerli..
çok dertliyim be gençler

nikah töreninden!


allee-pwc nikahı

21 Kasım 2008 Cuma

Adaletsiz

Bizim "Krisçın", Marcelo'nun yakasına yapışmış, biraz adaletsiz bir sokak kavgası görüntüsü çıkmış ortaya! Adam 6 yemeye alışkın değil tabi, mazur görmek lazım!.
FM şölenine 2-3 saat kaldı!

Çıktı


Tartışmalı bir afişle duyurusu yapıldı, hakkında çok konuşuldu, sonunda çıktı!

Oyun elimde, henüz oynayamadım. İş çıkışı bir arkadaşımın askere uğurlama içişi var, satmak mı gerekecek acaba??
de tu querida presencia, comandante che guevara!

20 Kasım 2008 Perşembe

rekora 1 kala


Javier Clemente - İspanya ve Alfio Basile - Arjantin ile daha önce 31 uluslararası maçta yenilmeyerek bu alanda rekoru paylaşıyorlardı. Şimdi onlara 3. kardeş geldi. Marcelo Lippi dünkü Yunanistan beraberliğiyle rekoru egale etti. Rekoru kırmak için ise 28 Mart'ta Karadağ ile oynayacakları maçı beklemek zorunda. Bu çorbada Morgan de Sanctis'in de payı olmuş mudur bilemiyorum zira maçı izlemedim. İzleyen varsa yorumlarda bekliyoruz efenim..

!

İlk 3üne bayıldım, diğerleri biraz yapıştırma olmuş..
El pueblo unido jamas sera vensido!

Theo Walcott ve düşerken omuz incitmek


Kolej takımı Arsenal'in yıldızı Theo Walcott sağ omzunun üstüne düşerek sakatlandığı için 3 ay oynayamayacak..

Aklıma 1996-1997 sezonunda 90+3'te kaleciyle karşı karşıya gol atamayan İstanbulspor'a karşı atakta ceza sahasında kendini yere atan Arif'in penaltısıyla kazanılan tartışmalı maç geldi. Penaltı 90+3'te olmuştu ama Arif düşerken kolunu sakatladığı için 90+7'de kullanılabilmişti. Akıllarda da hakem maçı Galatasaray gol atsın diye 7 dakika uzattı baktı olmayacak bir de penaltı uydurdu şeklinde kalmıştı.

Numaracı Arif

19 Kasım 2008 Çarşamba

İnanması zor ama..

Yüzüğe yazılıyor kendisi.. Her geçen gün daha iyi, daha hırslı. Evet, çok ama çok zor, ama olmaz yok.
Yok artık lebron james!

El Dios 18:11




"Beni 1986 Dünya Kupası'nda elle gol atmak ile suçlayanlar 1966 Dünya Kupası'nı çizgiyi geçmeyen bir gol ile aldıklarını unutmamalılar."









18 Kasım 2008 Salı

ancelotti'nin afrika rüyası ve teknik direktörlerin gol sevinçleri..

carlo ancelotti'nin 7 yıllık milan kariyerinde uefa kupası dışında her türlü kupa var..bu sene saraçoğlunda uefa'yı da kaldırırsa, külüp takımları seviyesinde koleksiyonu tamamlamış olacak..hedefler bununla da bitmez tabi..ancelotti'nin gönlünden, afrika kıtasından bi milli takımla 2010 dünya kupasında bulunmak geçiyor..donadoni'den sonra onu italya milli takımına yakıştıran medya, takımın başına lippi geçtikten sonra ancelotti için afrikadan ciddi ciddi takım bakıyor şimdi..son yakıştırma drogba'nın fildişisi olmuş..galiani sık sık yalanlıyor ama olur mu, olmaz mı bekleyip göreceğiz..bu arada hazır söz ancelotti'den açılmışken eklemek isterim; bu adamın gol sevinçleri çok tırt..ekstrası yok..zico gibi el çırpıp oturuyor yerine..teknik adamın gol sevinci önemlidir gözümde..misal, adamım pearce deli gol sevinci yapar..birinde hiç unutmam maç 2-0.. öndeydiler zaten.. man.city'deyken.. üçüncüyü attılar, önce koşar gibi yaptı, sonra karşı takıma ayıp olmasın diye aniden durdu.. hani zaten iki sıfır üçüncüye sevinilmez diye.. sonra yine dayanamadı, önce bi jose mourinho yaptı sonra fatih terim'e bağladı sonra da yaşlı teknik adamlar gibi hop hop hopladı.. deli performanslar bunlar..maç izlemeyecen zaten, pearce'ı izleyecen..bu arada başlık da çok uzun oldu..neyse..

pearce'ın takımında sabri olmak

Rossi - Rossi
























Villareal'in harika çocuğu Giuseppe Rossi İtalya Milli Takımı kadrosunda.
Anlaşılan 1982 Dünya Kupası'nın yıldızı Paolo Rossi'den sonra 2010 Dünya Kupası'na yeni bir Rossi çıkarmaya kararlı Lippi.

Sebastiano Rossi

Northwest Player of the Year



Northwest yılın oyuncusu ödülü Fernando Torres'e!

Duygusal bakınca "Viva España, Viva el niño" dedim, ama objektif davranmak gerekirse ödül, takımına iki kupa getiren, 42 gol atan C. Ronaldo'nundu..

Bi de yılın futbolcusu ödülü var, o da büyük üstat Ryan Giggs'e gitti; ama ben bu iki ödülün arasındaki farkı anlayamadım..
FMde benim futbolcularım alamaz hiç bu ödülü, uyuz olurum ben de bu duruma!!

Özgür Soylu ve belkiler..


Üniversite 1. sınıf öğrencisi Özgür Soylu'yu kaybettik bugün. Belki Özgür, Karşıyaka Spor Kulübü'nün resmi açıklamasına göre otobüslerinde çıkan kavgayı ayırmaya pompalı tüfekle koşan benzin istasyoncuları tarafından belki de Karşıyakalı Taraftarlar Derneği'ne göre ortada hiçbirşey yokken sadece arızalanan otobüsün tamiri için durulduğunda aslında benzinlik bile olmayan bir yerden oraya koşan çalışanın açtığı ateş yüzünden öldürüldü. Hatta bu çalışan belki de TRT-1 haberlerinde belirtildiği gibi benzinliğin sahibinin oğlu da değil. Belki deplasman otobüslerinde gerçekten de esrar ve alkol partileri yapılmıyor daha önce Çarşı'nın tribünlerde bağırdığı ya da Arena'nın görüntülediği gibi ya da durulan yerlerde benzinlikler yağmalanmıyor yine defalarca ana haber bültenlerinde gösterildiği gibi. Belki Ali Sami Yen'e metro ile gidilmek istendiğinde toplu olarak gişelerin üstünden atlanılmıyor ve Beşiktaş-Kadıköy seferlerinde vapurlar talan edilmiyor. Evet belki bunların hepsi sadece iftira ve biz analarımız bacılarımız sadece yeterince taraftar olmadığımız için deplasmalara gidemiyoruz, Beşiktaşlılar da feribot zor geldiği için Bursa'ya giremiyor zaten. Biz de belkiler içinde gencecik bir kardeşimizi uğurluyoruz böylece. Allah rahmet eylesin, sevenlerinin başı sağolsun..
sefer

17 Kasım 2008 Pazartesi

get up, stand up!

marijuana filan diyip söze gireceğiz ama bu memleketin mahkemeleri iyi çalışıyor, blog kapanmasın şimdi durduk yerde..baba, tayfasıyla tek pas yapıyor, top saydırıyor yukardaki karede..brezilya liginden santos taraftarıymış bob marley..dönemin santos'unda pele oynuyor tabi, gel de taraftar olma..futbolu müzikten önce tanımış olsam, hiç düşünmez futbolcu olurdum diyor..onun sözleriyle post'a noktayı koyalım;

“Football is a whole skill to itself. A whole world. A whole universe to itself. Me love it because you have to be skilful to play it! Freedom! Football is freedom.” (Bob Marley- 1979)”
bariz kaç tane daha müzik-futbol ikilemesi yapmam gerekiyor beni affetmen için :)

steve harris

yeni nesil coldplay dinliyor, eskiler tanır; fotodaki adam steve harris..roger waters'ın olmadığı bi dünyada bas gitarın tanrısıdır..axl rose, dave mustaine vs. gibi "rock yıldızıyım, o zaman psikopat olmalıyım" triplerinde değil..efendi, temiz..futbolu da seviyormuş abimiz..ingilterede doğup futbolu sevmeyen adama ben adam demem zaten..bu arada forma kimin forması çözemedim..aston villa mı? ayağında futbol topu, kucağında fender precision, tam keyifli adam portresi..

bu postu barizzio, ercan ve bütün "cool" bas gitaristlere ithaf ediyorum..

soccerkids

melez çocuk thierry henry..ayağı tehlikeli yerde..paul scholes topa kafayı vuruyor..küçük gerard da dilini çıkarmış arkadan bağırıyor..

ben de alışkanlık oldu, başka blogları da beyaz puntolu yazı var mı diye tarayarak okuyorum :)

geçmiş olsun Pınar Argun


Ne Bahri Havadır, ne de Süleyman Rodop.. Benim için bir haberin altında Pınar Argun imzası varsa kaale almaya değer. Dün Arda'dan sonra o da fenalaştı. Sağlığı yerindedir umarım, Arda da onu sormuş basın toplantısında zaten. Acil şifalar dileyelim..
alman disiplini

11. hafta dürümlemesi


11. hafta bitti, lider Trabzonspor'un puanı 26. Kabaca bir hesapla 34 maçta 80 puan eder bu. Geçen sene şampiyon Galatasaray'ın puanının 79 olduğunu, bir önceki senenin şampiyonu Fenerbahçe'nin ise 70 olduğunu düşünürsek performans çok da fena sayılmaz aslında. 70 puanlı şampiyonluk 3 puanlı sistemde şampiyon takımın almış olduğu en düşük puan şimdiye kadar. Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe'nin şimdiye kadar topladıkları puanları 34 maça yuvarlarsak ise sırasıyla; 68, 61 ve 58 puan ediyor istatistiklerin yanılmadığını varsayarsak 3 büyüklerin potaya girmeleri için geriye kalan 23 maçlarında en az sırasıyla; 48, 50 ve 51 puan toplamaları gerekiyor.
aritmetik oldu burası biraz
Bu haftaki sonuçlara bakınca, Trabzonspor iyi de oynasa kötü de oynasa maç kazanabiliyor bir şekilde, bunu da tamamen takımın kazanma arzusuna bağlıyorum. Misal 2 kere geri düştükleri Antalyaspor maçını geri çevirdikleri maçta, bu sezon başka hiçbir maçta göremediğim kazanma arzusunu ve gol sevincini gördüm. Ama 23 transfere rağmen çok zayıf bir yedek kulübesi var Trabzonspor'un. Isaac, Giray, Ceyhun ve Serkan(Tayfun) iyi oyuncular olmalarına rağmen bu takım ilerleyen haftalarda kırmızı kartlar ve sakatlıklar geldiğinde napar onu bilemiyorum. Zaten Ersun Yanal'ın sezonun ilk yarısı ve ikinci yarısında takımlarının ne kadar farklı oynadıkları çok belli.

Beşiktaş ise puan kayıplarına devam ediyor. 17 korner atıp gol atamamaları, 23 korner atıp gol atamazken ilk kornerde gol yediğimiz Göteborg-Galatasaray maçını anımsattı bana. Beşiktaş puan kayıplarına rağmen bu seneki en büyük şampiyonluk adayım hala. Çünkü Galatasaray'da zamk futbolcular, Fenerbahçe'de ise yönetim iken Beşiktaş'ta bu takımı ayakta tutacak adam teknik direktör Mustafa Denizli hepsinden fazla güven veriyor. Nobre ve Bobo gibi golcülerle Beşiktaş'ın gol atamadığı maç sayısı bundan daha fazla da artmayacaktır bence. Maçtan sonra yapılan dostluk çağırılarına inanan varsa beni bulsun, İstanbul'daki maçta saç traşı için Beşiktaş Çarşı'da olacam.

Galatasaray SK ise bana Galatasaray Sağlık Kurulu'nu ifade ediyor artık. Geçmiş olsun Arda, şık gollere devam Kewell ve Schalke'de hayran olduğum Lincoln diyorum, sağlık kuruluna da şaşırma, sabrımızı taşırma deyip Burhan Uslu oleyyy diye mide bulandırıcı bir tezahürat yapıyorum.

Fenerbahçe ise maçı temiz bir şekilde 2-0 almayı bildi. Roberto Carlos'un ilk golü akıl doluydu ama 2. goldeki baraj, Alex'in Aykut'a attığı frikiktekinden sonra gördüğüm en kötü barajdı. Fenerbahçe pek iyi anlaştığı ampulle bu maç yüzünden arayı biraz açtı ama. İ.Melih Gökçek (Vederson'un manevi babası) yaptığı talihsizliklerle dolu açıklamada Fenerbahçe bizi eze eze yense çok mutlu olurdum ama maçtan önce hakemle ilgili dedikodu vardı, hakem bizi ince ince doğradı derken, bu memleketin başkentinin belediye başkanı olarak, kendi yapmaya hazır olduğu hatır şikesi ve hakemle ilgili şike iddiasını açıkça beyan etmiş oldu. Emin Çölaşan'dan destek bekliyoruz ..

Ligin dibinde ise değişiklik yok. Kocaeli ilk galibiyetini aldı ama bir işlerine yarayacağına inanmıyorum ben. 11 maçta sadece 6 gol yiyen Kayseri yine gol yemedi. Bunların Türk stoperlerine hastayım zaten: Ali Turan, Aydın, Eren.. Biz hala Gökhan Cam ve yeni imajıyla Hannibal Servet ile kuralım milli takımın ortasını.
dürümleme dediğim wrap-up işte

15 Kasım 2008 Cumartesi

Topun ağzı


Tüm kameralar üzerindeydi, hele maç sonlarına doğru..
Wasted'ın "sevimsiz herif"i, Valladolid'e 1-0 yenildikten sonra, hiç olmadığı kadar topun ağzında. İstifa mı eder, kovulur mu bilmem, tek bildiğim Real'in çok sabırlı bir takım olmadığı, bir kelebeğinki kadar ömrü kaldı bence!
Wasted harcadım seni, age'e de gelecek sıra..

14 Kasım 2008 Cuma

Kırmızı Boğa Alpay



Alpay, eski adı New York Metrostars olan Redbull ile anlaştı diyorlar. Kartal'dı Kanarya'ydı derken en sonunda kendiyle en çok özdeşleşecek hayvanla buluşuyor Alpay. Orada ligler tatil olunca da Milan'a gider kış kamplarına artık!

New York Redbulls hakkında kısa bilgi vermek gerekirse, an itibariyle Doğu grubunda 7 takım arasında 5. sırada. En önemli oyuncuları ise Aston Villa'dan tanıdığımız Juan Pablo Angel (bir insanın bu kadar karizma adı olur mu yaw). Stadlarının adıGiants, en ilginç kısmı ise resimden de göreceğiniz gibi sahaya en yakın tribünün adının Bull's Eye* olması.





*dartın ortasındaki kırmızı bölüm, hedefi 12'den vurmak anlamlarında kullanılır ki aynı zamanda Dare Devil'de Colin Farrell'in oynadığı kötü adam karakterinin adı.

agahowa bile korktu..

servet'in maske tercihinin etkileri, eren güngör'ün yüzünden okunuyor fotoda..maç boyunca tv'de ne zaman servet görünse, ikili mücadeleye filan girse vampir filmi (!) izliyor gibi hissettim..hayır, maske ile oynayan, gözlük takan zibille sporcu var. yok muydu başka bi rengi, şeffaf versiyonu..biri servet'e dur demezse, yarın öbür gün zincirle filan dolaşacak alimallah..bu ne lan..

sapık herif, bi şey demiyorum..sabri taksın o maskeyi :)

13 Kasım 2008 Perşembe

Carling Cup


Fotoğrafta Jason Koumas (Wigan) ve Alexandre Song (Arsenal) arasındaki ilginç mücadele var. Hangisi hangisine müdahale ediyor, onu anlamadım.

Chelsea ve Liverpool kupanın dışında kaldı. Drogba kendisine atılan bozuk paraları seyircilere geri yolladığı için ceza alacak. Liverpool'da ise Benitez, "zaten bu kupa bizim hedefimiz değil, işimize bakıyoruz" şeklinde açıklamasını yaptı.

Hollanda'da Ajax kaldı kupa dışında. Yaşasın eleme usulü. Kupalarda lig usülleri kalksın (Şampiyonlar Ligi hariç).
pes 2009'a tahammülüm azalıyor gün geçtikçe

kim kimi daha çok seviyor


Juventus'un pek konuşkan başkanı Cobolli Gigli Inter maçından önce, "Milan'ı da Inter'i de yenmek istiyoruz ancak bizim Milan'la Inter'le olandan çok daha iyi ilişkilerimiz var" demiş. Aklıma 3 sene önce Yıldırım Demirören'in yaptığı, "İnşallah kupayı biz, şampiyonluğu Galatasaray alır, Fenerbahçe hiçbirşey alamaz" açıklaması ve 2002 yılında Ali Sami Yen'de Galatasaray ve Trabzonspor taraftarlarının beraberce o an o kıtada bile olmayan Fenerbahçe'ye küfretmesi geldi. Bu tarz durumlar kulağa hiç hoş gelmese de bence gözden kaçan nokta bunun Yıldırım Demirören'in Galatasaray aşkından öte Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım nefretinden kaynaklanmasıydı. Ben bu durumları saygıyla karşılıyorum, keza bu memlekette pek çok insan nefret ettikleri bu takımlara karşı Avrupa takımlarını destekler, rakip takımı desteklemeyenler ise Benfica maçında atkıyı açan densize söver ve o saatten sonra Benfica diye bağırmaya başlar haklı olarak. Asıl mevzu bu olmamalı zaten bence. İsteyen istediğini sever de nefret eder de, bunu şikeye müsait bir duruma dönüştürmedikçe bir problem yok bence.

Nasıl ki geçen sene şampiyonluk adaylarından Bülent Uygun "inşallah Fenerbahçe şampiyon olur" deyip Galatasaray'a zorlu bir deplasman yaşatırken bu sene aynı Uygun Fenerbahçe'yi mağlubiyetle uğurlamayı bilmekte ve Fenerbahçe'ye olan sevgisinin ekmek yediği yere bulaşmadığını göstermekteydi. Keza asbaşkanı ve takım kaptanı Trabzonspor şampiyon olsun diyip, sezonun en güzel topunu Trabzonspor'a karşı oynayıp 4 atanı da gördük biz bu liglerde.. Bunun adı ise birine olan sevgiden öte diğerine olan nefret ama herşeyden önce ekmeğine saygı olarak adlandırılabilir ancak.

Bir de öteki yanı var tabi, hatır şikesi yapmış olabiliriz diyen kepçe solak ama o da "ne istiyor teksas, çarşıdan" isimli bir yazıya konu olsun ileride..
bence Beşiktaş şike yapmamıştır o sezon ne hatırla ne başka birşeyle

12 Kasım 2008 Çarşamba

Los Galacticos zorda


Sene başında, geçen seneki başarılarının üzerine koyar, bizim katalanlara tur bindirirler diye düşünmüştüm. Yanılmışım!

Kimse kötü futbol oynamakla suçlayamaz Real'i. Ama her maç 2 ve üstü gol yenmez ki be kardeşim! Real Union'a elenip kral kupasına veda ettiler. Juve'ye 2 maçta da kaybettiler. Van Nistelrooy 6 hafta yokmuş... Taraftarın yüzünün gülmesi için ya acilen ligde liderlik lazım Real'e, ya da Şampiyonlar Liginde heyecanlı bir galibiyet. Calderon sıkıntılı günler geçiriyor..

Neden olmasın wasted'ım. Sen ayarla, ben uyarım valleh..

voller-rijkaard

kare italya 90dan..kahramanlar; şimdinin ağır başlı hocaları frank rijkaard ile rudi voller..konuyu fazla dağıtmadan, "her anını eksiksiz dün gibi hatırlarım" diyen seven gönüllere bir hızlı selam çakıyorum...

bariz, gel sana güzelinden bi fiko kızılok night yapalım

11 Kasım 2008 Salı

teddy sheringham ve kardeşim pearce

euro 96daki ingiltere takımı "unutamadığım turnuva takımları listemde" yıllardır istikrarla başlarda durur..hala düşününce "yemişim bierhoff'un altın golünü, şu kadroya bak hacı" der dururum kendi kendime..gazza, alan shearer, steve mcmanaman, paul ince, adams, kenardan gelen david platt, kova seamon, sheringham ve tabi ki kardeşim stuart pearce..hatta stuart pearce'ın taç çizgisine paralel uzun pasları, o zamana kadar oyun kurucu pozisyonunda oynadığım mahalle takımımızda da bir dönemin kapanmasına neden olmuştu..sırf pearce'ın uzun paslarından atayım diye, mis gibi ortasahayı bırakıp sol bek oynamaya başlamıştım..takım arkadaşlarım hayretler içinde kalmış, uzunca bi süre bu duruma anlam verememişlerdi..neyse..mevzu o takımın önemli oyuncularından tedy sheringham'la ilgili..manchester'dan takım arkadaşı andy cole'un futbolu bıraktığı haberini görünce aklıma geldi bu yaşlı kurt..hızlı atakları nefis gol vuruşlarıyla süslemesiyle premier lig'in simgelerindendi bu adam..şu an ne yapıyor bilmiyorum..en son hatırladığım 40 yaşındayken west ham formasını terlettiğiydi..sonra 1.lig takımlarından birine transfer olmuştu..orda da crystal palace forması giyen 19 yaşındaki oğlu ile karşılıklı resmi bi maça çıkmış..dile kolay..ingiltere 1.lig maçında sağından atıp solundan geçmek istediğin adam senin oğlun! cesare maldini ne zaman bıraktı futbolu bilmiyorum ama futbol dünyasında eşi benzeri yoktur herhalde bu olayın..ayrıca konu açılmışken söylemek isterim, sahalardaki akraba futbolcular oldukça ilgi çekici bi konu bence..arçil sakatlandığı zaman en az trabzonspor taraftarı kadar üzüldüğümü hatırlarım misal..ikisi de aynı anda sahada olsun isterdim..ya da galatasarayda oynarken mert korkmaz ile bülent korkmaz'ın birbirleriyle yaptıkları hazırlık pasları bile çok keyif verirdi..adrian ilie-sabin ilie ikilisinin karşılıklı golleriyle 1-1 biten bi galatasaray- fenerbahçe maçı güzel olmaz mıydı sizce de? neyse post iyice boka sardı, saçmalamaya başladım..resim euro 96da gazza'nın gol sevinci..yanındakiler sheringham ve adams..kardeşim pearce görünmüyor ortalarda..resme fotomontaj yapan ingiliz medyasına da "adam değilsiniz" demek istiyorum..

mahmut uslu ol :)

9 Kasım 2008 Pazar

klasik..

"galatasaray 0-1'i onbeş-yirmi dakika koruyabilseydi her şey daha farklı olacaktı" diyecem ama öyle demekle olmuyor elbette..golü erken buldukları gibi erken yediler..galatasaray'ın yerden kısa pasa, set hücuma dayalı statik futbolunun kadıköyde prim yapmasının şifresi; skor avantajını erken yakalayıp fenerbahçenin -emirates'te arsenali sıfır skorda tutmaya mahir- savunmasının düzenini bozmaktı..ama 0-1'i değil 15 dakika, 3 dakika bile tutamadılar..bunu yapmadıkları gibi kontrataktan 2.gölü de yediler..oyunun 65 dakikasını yenik oynadılar..set hücum yapan, rakip yarısahaya pasla yerleşmeye çalışan galatasaray, hep duvara çarpıp geri döndü..bu anlamda fenerbahçenin iyi gömülen, boş alan bırakmayan, kendi cezahasının 10-15 metre önünde diri pres yapan, risk almayan, disiplinli takım savunmasının hakkını vermek lazım..tablo böyleyken, aragones galatasarayın pas trafiğini kesmek için yerinde değişikliklerle ortasahaya beton dökerken, skibbe hücum hattını değiştirmeyi tercih etti..tek forvetli sistemde son tercih nonda olmalıydı, bunu daha önce de söyledik ama skibbe baros'u da düşünmedi, ikinci yarıyı nonda'yla oynadı..mücadeleleriyle formalarının hakkını veren fenerbahçeli futbolcuları tebrik ederken, selçuk'un ön direğe yaptığı koşuları seyreden takıma ve maçın kırılma anında topu acemice tehlikeli yere tokatlayan sancthis'e de ayrı ayrı parantez açmak lazım tabi..sözün özü; takımlar değişiyor, yıllar geçiyor ama klasik bozulmuyor..kadıköyde galatasaray galibiyeti görmeyen çocuklar 9 yaşındaydı, varsın 10 olsunlar..

uefa finali saraçoğlunda oynanmasın :)

futbol bayramı

7 Kasım 2008 Cuma

fenerbahçe-galatasaray #3


hassittir a.q

6 Kasım 2008 Perşembe

benfica:0 galatasaray:2

bu takım avrupa'da iki maç üstüste kazanmayalı kaç yıl oldu? taraftar bunun ezikliğiyle izliyor avrupa maçlarını..takım bu ezikliği yıkıyor yavaş yavaş..estadio da luz'da bu kadar doğru oynamak, futbolunu bu derece kabul ettirmek kolay değil..olimpiakos maçından sonra sezonun en iyi futbolunu oynadı galatasaray..90+2'de 2-0 öndeyken bile ayağa oynamak, pas yapmak, sakin olabilmek çok önemli..isim yazmak istemiyorum çünkü olağanüstü oynayan oyuncu sayısı iki-üç değil beş-altı..bütün maç için galatasaray adına olumsuzluk ararsanız bulamazsanız..tablo böyleyken, özellikle ikinci yarıda, "ah bu maç şampiyonlar ligi maçı olacaktı" diye iç geçirmeyen galatasaraylı var mıdır acaba? varsa da çok azdır zaten..bu takımın potansiyeli daha fazlasını hakediyor, bu kesin..

maçtan sonra skibbe'ye fenerbahçe maçını soruyorlar, o da "göğsümüzü gere gere gideceğiz" diyor..gerets olsa "kırmızı şarabımı açıp bu galibiyetin keyfini çıkarmak istiyorum önce" derdi..ne alaka derseniz; alakasız bi anektod, aklıma gelmişken yazıyım dedim..

bu arada maçtan sonra ntv'yi açıp, rıdvan dilmen'in "güntekin, galatasaray'ı durdurmak istiyorsanız"la başlayan konferanslarından birini izleyeyim dedim, göremedim..yine de güzel adamsın rıdvan..gözlerinden öperim..

emre gol atınca çok şaşırdı :) arda turan oley..

UEFA günün programı

Cimbom'a bol şans..

A Grubu
Real Racing Club - Schalke
Manchester City - Twente

B Grubu
Metalist - Hertha
Benfica - Galatasaray

C Grubu
Stuttgart - Partizan
Standard - Sevilla

D Grubu
Spartak Moskova - Udinese
Tottenham - Dinamo Zagreb

E Grubu
Wolfsburg - Heerenveen
Milan - Braga

F Grubu
Ajax - Zilina
Slavia - Aston Villa

G Grubu
St Etienne - Rosenborg
Valencia - Kopenhag

H Grubu
Lech - Nancy
Feyenoord - CSKA Moskova
Nişana bir iki...

"Officer of the Most Excellent Order of the British Empire" - 2007


Dün gece, Şampiyonlar Ligi'nde Britanya İmparatorluğu sınırlarındaki İngiliz bir takımla İskoç bir takımın maçında ilk golü bir Avustralyalı diğerini ise Galli attı. Bu durumda İrlandalılar naptı??

Maçın adamı


FM tabiriyle 9 oynadı dün akşam Volkan.

Kayseri maçında takımını ateşe atan, bir çok maçta akıl almaz kırmızı kartlar görüp takımını satan adam, dün akşamki maçın kahramanıydı.

Benim Volkan'ın yeteneğinden şüphem olmadı hiçbir zaman. Yer tutuşu da refleksleri de bence yeterliden daha fazlası. Velakin her hemen Türk futbolcusu gibi çabuk şımarma, agresiflik gibi bir takım eksileri var.

Bu arada Fener dün savunmayı geride kurarak Arsenal'e karşı doğru olanı yaptı. Kadıköyde 5 yiyen savunmadan en az 7-8 metre gerideydiler. Bence iyi iş çıkardılar. Emirates zindan bir stat çünkü. Yolları açık olsun, içime UEFA doğuyor, ötesini düşünmeye gerek yok bence.
kaleciden MOM'mu olur yav!

5 Kasım 2008 Çarşamba

you are what you kiss..


"Çocuğumun İngilizce öğrenmesi için Premier Lig'e gidiyorum" demişti -Faruk Süren türkçesiyle yalvara yalvara gidip ağlaya ağlaya dönmeden önce- şimdi de "Hain değilim hiçbir zaman Chelsea formasını öpmedim" diyor Sheva. Halbuki herkes Charity Shield'da Liverpool'a gol attığı zaman nasıl da öptüğünü hatırlıyor formayı. Böyleleri para için kıç da öper forma da..

Bir de bayrak adamlar vardır sahalarda, onlar da böyle çimleri öper
ne öpersen osundur anlamında bir ingilizce cümle "you are what you eat" gibin

O an


Marca'da gördüm, dayanamadım.. Bence bir utanç fotoğrafıdır.